
Gerek Kürdistan’da süren savaş gerekse metropollerde uygulanan baskılardan dolayı, Avrupa, Amerika ve Avusturalya’da aynı duygularla hareket eden, ortak heyecanı hisseden dinamik bir Kürt potansiyeli yaşıyor. Giderek artan nüfuslarından dolayı yaşadıkları ülkelerde daha çok kamu politikaları alanında da dikkate alınan bu dinamik nüfusun siyasi gücünden yeterince yararlanıldığı söylenemez. 1970’lerden başlayarak, 1980 askeri darbesi ve akabindeki 15 Ağustos 1984 eylemiyle günümüzde bir buçuk milyon Kuzey Kürdistanlı sadece AB ve İsviçre’ye (80 bin civarında) sığındı. Kürdistan’daki direnişle sıkı bağlar taşıyan bu potansiyelin, yaşadığı ülkelerin özgün şartlarına göre örgütlenmemesi ve işlevinin ekonomik dayanışma merkezine oturtulmasından dolayı, siyasi ve kültürel rollerini yeterince oynayamıyor. Kürt diasporasının temsiliyet-meşrutiyet ve muhatap arayışındaki yetersizliklerini “Kürtler’in devletsiz ulus” olmalarıyla açıklamak, “bütün sorunun emperyalizm ve sömürgecilikten” kaynaklandığını belirtmek yüzeysel bir analiz olur.
Nedir diaspora?
Eski Yunanca’da Yahudiler’in dünyaya dağılmışlığı veya ‘sürgünü’ (dini terim) kelimesinden hareketle “dağılmışlık” anlamına gelen bu kavram bugün siyaset ve sosyolojide farklı tanımlar taşıyor. Fakat insan bilimleri gibi bu kavram da gelişti. Diaspora artık, sadece “zavallı mağduru” deği bir gücü temsil ediyor: “sürgündeki örgütlü güç” veya “ana ülkedeki siyasetin yurtdışındaki yansıması“ ve bunun ülkeyle karşılıklı siyasi, ekonomik, kültürel ilişkileri (transnationalism) şeklinde de tanımlanıyor. Ermeni diasporası üzerine araştırmalarıyla tanınan antropolog Martine Hovanessian (Nice Üniversitesi) “yeniden oluşmuş kimlikler” kavramını kullanıyor. Bu güçlü, dinamik birleşik çok kimlikli durumun göçmeni ‘ezik’, ‘ülke hasreti çeken zavallı gurbetçi’ konumundan arındırıp anayurduyla güçlü bağlar kurmasına ve oradaki siyasete müdahil olmasını sağlıyor.
Sosyolog Rogers Brubaker (California Üniversitesi) ise diasporanın örgütlü hareket ve iletişim ağı sayesinde asimile olmadığına ve bu işleyişle devletler arası ilişkilerde önemli rol oynadığını belirtiyor. ‘Devletsiz diaspora’ kavramı üzerine yoğun çalışan siyasetbilimci Yossi Shain (Tel-Aviv Üniversitesi), Kürtler’in durumuna en yakın olan “diasporanın bağımsız işleyen” dinamiğine vurgu yapıyor. “Diaspora devletin dışında ama ulusun içinde. Terk etmiş olduğu ülkesinin siyasi geleceği sözkonusu olduğunda en kararlı tavrını gösterir” tesbitini yapan Shain, bu duruma Amerikan Yahudi diasporasının İsrail’e desteğini örnek veriyor.
Peki Kürt diasporası ne durumda? Halen ürkekçe telaffuz ettiğimiz veya kabul etmek istemediğimiz “Kürt diasporası” aslında özgürlüğü için direnen bir halkın realitesidir. Egemen uluslar ve onların siyasetini benimseyen Batılı kurumlar, bazı akademik, çevreler bilinçli şekilde “Kürt diasporası” kavramını kullanmıyorlar. Bunun birkaç sebebi var. Türkiye ve bölge devletlerinin tesiri, eski diaspora tanımından kaynaklı bilgisizlik, ulus devletin statüsünün olmaması ve en önemlisi de Kürtler’in dışarıdan görünen imajı: “yoksul, orta sınıftan yoksun, aydın hareketi zayıf, ulusal birlik eksikliği…”
Diasporanın rolü
Küba, Angola, Lübnan, Ermenistan, Kosova gibi yoksul ülkelerin ekonomilerini diaspora sayesinde ayakta tutuyorlar. Bununla beraber, İsrail, İspanya, İtalya, Yunanistan, Türkiye, Cezayir gibi ülkeler bu potansiyelin ekonomik ve siyasi gücünden yararlanmaktadırlar. Kimi ülke imaj yoluyla ekonomik yatırım, kimisi de turizm amaçlı yurtdışında yaşayan vatandaşlarının örgütlü gücünden yararlanıyor. Hatta Türkiye ve İsrail örneklerinde olduğu gibi, bu potansiyel dindar, milliyetçi örgütlenmeler aracılığıyla Almanya ve Fransa ve kısmen ABD’de devletler arası ilişkilerde siyasi baskı, hatta şantaj unsuru olarak da kullanılıyor.
