Özellikle 7 Haziran 2015 seçimlerinin ardından şiddetlenen savaş ortamı ile beraber tüm demokratik kurumlar iktidarın saldırılarından nasibini aldı, ancak en yoğun saldırılar Kürt basınına yönelik gerçekleşti. Kürdistan’da katliama soyunan devlet JINHA ve DİHA’yı defalarca erişime engelledikten sonra kapattı. Katliama Sur, Hasankeyf, Dersim ve Lice’de devam eden devlet, Gazete Sûjin, dihaber ve Rojeva Medya’yı da yine bir katliam sürecinde kapattı. 

15 Temmuz devlet içi çatışmadan sonra ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) uygulamasıyla birlikte yayımlanan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile 147 medya kurumu kapatıldı. Bin 404 basın mensubu işinden edildi, 162 basın emekçisi ise tutuklandı. Son olarak yayınlanan 693 Nolu KHK ile yine basın kurumları hedef alınarak Gazete Şûjin, dihaber ve Rojeva Medya Gazetesi kapatıldı. 

Kürt basını, özellikle Kürdistan’da ‘sokağa çıkma yasakları’nın beraberinde gerçekleşen katliamlar, göçertme politikasının izleri ve kadın bedenini teşhir ettiği dönemlerde engellendi ya da kapatıldı. Devlet, özellikle bu dönemlerde Kürt basınını susturmaya çalışarak katliamlarını gizlemeye çalıştı. Son olarak 693 Nolu KHK ile Kürt basın kurumlarının kapatılması ise Dersim, Şırnak ve Lice’de yaşanan orman yangınları ile Sur ve Hasankeyf’te devam eden yıkımlarının yaşandığı sürece denk getirildi. Hemen ardından da Hakkari ve Lice’de SİHA ve helikopterle köylüler vuruldu.


Devlet katliamcılığı

Bir yıldır KHK ile yöneten devlet, özellikle Kürdistan’dan haber yapan basın kurumlarını hedef alındı. Van TV, Jiyan TV, Azadi TV, Özgür Gün TV gibi televizyonlar ve Özgür Gündem ve Azadiya Welat gibi gazetelerin ardından, Jin Haber Ajansı (JINHA) ile Dicle Haber Ajansı (DİHA) da KHK ile kapatıldı. 

”Ve medyanın dilini değiştiriyoruz. Bizden sonra dünya medyası artık eskisi gibi olmayacak” sloganıyla yayın yapan dünyanın ilk ve tek kadın haber ajansı JINHA, TİB tarafından defalarca erişime engellendi. Özellikle Varto ve Cizre’de katlettikleri kadınların işkence edilen bedenlerinin yayınlanmasını ve öz yönetim alanlarında kadınlara özel savaş politikası uygulanmasını teşhir eden JINHA, ‘sokağa çıkma yasakları’nda devletin eril, militarist ve cinsiyetçi yüzünü gözler önüne serdi. 

Cizre’den Nusaybin’e, Silopi’den Sur’a devletin katliamlarını ilk yerden haber veren JINHA’nın engellenmeleri, tam da bu katliam dönemlerine denk getirildi. JINHA, 29 Ekim 2016’da yayımlanan KHK ile kapatıldı.


Üç Kürt basınına aynı KHK

Uzun yıllardır Kürdistan’dan haber yapan DİHA ise ‘sokağa çıkma yasakları’nın ve öz yönetim direnişlerinin olduğu dönemde defalarca erişime engellendi. Kürdistan’dan ve Türkiye’den çok önemli haberlere imza atan DİHA, devletin işlediği suçları ortaya çıkararak başta Kürt halkı olmak üzere halklar üzerindeki soykırımcı yüzü deşifre etti. 40’ın üzerinde erişeme engellenen DİHA da JINHA ve Azadiya Welat’la aynı KHK ile 29 Ekim 2016’da kapatıldı. 


Kürt basını susmadı

Bu süreçte yüzlerce basın emekçisi işsiz kalırken, direniş geleneğinden gelen özgür basın ”KHK’lerinizi tanımıyoruz” diyerek Gazete Şûjin, dihaber ve Rojava Medya ile gerçekleri duyurmaya devam etti. Kuruldukları günden bu yana kısacık zaman diliminde yine devletin katliamcı yüzünü teşhir eden üç basın kurumu, Kürdistan’da ve Türkiye’de üzeri kapatılmak istenen gerçekleri bir bir ortaya çıkardı. 

Bu süre zarfında Şûjin, Batman’da, Çınar’da, Ensar’da, okullarda, evde, sokakta, metroda, özel ve kamusal her alandaki şiddeti, cinsel istismarı ve cinsel saldırıyı ortaya çıkardı. Kayyımlarla iradelerine el konulan belediye eşbaşkanlarının, tutuklanan milletvekillerinin haberlerine yer veren Şûjin, Şapatan’da, Xerabê Bava’da işkenceden geçirilen yurttaşların; zırhlı araçlarla katledilen kadın ve çocukların haberlerini yaptı. 

Dihaber ise 21 Mart 2017 Newrozu’nda canlı bomba denilerek katledilen Kemal Korkut’un fotoğraflarını yayınladı; sınır hattındaki kirli işbirliği ve AFAD kampındaki fuhuş-çeteler gerçekliği üzerindeki örtüyü kaldırdı; Kürdistan’da ”terörist yakalandı” denilerek köylülere yönelik işkenceleri duyurup gerçekleri karanlıkta bırakmadı. 


