Arapların çok güzel bir sözü var. Bir şeyin benzeri oldu mu veya bir şey tekrar etti mi "Nefsi şey" diyorlar. Yani "Aynı şey" anlamına geliyor. 29 Ocak günü başladığı söylenen Cenevre-3 Toplantısı'na bakınca insanın ağzına bu söz geliyor. Peki haftalarca propaganda edilen Cenevre-3’ün, daha önceki Cenevre-1 ve Cenevre-2’den ne farkı var? Besbelli ki tek fark, Cenevre-3’te Esad yönetimi dışında Suriye içinden kimsenin katılmaması oluyor. Bundan önceki toplantılarda Esad yönetimi dışında Suriye içinden bazı muhalif güçler de yer alıyordu. Çok umut bağlanan bu toplantıda ise bu da yok.

Besbelli ki hiçbir sonuç vermez. Zaten bundan önceki iki toplantı iflas etmişti. Belli ki bu da iflas edecek. Halbuki ilk iki Cenevre toplantısı sonrasında Suriye’de iki önemli müdahale yaşanmıştı. Birincisi faşist DAİŞ çetelerinin müdahalesiydi ve dehşet verici saldırılar sonucunda DAİŞ çeteleri Suriye’nin önemli bir kısmını ele geçirdi. İkinci müdahale ise, faşist DAİŞ saldırılarına karşı Rojava Kürtlerinin Kobanê’den başlamak üzere geliştirdiği direnişti ve bu direniş sonucunda Kuzey Suriye’nin önemli bir kısmı DAİŞ’in elinden geri alınarak özgürleştirildi.

Bunlar sonucunda bekleniyordu ki, Kürt direnişinin zaferleri ve yarattığı Demokratik Suriye Meclisi girişimi esas alınarak yeni Demokratik Suriye sisteminin temelleri Cenevre-3’te atılsın! Fakat pratik böyle olmadı. DAİŞ faşizmine karşı savaşan ve DAİŞ’i yenilgiye uğratan tek güç olan Suriye Kürtleri toplantıya davet bile edilmedi. Böylece Cenevre-3, öncekilerden de farklı olarak daha baştan ölü doğarak iflas etti. Çünkü Rojavalı Kürtler ve onların demokratik örgütlenmeleri ile Demokratik Suriye Meclisi katılmadan yeni demokratik bir Suriye’nin geliştirilmesi mümkün değildi. Nitekim PYD ve Demokratik Suriye Meclisi yöneticileri, katılmadıkları bir toplantının sonuçlarının kendilerini bağlamayacağını açıkladı.

Gerçi Rojavalı Kürtler katılsalar da, mevcut askeri durum çerçevesinde herhangi bir toplantının yeni Suriye sisteminin temellerini atması zordu. Çünkü mevcut askeri durum henüz böyle bir siyasal çözümün yaratılması için yeterli değildi. Henüz Suriye’nin yarıdan fazlası faşist DAİŞ çetelerinin elindeyken ve DAİŞ hala çok ciddi bir askeri güçken herhangi bir toplantı yeni siyasi sistemi geliştiremezdi. Fakat bu şartlarda toplanan Cenevre-3, eğer Rojava Kürtlerini katmış olsaydı, o zaman en azından DAİŞ faşizmine karşı kapsamlı bir ortak askeri harekat planlaması yapabilir ve bu temelde DAİŞ’e karşı kapsamlı bir askeri hamle başlatabilirdi.

Ancak artık böyle bir planın geliştirilmesi bile mümkün değildir. Çünkü DAİŞ faşizmine karşı kahramanca direnerek Demokratik Suriye’nin temellerini atan Rojava Kürtleri Cenevre-3’e çağrılmamıştır. Bunun hem Rojava Kürtleri içinde, hem Demokratik Suriye Meclisi arasında ve hem de tüm Kürdistan’da ne kadar ciddi bir kırılma ve tepki yarattığını görmek gerekir. Söz konusu kesimler içerisinde "Savaşan ve kan döken biz ama siyasal sonuçlarını paylaşmak isteyenler ise başkaları" yargısının gelişmesine yol açmıştır. Bu durumun da DAİŞ’e karşı savaşı çok ciddi bir biçimde olumsuz etkileyeceği kesindir. Belki de Rojava Kürtlerini Cenevre-3 toplantısına katmayanlar bunu istemişler, yani DAİŞ’i korumayı öngörmüşlerdir.

Bu noktada esas sorumlunun Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve AKP hükümeti olduğu açıktır. TC Devleti "Ya biz, ya Kürtler" diyerek ve "PYD katılırsa toplantıyı biz boykot ederiz" diyerek Rojava Kürtlerinin katılımının önünü kapatmışlardır. Bu durum bir noktada anlaşılırdır. Çünkü TC devleti ile AKP hükümetinin Kürt düşmanı olduğu açıktır. Fakat Rojava Kürtleriyle DAİŞ’e karşı birlikte savaşan Koalisyon Güçleri ile Rusya’nın tutumu anlaşılmazdır. Madem ki Rojava Kürtlerinin geliştirdiği siyasi sistemi kabul etmiyorlardı ve yeni Suriye’de yer vermiyorlardı, o halde böyle ortak bir savaşı niçin yürüttüler? Yoksa Kürtleri savaştırıp siyasi sonuçlarını da kendileri mi toplamayı hesaplıyorlar?