Küçük ülkeler diasporaya “gelişme ekonomisi” politikaları çerçevesinde rol yükleyip, onların ülkeye aktaracağı “dayanışma dövizlerine” bel bağlarken, kalkınmış ülkeler disporalarını halen ürkekçe telaffuz ettiğimiz veya kabul etmek istemediğimiz “Kürt diasporası” aslında özgürlüğü için direnen bir halkın realitesidir. Daha çok psikolojik üstünlük, imaj ve güç için kullanmaktadırlar.
Kürtler’in durumu
Bilindiği gibi Almanya, Fransa, İngiltere, Hollanda, Belçika ve İsviçre’de yüzbinlerce Kürdistanlı yaşıyor. İsviçre hariç, adı geçen ülkelerin hepsi PKK’yi “terörist” ilan edip yasaklayan devletler. Bu ne anlama gelebilir? Bu ülkelerin AB içindeki konumları, ABD ve Türkiye ile ilişkileri elbette önemli etkendir. Fakat bir buçuk milyon Kürdistanlı’nin yaşadığı bu ülkelerde Kürtler’e bu kadar kolayca adaletsizlik yapılmasını biraz da Kürt kurumlarının işleyişi, halkla ilişkileri ve çalışma yöntemlerinde aramak gerekir.
Kürt derneklerinin bulundukları şehirlerde yerel siyasetçiler nezdinde dikkate alınmamaları, çalışmalarının medya tarafından işlenmemesi, sadece marjinal bazı sivil toplum kurumlarıyla kısıtlı ilişkiler kurulmasını diasporadaki bu dinamiğin özgün koşullara göre kullanılamamasında aramak gerekir. Yaşadıkları ülkelerin, eğitimini, kültürünü, siyasi sistemini bilen insanların bu kurumlarda yer almama (ya da alamamaları) üzerine düşünmek gerekir. Otuz yıllık bir geçmişe sahip Kürt derneklerinin işleyişi konusunda sosyolojik verilere dayanarak yapısal ve işlevsel değişikliklere gidilmesi gerekir. Ermeniler, Yahudiler gibi geçmişte jenosidlere maruz kalmış, halkların diasporaları Kanada, Fransa, ABD’de sivil toplum örgütleri, siyasi partiler ve medyalar üzerindeki etkinlikleri sayesinde siyasi aktör konumundalar. Kendi devletlerinin iç ve dış politikalarında söz sahibi olukları gibi, yaşadıkları ve vatandaşlık bağıyla bağlı odukları ülkelerin siyasetinde de dikkate alınan aktör konumundalar.
Kürtler rollerini neden oynayamıyor?
Kürt diasporasının rolünü oynayamamasının sebelerini bireysel ve kollektif olmak üzere şöyle sıralayabiliriz:
Kuşak çatışması
Birinci kuşak, Türkiye’deki olumsuz, antidemokratik kültür ve siyasi alışkanlıklarını Avrupa’ya da taşıdı. Temsil eden veya yasal kurumlarda bunu yönlendirenlerin, yaşadıkları ülkelerin siyaseti ve kültürü hakkında eğitimleri yetersiz. Birinci ve ikinci kuşak arasında önemli iletişim ve kültürel farklılklar bulunuyor. Batı’da doğmuş buradaki eğitim sisteminde sosyalize olmuş ve birey olarak yaşamını başarmış gençleri ‘bütün kötülüklerin bu emperyalist ülkelerden kaynaklandığını’ retoriğini slogancı, ajitatif yöntemlerle empoze ederek, onları ikna etmek zor. Alışıla gelen bu yöntem, Avrupa’da hayal kırıklığı yaşayan, sosyal yardım kurumları tarafından rencide edilen, sistem ve toplum mağduru bir kesim üzerinde etkili olabilir.