Yeni KHK, yeni katliam

Her katliam planında Kürt basınını erişime engelleyen ve hukuksuz KHK’ler ile kapatan iktidar, JINHA, DİHA ve Azadiya Welat’tan sonra Gazete Şûjin, dihaber ve Rojeva Medya’yı da sabaha karşı yayınladıkları bir KHK ile kapattı. Üç Kürt basın kurumunun da kapatılması Dersim, Lice ve Nusaybin’deki orman yangınlarına, Sur ve Hasankeyf’teki yıkıma ve köylerdeki işkencelere denk getirildi. Devletin KHK ile Kürt basınını susturmaya çalışmasından sonra katliamlar ve yıkımlar devam etti. Bu süreçte Kürdistan kentlerinde sokağa çıkma yasakları artırılarak katliam girişimlerinde bulunuldu. Hakkari’nin Oğul köyü ve Lice’nin Mışref köyü, SİHA’lar ve askeri helikopterlerle tarandı, köylüler işkenceden geçirildi, Türk ordusu ağır silah ve askeri malzemelerle Kobanê’nin 15 km batısındaki Bobanê köyü karşısındaki sınırı geçti.

Her gün Kürt halkının yıkıma, kadınların katliama, çocukların cinsel istismara maruz bırakıldığı ülkede, Kürt basını KHK’leri tanımamaya devam ederek, susmayacağını belirtiyor. 


 AMED




Ağustos tablosu da fecaat


Ağustos ayı raporunu açıklayan ÖGİ’nin verilerine göre; 30 gazeteci gözaltına alındı, 14 gazeteci tutuklandı, 14 gazeteci yargılandı ve 3 basın kuruluşu kapatıldı. 

Özgür Gazeteciler İnisiyatifi (ÖGİ), gazetecilerin Ağustos ayında maruz kaldığı baskı, sansür, kapatma ve tutuklamalara ilişkin hazırladığı hak ihlallerini raporunu, İHD Amed Şubesi’nde düzenlediği basın toplantısıyla açıkladı. Raporun Kürtçesini ÖGİ Sözcüsü Hakkı Boltan, Türkçesini ise KHK ile kapatılan Gazete Şûjin Editörü Sibel Yükler okudu. Açıklamaya çok sayıda gazeteci katılarak destek verdi. 

Türkiye’de gazetecilere yönelik yaşanan baskılar, hak ihlalleri Ağustos ayında da yoğun bir şekilde devam ettiğini dile getiren Gazete Şûjin Editörü Sibel Yükler, Ağustos ayında 14 gazetecinin tutuklandığını ifade etti. Türkiye’de 180 gazetecinin, gazetecilik yaptıkları için cezaevinde olduğunu dile getiren Yükler, bu tablonun iktidar için utanılacak bir durum olarak görülmesi gerektiğini ancak tersine iktidar bunu kendi başarı hanesine başarı olarak gördüğünü söyledi. Yükler, “Buna rağmen biz tekrar ifade edelim. Gazetecilik suç değildir ve biz gazeteciğiz. Bizleri yakalamak gazeteciliği ne bitirir ne de azaltır. Tersine artırır. Bu durum mevcut Türkiye’nin tablosunda da açık ve ortadadır” diye konuştu.   


Kürdistan bağlantılı

Yükler, “Temmuz ayı raporunda ‘tutuklanan gazetecilerin bütünü Kürdistan bağlantılı’ gazeteciler olduğunu ifade etmişti. Bu ay da tablo değişmiyor. ByLock operasyonu çerçevesinde yakalanan gazetecilerin dışında tutuklanan gazeteciler Kürt ve Kürt gazeteciliği ile bağlantılı olanlardır. Kapatılan basın kurumlarının hepsi Kürt basın kurumlarıdır. Türkiye’de tek Kürtçe günlük gazeteye olan tahammülsüzlük bu ay tam dorukta kendini ortaya koymuş ve Kürtçe günlük Rojeva Medya gazetesini kapatmış. Kadın özgürlüğüne ve Kürt Kadın gazeteciliğine olan düşmanlık Gazete Şûjin’i ve genel anlamda Kürt basın özgürlüğüne olan tahammülsüzlük ve düşmanlık da dihaber ajansını kapatmış” dedi.

Özgür Gazeteciler İnisiyatifi Ağustos ayı gazetecilere yönelik hak ihlalleri raporunu şöyle sıraladı:

*  180 gazeteci cezaevinde.

*  30 gazeteci gözaltına alındı.

*  14 gazeteci tutuklandı.

*  2 gazeteci tahliye edildi.

* 4 haber sitesi 14 sefer BTK tarafından engellendi.

*  3 basın kuruluşu kapatıldı. 

*  14 gazeteci yargılandı.

* 1 gazetecinin pasaportuna el konuldu. Yurt dışı yasağı getirildi.

ÖGİ olarak gazetecilerin hiçbir şekilde bu durumları ne kanıksayıp kabul edeceği ne de basın özgürlüğünden bir santim olsun vazgeçmeyeceğini dile getiren Yükler, “Biz gazeteciyiz ve gazetecilik yapmaya devam ediyoruz. Çağrımızdır, gelin gazetecileri zindandan çıkaralım ki biz gazetecilerle beraber Türkiye’de özgürleşsin” diyerek bitirdi. 


 AMED