Bu noktada “PKK’ye karşı mücadele” veya “Teröre karşı mücadele” sözleri artık bir hikayedir. Öyle ya, Kandil’de asfalt üzerinde giden aracın ve içindeki çocukların PKK veya terörle ilgisi nedir? Sideka mıntıkasındaki Bradost köylerinin terörle ne ilişkisi olabilir? Avaşin, Zap ve Garê ormanları mı PKK’lilik yapıyor? Oysa AKP talimatıyla havalanan savaş uçakları buraları vuruyor. Hem de bilerek, isteyerek ve de planlayarak! Daha çok yangın çıksın ve fazla orman yansın diye de özel çaba harcıyor.
Peki bütün bunların hepsi bariz Kürt düşmanlığı değil de nedir?! İran top atıyor, Kürt köylerini ve zomlarını vuruyor. Türkiye top atıyor ve uçak kaldırıyor, Kürt köylerini, zomlarını, arabalarını vuruyor. Çocuk ve kadınları öldürüyor, ormanları yakıyor, Kürdistan’ı yaşanmaz hale getiriyor. Belliki Kürtlere karşı düşmanca olan bir sistem var. Bu sistemi yürüten devletler Kürt düşmanlığında adeta yarışıyorlar. Biri diğerinden geri kalmamaya çalışıyor. Birbirleriyle kanlı bıçaklı da olsalar Kürt düşmanlığında hemen birleşiyorlar.
Burada “Terör” veya “PKK” bu şoven-milliyetçi düşmanlığı örtmek için bir perde olarak kullanılıyor. Gerçi bu deyimleri de “Kürtler” anlamında kullanıyorlar. Örneğin “Bölücü terör” eşittir Kürtler oluyor. Kim bilinçli ve iradeli bir biçimde “Kürt olduğunu” söylese hemen “Bölücü” ve “Terörist” olarak şüphe duyuluyor. Kimliğine sahip çıkan her bilinçli ve cesur Kürt “PKK’li” veya “PKK yandaşı” sayılıyor. BDP’lilere ve DTK’lilere yapılanlar ortada! Bizzat Tayyip Erdoğan her gün tehdit ediyor.
Bu noktada bazı sivri zekalılar “AKP içinde de Kürtlerin olduğunu” söylüyorlar. “Niye herkes böyle Kürt olmuyor” diye de hayıflanıyorlar. Gerçekten AKP içinde Kürt denecek Kürt var mı? Bizde onlara hayıflanıyoruz. Acaba var olduğu söylenen böyleleri, Kandil’de uçak bombasıyla Kürt çocukları parçalanırken, Sîdeka’da zomlar, köyler boşalırken, Garê’de ormanlar yanarken ne düşünüyorlar, ne hissediyorlar! Eğer içlerinden bir şey geçmiyorsa, bu ulus-devlet mezalimi karşısında yürekleri yanmıyorsa nasıl Kürt oluyorlar? Belliki AKP tüm Kürtlerin böyle olmasını istiyor. Sinmiş, teslim olmuş, ulusal duygusu kalmamış, bireysel çıkara boğulmuş sözde Kürt arıyor.
Mesele de zaten işte bu noktada ortaya çıkıyor: Kürtler AKP’ye teslim olmuş ve onun içinde eriyip yok olmuş mu olacaklar, yoksa özgür ve örgütlü mü yaşayacaklar? Kavga bu nokta üzerinedir. Genelkurmay tarafından övünçle açıklanan bilmem kaç yüz sortinin yapılmış olması, kaç yüz bombanın atılmış bulunması, kaç yüz kişinin öldürülmesi, kaç binanın, aracın, vs. tahrip edilmesi bunun içindir. Son Genelkurmay Başkanlığı bildirisi bile Kürtlere karşı nasıl kapsamlı bir savaşın yürütüldüğünü göstermek ve Kürtlere karşı nasıl bir düşmanlık içinde olunduğunu görmek için yeterlidir.
Örneğin son bir aydır avukatları Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşememektedir. Avukatların her hafta yapılan iki görüşme başvuruları geri çevrilmektedir. Gerekçe her zaman aynı: “Hava muhalefeti”! Yaz günü yaşanmayacak olan hava muhalefeti belliki siyasi kararın kılıfı olmaktadır. Önder Abdullah Öcalan ile görüşmeler, çok açık bir biçimde AKP Hükümeti tarafından engellenmektedir. Peki yıllardır her hafta görüşme oluyordu da, şimdi niye olmuyor? Belliki bu da Kandil’e yağan bombalarla bağlantılıdır ve onun bir parçasıdır. Kandil’de çocukların vurulmasıyla İmralı’da görüşmelerin engellenmesi aynı zihniyet ve politikanın sonucudur: Kürt düşmanlığı!