Ancak sosyo-ekonomik anlamda bireysel başarıyı yakalamış ve fakat kimliksel, kültürel, inançsal gibi aidiyet değerleri anlamda kendilerini sorgulayanların beklentileri daha farklıdır. Göç sosyolojileri tarihi, Yahudiler hariç, 20. yüzyılda ülkesinden göç edenler arasında geriye dönüş oranını yüzde beş cıvarında gösteriyor. Dolayısla diasporanın asıl dinamiği kendilerini ‘Avrupalı- Kürt’ sayan, rasyonel düşünen, eğitimli bireylerdir.
Kültür şoku
Bir diğer etken ise kollektif. Kürt diasporası henüz genç ve öğrenme çağında ki bu İsviçre, İngiltere ve Fransa gibi siyasi göçün daha yeni olduğu ülkelere daha bariz şekilde görülür. En son etken de kimlik ve aidiyetten kaynaklı korunma duygusudur ki bunu açmakta yarar var.
Kürdistan’dan gelen birinci kuşak göçmenin büyük kesimi kalifiye olmayan, eğitim seviyesi düşük kırsal kökenli göçmenler. Sosyolojik yapısı itibariye muhafazakar olan bu kesim, Batı değerleri karşısında olabildiğince bocalıyor, kültür şoku yaşıyor. Bu durum da bir korunma, içine kapanma güdüsünün gelişmesine yol açıyor. Sonuç itibariyle bu kesim yaşadığı toplumla kaynaşmadığı gibi kendi içine de kapanmış. Eğitimsizlik ve dil yetersizliği bu durumun önemli etkenleri. Bu yüzden de insanlar yaşadıkları şehirlerde getolaşmaya, “kendi kenar mahallelerini” oluşturmaya gittiler. Ülke’deki mücadeleye bağlılık, vicdan, “namus borcu” gibi sebeplerin yanı sıra “oğlumu, kızımı kaybetmeyeyim” kaygısıyla uğranılan dernekler, camiler, cemevleri de bu anlamda temsiliyet ve köprü görevlerini yerine getirmede yetersiz kalıyorlar. Mücadeleye karşı temsiliyet ve meşrutiyet gibi rolleri olan kurumlar somut koşulların tahliline uygun derinlikte olmayan insanlardan oluştuğu için de bu misyonu yerine getiremiyorlar.
Köprüler kurmak
Sonuç olarak, derneklerin temsiliyet düzeyi, onu yöneten insanların yaşadıkları toplumun siyasetini, ekonomisini, kültürünü, medyalarını tanımalarıyla orantılıdır. Yaşadığı ülkenin dilini, kültürünü, ekonomisini bilmeyen, üretimden kopuk insanların siyasal kurumları temsil edebilmeleri de oldukça zordur. Ne yapmak gerek?
Elbetteki Kürtler’in insan kaynakları sorunu var. Uluslararası ilişkilerin oportünist ve ekonomiye endeksli olduğu da bilinen bir gerçek. Buna karşın, gözönünde bulundurulması gereken, yaklaşık yarım asırlık bir Kürt diasporası realitesi var. Bunu değerlendirmek için mucizevi formüller gerekmiyor. Ülkedeki yasal siyasetin işleyişi diasporada da uygulanabilinir. Kürdistan’da seçimle görev başına gelen siyasetçiler için geçerli bürokratik, meşru işlevsel kriterler, ülke dışındaki kurumlarda da uygulanabilinir. Bunun için kurumların bu kuşak için kültürel, siyasal hatta ekonomik (profesyonel) çekim alanları haline getirilmesi gerekir. Avrupa’nın en iyi üniversitelerinde insan ve fen bilimlerinde eğitim almış, yine kamu kurumlarında tecrübe edinmiş binlerce genç var. Bu potansiyelle Kürdistan arasında sağlam köprüler oluşturulabilinir. Batı’nın demokratik kurumlarında tecrübe edinmiş, buralarda eğitim almış yeni nesil ciddi ve somut yapılanmalarda lobi faaliyetleri yürütebilir. Aynı potansiyel, ülkede barış ve demokrasinin inşaa edilmesinde Avrupa ülkelerinin çok kültürlü, demokratik, federal siyaset deneyimlerini aktarabilirler.
İHSAN KURT / Neuchâtel Üniversitesi (İsviçre), Master, “Kürt siyasal diasporası: İsviçre örneği”.