
Erdoğan’ın katıksız bir Kürt düşmanı olduğunu artık herkes kabul ediyor. Kaldı ki kendisi bunu gizleme gereği de duymuyor. Her ne kadar PKK, PYD, YPG’yi terörize etme üzerinden bu düşmanlığına aklınca kılıf uydurmaya çalışsa da, yaptığı her eylemiyle katıksız bir Kürt düşmanı olduğunu net olarak ortaya koymuş bir kişiliktir.
Türk devlet tarihi anti Kürtlük üzerinden şekillene gelmiş bir tarihtir. Dönemlere göre Kürt serhildanlarını terörize etmek için farklı isimlendirmelerle, Kürt soykırım saldırılarını meşrulaştırmaya çalışmışlardır.
Eşkıya, terörist vs. fark etmez ama işin özünde Kürtlük yok edilmesi gereken bir olgu olarak görülmüş, resmi ideoloji ve siyasal iktidarlar sürekli olarak Kürt hareketlerini bastırmak için en kanlı yolları tercih etmişlerdir.
Bugün yaşanan da Erdoğan şahsında Türk resmi ideoloji ve iktidarının yüz yıldır her türlü soykırım saldırısına rağmen başaramadığını başarma mücadelesidir.
Kürtlerin sorgulaması ya da tartışması gereken şey, Erdoğan ve/veya Türk devletinin ne yapmak istediği değildir. Bu son derece yanılgılı ve gaflete düşüren, götüren bir yaklaşım olur ki, sonucu Kürt soykırımında yüz yıldır başarılamayanın başarılması olur.
Türk devleti, yüz yıl sonra kuzey Kürdistan’da gerçekleştirdiği saldırı ve soykırımları tüm Kürt parçalarına taşırmaktadır. Erdoğan şahsında geliştirilen ve üzerinde beyaz Türk faşizmiyle de ortaklaşılan şey, Kürtlük adına ne varsa yeryüzünden silme, yok etme siyasetini sonuca götürmedir.
Bu kapsamda geliştirilen Rojava’yı işgal ve soykırım saldırıları son derece tehlikelidir. Bu saldırılar sadece 9 Ekim’de başlayan saldırılar değildir. 9 Ekim, bu soykırım saldırılarının uluslararası onaya kavuşturularak, bölgesel güçlerin de “evet” demesiyle gerçekleşen topyekun Kürdistan seferi niteliğindedir.
2015-16 yıllarında Kuzey Kürdistan’da şehir savaşlarıyla geliştirilen topyekun imha savaşında şehirler yerler bir edilse de Erdoğan-Bahçeli şahsında üst düzeye çıkarılan TC faşizmi Efrîn’le birlikte yeni aşamaya taşırıldı. ‘Hepsini öldüremiyorsam demografik değişimle hepsini yerlerinden sürer, bütün Kürdistanı baştanbaşa Türkleştiririm’ politikaları devreye konuldu.
Güney Kürdistan’da Kerkük ve referandum süreçlerinde izlenen siyaset tam da bu Kürtsüzleştirme siyasetinin bir parçası olarak, Irak, İran ve Suriye rejim güçleriyle birlikte devreye konuldu.
9 Ekim’de geliştirilen Rojava’yı işgal ve soykırım saldırıları hem bölge devletlerinin hem de küresel güç olarak ABD ve Rusya’nın onayıyla geliştirilen yeni bir soykırım ve tehcir hareketiydi. Bu saldırılar halen en faşizan şekilde devam ediyor.
Burada önemli olan artık Erdoğan-Bahçeli faşist bloku şahsında TC soykırımcı siyaset geleneğinin ne yaptığını tartışmak değildir. Bundan sonra önemli olan Kürtlerin bu tarihsel eşikte ne yapacaklarıdır.
Rojava’da ENKS, Güney Kürdistan’da KDP üzerinden engellenen Kürt ulusal birliği gerçekleştirilebilecek mi yoksa Kürtler yaşadıkları bu kader anında, sömürgeci ve işgalci faşizme karşı tek cephede bir araya gelip tarihin gidişatına dur diyebilecekler mi?
ENKS adına hareket edip kendilerine Kürt siyasetçi diyenlerle KDP adına hareket edip kendilerine başkan, başbakan sıfatlarını yüklenenler tarihsel bir sınavla karşı karşıyadırlar.
Fakat bundan önemlisi, Kürt halkı ve her türden siyasal ve sosyal örgütlenme yapıları bunlara karşı gerçek manada dur diyebilecekler mi? Bu önemlidir. Zira söz konusu olan varlık-yokluk savaşıdır.
Kürtler adına hareket edenlerin, Türk devletiyle trajikomik şekilde dillendirdikleri “komşuluk” ilişkileri tam bir kandırmacadır. Erdoğan’ın ve TC devlet faşizminin kazdığı kuyuya tüm Kürt halkını koymaktır. Sadece kendileri düşse zararı yoktur, ancak gerçekten bir halk, kendine “başkan, başbakan” sıfatlarını yakıştıranların eliyle bu ölüm kuyularına adım adım götürülmektedir.
Dolayısıyla sanatçıların başlattığı ulusal birlik hareketi giderek büyümek, kapsamını genişletmek, tüm Kürdistan parçalarından her siyasi görüşten kesimleri içine almak zorundadır. Özellikle Kürt aydınlarının pasif, söylemden öteye gitmeyen, utangaç eleştirilerden kurtularak, KDP ve ENKS şahsında geliştirilen tehlikenin önüne geçmeleri bir zorunluluk olmaktadır. Unutulmamalıdır ki, varlık-yokluk sorunu yaşayan bir halkın “başkanlık, başbakanlık” gibi sıfat derdi olamaz. Başbakanlık Kürdü soykırımdan kurtarmaz ama Kürt soykırımını engellemek her türlü başkanlık ya da başbakanlığı getirebilir. Bu sıfatlar da ancak o zaman anlam bulabilir. Gerisi bir kandırmacadır, suçtur. Bu suça engel olmak ise hepimizin görevidir.
Ve unutulmamalıdır ki, eğer Kürtler birliklerini sağlayıp bu soykırım, tehcir, talanın önüne geçmezlerse yaşanacaklar yaşananlardan bin kat daha felaket getirecektir.