Kürt Halk Önderi bir buçuk yıl önce bir çatışmasızlık süreci başlattı. Gerillanın çekilebileceği iradesini de ortaya koydu. Önemli düzeyde gerilla sınır dışına çıktı. Kürt Özgürlük Hareketi sürecin gerektirdiği yumuşaklıktan daha yumuşak bir yaklaşım gösterdi. Öyle ki, devlet tarafından çatışmasızlığı bozan, çözümü değil tasfiyeyi hedefleyen adımlar atıldığında bile sessiz kaldı. AKP Hükümeti tam bir çözümsüzlük içinde oldu. Hatta provoke eden bir tutum gösterdi. Buna rağmen çatışmasızlık bugüne kadar geldi. Ancak Kürt halkı AKP Hükümetinin bir çözüm politikası olmadığını görünce karakol, askeri amaçlı baraj ve yol yapımına karşı tutum aldı. AKP Hükümeti buna bile tahammül etmedi. Bir taraftan kendisinin çözümsüz politikalarının üstünü örtmek, diğer taraftan gündem değiştirmek için gerillaya yeni katılan gençlerin bir kaçının ailesini BDP ve HDP’ye karşı kışkırtmaya çalıştı. Devletin tüm istihbarat örgütleri, basını ve siyasi güçleri “kaçırılan çocuklar” gibi bir gündem yaratmaya çalıştı. Bu bile başlı başına AKP Hükümetinin bir çözüm politikası olmadığının kanıtıdır.

Hergün gösterilerde çocuklar gaz bombası ya da mermilerle vuruluyor. Kimi ağır yaralanıyor, kimi katlediliyor. Rojava sınırında her gün kadın ve çocuklar öldürülüyor. Daha dün Rojava sınırında bir çocuk katledildi. AKP Hükümetinin 12 yıldır gençlere ve çocuklara yaptığı ortadayken çocuklar ve gençler üzerinden istismar yapmak istiyor. Propagandalarından anlaşılıyor ki amaçları çocuklar değil, gerillaya katılımı önlemek ve gerillayı dağdan indirmektir. Zaten gerilla niye dağda duruyor, çözüm oluyor, gelip teslim olmalı, diyorlar. Gerillayı dağdan indirme, itibarsızlaştırma ve tasfiye etme planı olduğu çok iyi anlaşılıyor. Ancak Kürdistan’da bu tür girişimler tutmaz. Kürt halkı MİT ve devlet tarafından planlanan bu oyuna tepki duyar. Devlet tarafından yönlendirilen bu birkaç ailenin Kürdistan toplumunda karşılığı yoktur. Çünkü 30 yıllık zorla, şiddetle, savaşla psikolojik harekatlarla gerillaya yönelik geliştirilen saldırıların bir parçasıdır. Bu açıdan Kürt halkı bu birkaç aileye böyle bakacaktır. Hükümetin bir çocuk sevgisi olmadığını, aksine çocuk ve kadın demeden katlettiğini ve her türlü zulmü yaptığını herkes çok iyi biliyor.
Başbakan’ın tüm basına çağrı yapması, bu konuda herkesi harekete geçirmeye çalışması maksadını ortaya koymuştur. Kürt sorununu çözme politikası olmadığı için bu yola başvuruyor. Başbakan bilmeli ki bu tür psikolojik savaşlarla Kürt sorunundan kurtulmak mümkün değildir. Psikolojik savaşı yoğunlaştırmak bir çözüm politikasının olmadığını gösterir. AKP Hükümeti de bunu yapıyor.
Aileler kesinlikle MİT tarafından bir araya getirilmiştir. AKP ve devlet güçleri tarafından desteklenmektedir. Yani bir sivil toplum girişimi değildir. Zaten gerillaya katılanlar gönüllü giden gençlerdir. Birkaç istisna dışında çocuk yaşta katılan yoktur. Özellikle de Türkiye içindeki üs alanlarında yaşı küçük olanlar gerillaya yük olurlar. Devletin derdi çocuklar değildir, gençlerin gerillaya katılmasına itiraz ediyor. Çocuklar geri gönderilsin derken, gerillaya katılan gençler geri dönsün diyor. Zaten “AKP sorunu çözüyor, çözüm süreci var. O zaman neden gerillaya katılım oluyor” diyorlar. Katılımın AKP’nin çözümsüzlük politikasına karşı Kürt halkının tutumu olduğunu görmüyorlar. AKP’nin çözümsüzlük politikaları nedeniyle katılanların arttığını itiraf edemiyorlar. Kendine göre tasfiye hesapları yaparken gerillanın güçlenmesi AKP’yi öfkelendiriyor. Erdoğan’ın sinirli ve öfkeli konuşması bundan kaynaklanıyor.