Gerçi mevcut tablo pek anlaşılmaz da değildir. Kürtler bu tabloyu çok iyi biliyor ve tanıyorlar. Yaklaşık yüz yıl önce geliştirilen Kürt'ü inkar ve imha sistemini oluşturan Lozan Konferansı da böyle olmuştu. O zaman da Kürtlere umut verenler, sıkışınca bazı Kürtleri tutup konferans yerine getirenler, "Kürtleri de biz temsil ediyoruz" diyenler vardı. Şimdi de benzer rolü oynayanlar var. Dolayısıyla Cenevre-3, kendisinden önceki Cenevre toplantılarının bir benzeri olmuyor; aynı zamanda Lozan’ın da bir benzeri oluyor. 

Suriye’deki gelişmeler ve Cenevre-3 toplantısı bilinen gerçekleri bir kez daha açığa çıkarıyor. Kimin gerçeğinin ne olduğunu açık ediyor. Batılı güçlerin de, Rusya’nın da Kürt siyasetinde aslında çok ciddi bir değişikliğin olmadığı anlaşılıyor. Ya da ciddi bir yalpalama ve karışıklık içinde bulunuyorlar. Belki de çok zayıflar ve siyasi çözüm üretemiyorlar. Kürtlerin bu gerçeği çok iyi görmesi ve sadece askeri sonuçlara bakarak değil de, biraz da siyaset yapmayı öğrenmesi gerekiyor.

Burada şunu da belirtmemiz gerekiyor. Rojava’da DAİŞ’e karşı direnen Kürtler Cenevre-3’e çağrılmadılar, fakat "Kürtler niçin çağrılmadılar" diye sorunca da bazılarının "Aslında çağrılı Kürtler var" diye cevap verdikleri görülüyor. Peki neredeymiş bu Kürtler? "Riyad Listesi" içinde katılan Kürtler varmış! Yani DAİŞ’i destekleyen Suudi’nin Kürtleri! Herkes biliyor ki, katılacağı söylenen bu Kürtlerin Rojava ile ciddi bir ilişkileri ve Rojava direnişine herhangi bir katkıları bulunmuyor. Besbelli ki söz konusu bu Kürtlerin durumu aynen Lozan’daki "Kürt Şerif Paşanın" durumuna benziyor. 

Aslında Cenevre-3 toplantısının en önemli yanı TC devletinin, AKP hükümetinin ve Tayyip Erdoğan’ın gerçek Kürt düşmanı yüzünü bir kez daha açığa çıkarmış olmasıdır. Söz konusu güçler diyorlar ki, "Biz Kürtlere karşı değiliz, teröre karşıyız." Yani kendilerine zarar veren Kürtlere karşı mücadele ettiklerini söylüyorlar. Farz edelim ki, PKK çıkarlarına zarar veriyor, HDP’deki Kürtler zarar veriyor, Amed ve Cizre’de direnen Kürtler çıkarlarına zarar veriyor; peki Rojava Kürtleri TC ve AKP’nin neyine zarar veriyor?

Rojava Kürtleri AKP yönetimine karşı savaş mı yaptılar? AKP’ye zarar verici çalışmalar mı yaptılar? Bu soruların cevabının hayır olduğu açıktır. Rojava Kürtlerinin Türkiye’ye karşı son derece dikkatli davrandıkları ve ilişki arayışı içinde oldukları ortadadır. Peki AKP hükümetinin ve Tayyip Erdoğan’ın Rojava Kürtlerine karşı tavrı ne olmuştur? Rojava Kürtlerinin Cenevre-3’e katılmasını engelleyebilmek için en büyük çabayı bunlar harcamışlardır. Kendilerine hiçbir zararı dokunmayan Kürtlere, sadece Kürt oldukları için en büyük düşmanlığı yapmışlardır.

Çok açık ki, ortada somut bir Kürt düşmanlığı vardır. TC devleti açık bir Kürt düşmanıdır. AKP hükümeti açık bir Kürt düşmanıdır. Özellikle de cumhurun başkanı sayılan Tayyip Erdoğan çok açık bir Kürt düşmanıdır. Esasında Tayyip Erdoğan ve AKP’nin Kürt düşmanı zihniyet ve politikası 29 Ocak’ta toplanmaya çalışılan Cenevre-3’ü boşa çıkarmıştır. Bu güçlerin hastalık düzeyindeki Kürt düşmanlıkları böyle bir şeyi yapabilir, fakat diğer güçlerin bu hastalıklı zihniyete karşı çakamayışları kötüdür.

AKP hükümeti ve Tayyip Erdoğan hastalıklı Kürt düşmanı politikasını sürdürmeye devam etsin, yine Kürdü inkâr eden sistemin sahipleri mevcut yalpalamalarını sürdürsün, çok açık ki, atı alan Üsküdar’ı aşmış durumdadır. Artık Kürtler eski Kürtler değildir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın öncülüğünde bilinçlenip örgütlenerek kurtuluş ve özgürlük sürecine girmiştir. Bu yürüyüş sadece Kürtlerin de değil, tüm Ortadoğu halklarının özgürlük yürüyüşüdür. Bu yürüyüş önündeki tüm engelleri aşarak zafere doğru ilerlemektedir ve kesin sonuca da ulaşacaktır.