İnsanların 1970'li yıllarda, okuduğu veya radyodan dinlediği haberin doğruluğundan asla şüphe etmiyor olmaları...
İnsanların, kurnazlık ve hinlikten uzak halleriyle, izlediklerinin doğruyu yansıttığına inanmaları…
Hala dünmüş gibi, beni benden çalan, umut ve masumiyet çağı diyebileceğimiz, o güzel günlerin hüznü ile yaşama tutunurum…
Bugün ise insanlar medyanın yalanlarıyla yönlendirilmek isteniyor ve bambaşka bir toplum ortaya çıkıyor. Gerçekleri yansıtmayı ilke edinmesi gereken medyada, gerçeği bulmak mümkün değil. Günümüz dünyasında, özellikle medya, basın ve düşünce kuruluşlarındaki şahsiyetlerin gerçeğe ve araştırmaya dayanmayan, etik değerlerden uzak, düzmece, provokatif söylemlerle insanların bilincini istedikleri gibi biçimlendiren, toplumsal sağduyu ve sorumluluktan uzak, reyting için her şeyi mubah gören, gerçek hayat ile sanal hayat arasında bocalayan ve yalan saltanatıyla yaratılan mutsuz insan karakterleriyle karşı karşıyayız.
İnsanlar mı yoksa zaman mı değişti?
O naif ve temiz insanlar hangi köşeye gizlendi? Toplum nasıl bu hale geldi?
Zaman o saf ve temiz insanların tahammül duygusunu alıp götürdü…
Keşke biraz o günler gibi sade kalabilseydik...
Günümüzde yeni yetişen ''ben kuşağı'' hızla gelişmektedir.
Ben kuşağı, vurdum duymaz bir şekilde hareket etmeyi sürdürdükçe, nihilist bir kuşak doğuracaktır...
Bu gidişata neden olan, içi boş teorik söylemlerle felsefe yapan, taklitçi, kendini kandıranlar insanlar da gelecek kuşaklara kötü örnek oluyorlar.
Türkiye'de linç kültürünün yayılmasına sebep olmak, halkı onarılması güç acılara sürüklemek, savaş çığırtkanlığı yapmak, hangi saygın medya ve basın kuruluşunun iştahla yapacağı bir iş olabilir?
Büyük haber ajansları, düşünce kuruluşlarında yapılan bu yalan-yanlış beyanatlar basın etiğinden oldukça uzak. Toplumu aydınlatmadığı gibi, barışa hizmet etmiyor, sosyal sorumluluk taşımıyor. Gerçekler tersyüz ediliyor ve bu nedenle okuduğumuz her satıra kuşkuyla yaklaşmak zorunda bırakılıyoruz.
Bu medya ve politikanın etkisiyle bireyler iradesizleştirilerek, var olanı kanıksıyor. Bugünün sorunlarıyla uğraşmak konusunda yeterince gayretli değiliz. Küresel sistem, insanın tek ve çaresiz olduğu yalanını, toplumu afyonlaştıran popüler kültürle yaygınlaştırıyor. Ama insanın bugünün sorunlarıyla uğraşabileceğini ve değiştirmeye gücünün muktedir olabileceği ümidini yitirmemeliyiz...
Küresel sistem, medya ve basında öylesine yoğun bir faaliyet yürütüyor ki, bireyin hücrelerine kadar girip bir pazar oluşturuyor ve çıkarları doğrultusunda her konuda yönlendiriyor. Sorgulama metodunu geliştirmek yerine, bireyin yaşamın ufak detaylarında boğulmasını sağlıyor.
Günümüz toplumunda duyarlılığın menfaatsiz sorgulama yeteneğinin geliştirilmesiyle sağlanabileceğini düşünüyorum. Sorgulama düzeyi, küresel sistemin dayattıklarına karşı koyma, buna karşı mücadelede ve irademizle ayakta kalmamızda en önemli etken.