Şimdiye kadar okuduğum en demagojik yazıdan söz edeceğim. Levent Gültekin’in yazısından. Önce izninizle bu yazıdan birkaç alıntı yapacağım:

“Mithat Sancar iktidara ‘İmralı’nın kapılarını açın, Dolmabahçe mutabakatına geri dönün’ çağrısı yaptı.

“Mesela iktidar ‘Peki gelin konuşalım’ dese HDP gidecek mi gerçekten?”

“HDP farkında olmadan muhalif kesime şunu demiş olmuyor mu: ‘Benim öncelikli meselem Kürt meselesi. Türkiye’nin ne olduğu, ne olacağı umurumda değil, ben iktidarla kendi meselemi çözme imkanı bulduğum an mevcut mücadeleden çekilirim.’”

Bunları dedikten sonra, bir de utanıp sıkılmadan “yanlış mı yorumluyorum?” diye soruyor.

“Yanlış yorumlamıyorsun”, bilerek kirli bir çarpıtma yapıyorsun. Anlatayım:

Yazar “önce demokrasi sonra Kürt sorununda çözüm” tezinin yandaşıymış. Demokrasi gelirse Kürt sorunu da çözülürmüş. Akla yakın görünüyor. “Yakın” görünen her zaman gerçek değildir. Şimdi soralım:

Türkiye AKP’nin AB üyeliği süreci boyunca yaptığı reformlarla ve askeri vesayeti sonlandırma adımlarıyla Türkiye’nin görüp göreceği “en demokratik” ortamı yaşar gibi oldu. Bu “yaşar gibi olunan demokrasi” neden faşizme evrildi? Türkiye ne zaman faşist diktatörlüğe yuvarlandı? Öclan’a tecrit uygulandığı ve Dolmabahçe mutabakatına son verildiği zaman. Bu neden oldu? Öcalan’a karşı komplo başarısız olduğu ve Kobanê’de Kürt halkı DAİŞ’i ezip, zafer kazandığı için oldu. Ocak’ta zafer kazanıldı, Şubat ayında çözüm masası devrildi. Ardından faşist rejim kuruldu.

Eğer Gültekin’in tezi doğru olsaydı, AKP’nin ilk dönemindeki “takiyye kokan demokrasi” Kürt sorununu çözerdi.

AKP’nin “çözüm sürecinden” amacı Kuzey’i oyalamak, Rojava’yı vurmaktı. Yani demokrasi memokrasi hikayeydi. Kürt sorunu Kobanê devrimiyle gerçek anlamda çözüm rayına oturunca faşist diktatörlük ilan edildi.

Demek ki, devlet Kürt sorununda çözümü kabul etmedikçe Türkiye’de demokrasi kesinlikle mümkün değildir.

Uluslararası komplo, ABD tarafından Türkiye’de “sistem içi bir demokrasi” kurmanın ön koşulu olarak gerçekleştirildi. Onlar Kürt sorununu PKK’siz, bir iki kültürel reformla çözmeyi ve Ortadoğu’ya “örnek” olacak bir “ılımlı İslamcı demokrasiyi” bu yolla gerçekleştirmeyi planladılar. Üçüncü Dünya Savaşına hazırlığın en büyük adımı uluslararası komploydu. Böylece Ortadoğu’da iki küresel merkez ABD ve Rusya ile iki bölgesel merkez Türkiye ve İran arasındaki paylaşım savaşında, Kürtlerin “üçüncü bir aktör” olarak devreye girmesini önlemek istediler. Bunlar olsaydı Türkiye’de “demokrasi” de olurdu, Erdoğan ABD’yle birlikte “eğitip donattığı” ÖSO’cularla Emevi Camii’nde namaz da kılardı.

Bunu başaramadılar. PKK’yi tasfiye edemediler. Rojava devrimini önleyemediler. Öyle olunca “demokrasi” şalını attılar, faşist rejimi kurdular.

 Tekrar edelim: Devlet Sancar’ın dediği gibi “İmralı kapısını açmayı ve Dolmabahçe mutabakatına dönmeyi” kabul etmedikçe, Türkiye’de demokrasi boş bir hayaldir. “Kürt anasını görmesin” diyen rejim, aynı zamanda “Türk de demokrasi görmesin” demektedir.

Diken yazarı “Mesela iktidar ‘Peki gelin konuşalım’ dese HDP gidecek mi gerçekten?” diye garip bir soru sormuş.

Bu “teyzem erkek olsaydı eniştem olurdu” gibi bir şey. HDP “İmralı kapısını açın, Dolmabahçe’ye dönün” diyecek, Erdoğan da “Peki gelin konuşalım” diyecek. Kürt’ün kanına susamış adam böyle deyince  HDP de “Benim öncelikli meselem Kürt meselesi. Türkiye’nin ne olduğu, ne olacağı umurumda değil, ben iktidarla kendi meselemi çözme imkanı bulduğum an mevcut mücadeleden çekilirim” diyecek…

Adama soruyoruz “senin aklından zorun mu var?” El cevap: “Mesela temiş iduk”… Bu işler “meselayla” olmaz. Aklını başına topla.

Sancar’ın çağrısı Türkiye’yi felaketten kurtarma çağrısıdır.

Aptallığın alemi yok. Türkiye şu anda felakete Kürtlerin statü kazanmasını önlemek amacıyla Suriye bataklığına sürüklendiği için dolu dizgin koşuyor. Ergenekon “Şam’la anlaş, Kürtle anlaşma” çizgisini dayatmış. Demokrasinin ilk adımı Türkiye’yi bataklıktan çıkartmak. Türklere “Kürtle de anlaş, Şam’la da anlaş” çizgisini anlatmak birinci mesele. Eğer Türkler, CHP ve tüm rejim karşıtları, bu arada Levent Gültekin bunu anlar ve de ya rejimi yıkarak ya da ona boyun eğdirerek bu çizgiyi hayata geçirirse, ülkenin demokrasiye geçişi anlık bir mesele olur.

PKK’ye, Rojava’ya, o nedenle Suriye’ye, dolayısı ile de Rusya’ya, kimi zaman ABD’ye karşı “savaş halinde” bulunan bir ülkede “önce demokrasi yapalım, sonra Kürt sorununu çözelim” demek cenaze merasiminde ölü yakınına “gözünaydın” demeye benziyor.

Faşizmin ve savaşın temel sebebi ve amacı Türk bölgesel emperyalizminin önündeki en büyük engel olan Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye etmektir.

Ama Kürt’ün inadı inattır. Tasfiye olmuyor. Faşizm de savaş da sürüyor.

Çözüm: O halde can alıcı mesele tasfiye edilemeyenle anlaşmak değil midir?

Erdoğan anlaşmıyorsa, siz anlaşın, “İmralı kapısı açılsın, Dolmabahçe mutabakatına dönülsün” deyin, faşizm de savaş da anlamını kaybetsin ve de cehennemin dibine gitsin.