Bu gerçeği dünyada ve Türkiye’de “Ben demokratım” diyen herkes çok iyi görmelidir. “Gazze’de çocuklar öldürülüyor” diyen Başbakan Tayyip Erdoğan Kandil’de çocukları öldürtüyor. “Suriye halka karşı şiddet kullanmamalı” diyen Tayyip Erdoğan, artık sadece TC toprakları içinde de değil, dışından da Kürt halkına karşı şiddet kullanıyor. Hem de uçaklarla saldırıyor. Hem de tonluk bombalar, gaz bombaları, misket bombaları atıyor. Aslında gerçeği herkes çok iyi görüyor. Fakat Kürt olunca işte gören gözler görmez, duyan kulaklar duymaz oluyor birden. Basit çıkarlar, bireysel yaşam kaygıları, hapse girme korkuları insanları suspus ediyor.
Gerçeği elbette herkesten fazla Kürtlerin çok iyi görmesi ve anlaması gerekiyor. Tüm Kürtlere ve Kürtlerin kırk yıldır mücadele ederek kazandıkları mevzilere yönelik bir saldırı var. Seçimden bu yana yaşananlara şöyle bir bakalım. Kürt halkının seçim başarısı AKP’yi ve Genel Başkanı’nı adeta deli etti. Seçimden hemen sonra Hatip Dicle’nin milletvekilliği düşürüldü, tutuklu milletvekilleri tahliye edilmedi. Kürtlerin seçim başarısına yönelik azgın bir saldırı yürütüldü. Buna karşı seçilen vekiller dahil halk demokratik direniş gösterince her türlü saldırı, hakaret ve polis terörü halka karşı geliştirildi. İmralı’daki barış ve siyasi çözüm görüşmeleri durduruldu. İran’la birlikte Kandil’e yönelik işgal saldırısı başlatıldı. Son bir haftadır da Medya Savunma Alanları uçak ve toplarla vuruluyor. Bunun ardından işgal amaçlı kara saldırısının geleceğini herkes söylüyor.
Açıkki hem AKP hem İran Kürtleri birlikte tehdit ediyor. Önce “PKK-PJAK” denerek saldırılıyor. Eğer onlar ezilirse bu sefer sıra Güney Kürdistan’a gelecek. Bunu İran’lı yetkililer açıkça söylüyor. AKP Hükümeti de bunun askeri ve siyasi planlarını yapmakla meşgul. Kürt düşmanı rejimler, Kürtlerin uzattığı barış ve siyasi çözüm elini tutacaklarına, katliam ve soykırımda ısrar ediyorlar.
Her ne kadar bu gerçeği AKP içinde varolduğu söylenen posası çıkmış sözde Kürtler görüp anlamasalar da, dört parçadaki ve yurtdışındaki Kürt halkı çok iyi görüyor ve anlıyor. Özellikle Güney Kürdistan halkının duyarlılığı ve direnci umut verici. Süleymaniye’de, Ranya’da, Hewlêr’de, Dûhok’ta, Amediye’de ve onlarca kasabada onbinlerce insan Türk hava saldırılarını protesto etmek için yürüyor. Halk kendine, çocuklarına, dağına, ormanına sahip çıkıyor. Kürdistan’ın ve Kürtlerin artık sahipsiz ve örgütsüz olmadığını herkese gösteriyor.
Kürdistan’ı bölüp parçalayan ve sömürgeleştiren rejimlerin ortak Kürt düşmanlığına karşı Kürt halkının da ortak demokratik ulus bilinci gelişiyor. Kürt yurtseverliği soykırım saldırılarına karşı daha cesur ve fedakâr direniyor. Kürdistan parçaları ve parçalardaki Kürt halkı demokratik uluslaşma temelinde daha güçlü birleşiyor. Özellikle Kürt siyasi güçleri, aydın ve yazarları bu gerçeği görmek ve bu gelişmeye öncülük etmek durumundadır. Yoksa tarihsel gelişme tarafından mahkûm edileceklerdir.
Belliki 2011 yazında Kürdistan ısınmıştır. Güzünde de Kürdistan üzerinde kader belirleyici tarihi bir mücadele yaşanacaktır. Kürtlerin ve Ortadoğu halklarının özgür geleceği bu mücadelenin sonucu tarafından belirlenecektir. O halde halkların kazanması için, özgürlük ve demokrasi çizgisinin kazanması için herkes görevine sahip çıkmalı ve rolünü tam oynamalıdır!..