Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti (GGC) Başkan Yardımcısı Ekrem Sunar: Yürütülen politika benim dinimden olmayan benden değildir zihniyeti ile karşı bir tutum sergilemektedir. Bu son tutuklamalar da bunun kanıtıdır. AKP Kürt basınından korkuyor. Çünkü gerçekleri ortaya koyduğundandır. Bundandır ki Kürt gazetecileri devlet terörist olarak adlandırıyor.
Amed Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) Başkanı Remzi Can: Basına müdahale, insanın özgür iradesine müdahaledir. Basına müdahalenin kimseye bir faydası yoktur. Gazetecilerin, belediye çalışanlarının ve seçilmişlerin tutuklamaları kimseye bir artı getirmiyor, bir an önce bu tutukluların serbest bırakılması ve barış sürecinin başlaması gerekir.
İHD Amed Şube Sekreteri Raci Bilici: Basın üzerindeki baskılar son derece tehlikeli. Gazeteciler bir an önce serbest bırakılmalı, fotoğraf makinelerini ve kameralarını alıp bütün gelişmeleri takip etmeli. Geçmişte hükümetin yaptığı yöntemin aynısı yapılıyor. Ve bu yüzde bütün hükümetler iflas etti, bu iktidar da iflas edecek.
KESK Dönem Sözcüsü Veysel Özhekti: Kürt basınına yönelik yapılan baskıları kınıyorum. Aslında bu soruyu sormamız gerekiyor özgür basına neden bu saldırı yapıldı? Çünkü özgür basın, onların yaptığı kirli politikayı perdeler arkasından çıkardığı için saldırı yapıldı. Tam da bu noktada onların kirli yüzünü kamuoyuna teşhir ediyorlar. Kürt basını Apê Musa’nın yarattığı özgür gelenekten geliyor. Apê Musa’nın mücadele ateşini, tutuklu olan gözaltına alınan arkadaşlarımız bu ateşi daha gürleştirerek buralara getirdi. Eminim ki bu arkadaşlardan sonra gelecek arkadaşlar da bu ateşi biraz daha gürleştirecektir.
Sur Belediye Başkan Yardımcısı Gülbahar Örmek: Eğer basın da susturulmak isteniyorsa amaçları başka bir şeydir, gerçeklerin yansıtılmasını istemiyorlar. Gerçekleri yansıtmayın demektir. Biz ne dersek onu uygulayın demektir. Kendi basınını kendi iş adamını bütün meslek camiasında kendi dediklerini yansıtmak istemektir. Diyarbakır halkı olarak Kürdistan’daki diğer illerdeki yurtsever vatandaşlar olarak tutuklanan arkadaşın yerini dolduracağız. Bugünden sonra biz ailece geleceğiz gönüllü muhabir olacağız. Buraları boş bırakmayacağız.
Doç. Dr. Vahap Coşkun: Gözltı ve tutuklamalar iktidardan bağımsız düşünülemez. Her dalgada belirli kesimler hedef alınıyor. Akademisyenler, avukatlar ve bu son dalgası gazeteciler oldu. Gözaltına alınan gazetecilerle ilgili basına yansıyan iddialara bakıldığında burada herhangi bir suçun çıkması veya herhangi bir yasadışı örgüt çıkması, üye olmak gibi bir ithamın yapılması mümkün değildir. Bu insanlar yer altında faaliyet gösteren insanlar değiller. Hepsinin bağlı oldukları haber ajansları var, hepsi işlerini alenen yapıyor, görevlerini açık bir şekilde yerine getiriyorlar.

Prof. Dr. Şemsa Özar: Muhalif basına yönelik operasyonların her kesimi tehdit etme amacı taşıyor. Türkiye de son zamanlar da artarak hepimizi bir anlamda tehdit eden bu özgürlükleri kısıtlamanın, gazetecileri de tutuklayarak devam etmesini şiddetle kınıyorum.

DİHA/AMED




ÇGD: Utanıyoruz


Tutuklu gazeteci sayısının 99’a ulaştığını belirten Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), gazetecilerin tutuklanmasına sessiz kalan veya polisin iddialarını savunan gazeteci ve basın kurumlarını eleştirerek “utanıyoruz” dedi.
ÇGD Yönetim Kurulu, gazetecilerin tutuklanmasına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada “terörle mücadele” polisinin operasyonuyla, özel yetkili savcının sevkiyle ve özel yetkili hakimin kararıyla 35 gazetecinin “terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla tutuklandığı belirtilerek, “Gazetecilere terörist muamelesi yapanların sadece polis olmadığını, kamu adına, yani tüm toplum adına, hepimiz adına suçlama yönelten, ‘Bu haberi niye yaptın? Bu kişiyle niye görüştün’ diye soran savcının, ‘millet’ adına karar veren hakimin de aynı muameleyi yapmasından utanıyoruz!” denildi.
“Tutuklu gazeteciler konusu sorulduğunda hükümet yetkililerinin ‘onlar gazeteci, değil terörist’ deme cüretini gösterdiği bir ülkede yaşamaktan utanıyoruz” denilen açıklamada, daha ortada hiçbir şey yokken hemen “terör” ile ilişkilendirme yapan ve “terör-press” başlığını atanların gazeteci, içeriye atılanların ise “terörist” diye anılmasından utanıldığı belirtildi. Açıklamada, tutuklu gazeteci sayınını 99’a ulaştığı belirtilerek, gazetecilerin tutuklan masına karşın medyanın sessizliği de eleştirildi. Açıklamada, “Gazetelerin, televizyonların, ajansların baskı karşısında sindiğini gördükçe, iktidar karşısında süt dökmüş kediye döndüklerini gördükçe mesleğimizden utanıyoruz” ifadesi kullanıldı.


Estukyan: Yazmaya devam


Agos Gazetesi Editörü Pakrat Estukyan, gözaltı ve tutuklamalara rağmen gazetecilerin yazmaya devam edeceğini söyledi.
Kürtlere yapılan baskıların aslında tüm ülkenin üstünü örten bir baskı düzenine dönüştüğünü belirten Estukyan, şiddetin ve gerilimin uzun bir süre daha devam edeceğinden kaygılı olduğunu söyledi. Estukyan “Biz gazeteciler de mütemadiyen toplu tutuklamalar, baskınlar, gözaltılar okuyacağız ve yazacağız. Türkiye’de şu anda bir çocuğun elleri çamurlu diye, bunun polise taş atmış olabileceğini varsayıp bunu bir delil gibi zabıt altına alıp, 12-13 yaşındaki çocukları hapishaneye atan bir zihniyet var” dedi. Hrant Dink’i öldüren zihniyetle şimdi gazetecileri tutuklayan zihniyetin aynı olduğuna dikkat çeken Estukyan, Türkiye’de hukukun “etnik ayrımcılık” üzerine kurulu olduğuna vurgu yaparak, şöyle konuştu: “Türkiye’de olmayan bir şey özgür basındı. Özgür basın bir avuç insanın tüm tehlikeyi göze alarak çalıştığı bir emekçi basındır. Bedeli de oldukça ağır gelmektedir. Ama ana akım medyada çok izlenen, en çok satan gazete ve en çok izlenen televizyon kanalları da ne yazık ki ‘habercilik’ diye tanımlanacak şeyin çok ötesinde bir yerdeler.”