Bugün Kürdistan’da halkı da, toplumu da, gençleri de, çocukları da savunan ve onlara özgür bir gelecek hazırlama mücadelesi veren Kürt Özgürlük Hareketidir. Kadınların, gençlerin ve çocukların geleceği Özgürlük Mücadelesinin güçlenmesi, gelişmesi ve başarısına bağlıdır. Bunun dışında her şey kölelik, kültürel soykırım ve çürüme içerisinde bir yaşamdır. AKP halkı da, gençleri de, çocukları da böyle bir sistem içerisine almak istiyor. Gençler bu sistemden kopup buna karşı mücadele içerisine girdiği için Başbakan öfkeleniyor.
Erdoğan’dan önce de çok öfkelenenler oldu, ama bir sonuç alınmadı. Şimdi de sonuç alınması zordur. Bugün de, yarın da gerillaya katılımlar devam edecektir. Çünkü gerillaya katılım nedenleri ortadan kalkmamıştır, olduğu gibi durmaktadır. Kürt çocuklarının, gençlerinin tek bir ilk öğretim okulları yoktur. Erdoğan’ın tüm söyledikleri laf-ı güzaftır, demagojidir. Kürt çocuklarını zorla asimile eden, bitiren, yok eden Türk devleti ve bugünkü AKP Hükümetidir.
AKP Hükümetinin bir çözüm politikası olduğuna kimse inanmıyor. Çünkü söylemleri ve politikası inanmayanları haklı kılmaktadır. Öyle ki Kürt sorununda bir çözüm politikası olmayan CHP bile “AKP’nin bir çözüm politikası yok, çözümsüzlük politikası var, bir çözüm politikası varsa ortaya koysun” diyor. CHP’nin niyeti ne olursa olsun söyledikleri doğrudur. Bu yaklaşımla çözüm olmaz. Her gün faşist bir lider gibi tek, tek, tek biçiminde buyurgan bir dil kullanan biri hangi sorunu çözebilir?
Kürt sorunu yeni bir sorun değildir. On yıl önce de bu sorun hemen çözülmez deniyordu, şimdi de hemen çözülmez, bu nedenle AKP’nin çözümsüzlük politikasını anlayın, deniliyor. Artık çocuk bile böyle kandırılamaz.
Türkiye toplumu Kürt sorununun çözümüne hazırdır. Hazır değil, bu nedenle adım atılmıyor denilemez. Çözüm niyeti olmayanların dilidir bu. Eğer Kürt sorununun çözümü zorlaşıyorsa bunu zorlaştıran, her gün tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak, dolayısıyla tek dil diyen Başbakan Erdoğan’dır. Klasik devlet zihniyetini Başbakan şimdi toplumsallaştırıyor. Aslında toplumda ortaya çıkan çözüm zeminini böylece sabote ediyor, zehirliyor.
Çözüm niyeti olan ilk önce karakol, baraj ve askeri amaçlı yolların yapımını durduruyoruz der. Bu bir buçuk yılda cumhuriyet tarihin askeri ve kültürel soykırım amaçlı en yoğun karakol, baraj ve yol inşaatı yapılmıştır. Eğer cumhuriyet tarihinde bu kadar karakol yapılmış yıl yoksa o zaman niyet ve proje de belli oluyor. Başbakan’ın bir tehdit olarak savurduğu B ve C planları bu karakol yapımlarının da içinde olduğu bir tasfiye konseptidir. Bu bir buçuk yıl AKP’nin daha fazla teşhir olduğu, demokrasi güçlerinin ne yapması gerektiğinin ortaya çıktığı bir süreç olmuştur.