
Kürtler ve diaspora - 1
Kürt halkı kadar işgale uğramış başka bir halkı dünyada göstermek zordur. Kürtlerin yaşadıklarını başka bir halkla kıyaslamak zorunda kalmamız durumunda gösterebileceğimiz tek örnek ancak ve ancak Kuzey Afrika’da yaşayan Berberiler (Amazighler) olmaktadır. Başka da yeryüzünde Kürtlerin yaşadıkları trajedileri yaşayan bir halkı göstermek mümkün değildir.
Başkan Apo, “Yahudiler yaşadıkları soykırım için ‘tekil’, ‘biricik’ kavramlarını ısrarla korur, benzersiz bir soykırım yaşadıklarında ısrar ederler. Kürtlerin yaşadığı soykırım için de benzer bir tanım yapılabilir. Örneği olmayan, ‘tekil’, ‘biricik’ olan bir kültürel soykırım yaşanmıştır, yaşanmaktadır” demektedir.
Kürtler tarihin çok gerilerinden başlayarak bugüne kadar her zaman yaşadıkları işgal, talan ve saldırılardan kaynaklı sürekli ülkelerini terk etmekle yüz yüze bırakılmışlardır. Bundan dolayı da dünyanın birçok yerine ve mekânına yüz yıllar önce dağılmışlardır. Asurlar zamanından başlayarak Farslar, Yunanlar, Sasaniler, Araplar, Moğollar, Osmanlılar, İttihatçılar derken TC devleti ile İran, Irak ve Suriye devletleri de Kürtleri kendi topraklarından fiziki olarak, zoraki sürmüşlerdir. “Zoraki” sürmediklerinde ise kendi topraklarını bir şekilde terk etmelerinin “politik” bir yolunu bulmuşlardır.
Bugün Kürtler, dünyanın birçok yerinde yaşamaktadır. Sudan, Güney Afrika, Mısır, Libya, Cezayir, Lübnan, İsrail, Kazakistan, Rusya, Kırgızistan, Özbekistan, Ukrayna, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Afganistan, Hindistan ve ismini buraya alamadığımız başka birçok ülke.
Bir de yakın tarihte başka bir yöne dağıtılan-dağılan, göç eden-ettirilen Kürtler vardır. Bu yön ise özelde Avrupa ya da Amerika, Kanada, Avustralya ve Japonya gibi diğer “Batı“ ülkeleridir. Avrupa’da ise ağırlıklı olarak Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, İsveç, Birleşik Krallık, Yunanistan, Danimarka, Finlandiya, İspanya, Norveç, İtalya, Luxemburg ve son zamanlarda ise eski Doğu Avrupa ülkelerinde küçümsenmeyecek bir Kürt nüfus yoğunlaşması mevcuttur.
Dünyanın bu kadar ülkesine dağılmanın elbette politik, ekonomik, kültürel ve askeri nedenleri vardır.
Yukarıda ifade edildiği gibi Kürtler kadar ya da Kürtler gibi dünyanın dört bir tarafına dağılmış, paramparça edilmiş olan başka bir halkın adı Berberilerdir. Ancak dünyada Kürtler gibi büyük acılar yaşayan başka iki halkı daha saymak yerinde olacaktır ki bunlar da Yahudi ve Ermeni halklarıdır. Bunların Kürtler ve Berberilerle aralarındaki farkları –bu halkların egemenleri olsalar da- güçlü etkinliklerinin halen var olmasıdır.
Kavratılmış bir gerçeklik: Diaspora!
Halkların bilinçli, sistematik göç ettirilmeleri, göç etmek durumunda bırakılmalarıyla oluşan toplulukları tarih, diaspora kavramıyla izah etmiştir.
Kelime anlamı itibariyle diaspora, “kopuntu” (İtalyanca) veya çok uzun bir zamandan beri bir kavim, ulus veya inanç mensuplarının ana yurtlarından koparak başka yerlerde azınlık olarak yaşamaları, dağılmaları (Eski Yunanca) olarak tanımlanıyor. Sözcük hem kopma eylemini hem de kopup azınlık olarak yaşayan kimseleri ifade ettiği gibi İbranice “sürgün” anlamında da kullanılmaktadır.
Yine, “Eski Yunan’da diaspora kavramı, bir anakentten (metropolis) çıkarak dünyanın çeşitli yerlerinde koloniler kuran halk anlamına gelirdi. Sözcük olarak diaspora bir ulusun yurdundan ayrılmış kolu olarak da kullanılmıştır. Daha sonraki dönemde sözcüğün en yaygın kullanım konusu, MÖ. 586’daki Babil esaretinden sonra Yahudi kavminin tüm dünyaya dağılması oldu. Tevrat’ın Yunanca çevirisinde geçen ‘dünyanın tüm ülkelerine darmadağın olacaksınız’ (Deuteronomy/Yasanın Tekrarı 28:25) ayeti, muhtemelen sözcüğün bu ikinci anlamının ana kaynağıdır.”
Bu nedenle diaspora, “Yahudilerin dünyanın çeşitli yönlerine fiziksel anlamda dağılmasını belirttiği halde günümüzde esas olarak dinsel, felsefi, siyasal ve sosyolojik anlamları da içerir. Dışarıda eriyip yok olmamak için anavatan olarak bilinen ülkeye dönmeyi hedefleyen yurtdışı toplulukların onların örgütlü varlığını ifade etmek için de bu terim kullanılmaktadır.”
Diasporaların oluşumunda, sadece işgal, sömürgecilik, zulüm, siyasi nedenler gibi zorlama sonucu olmayan, ekonomik nedenlerden dolayı anavatanını terk eden toplumları da kapsamaktadır.
Ulus devlet, kapitalist modernite, sanayileşmenin geliştirilmesiyle birlikte dünyanın tüm sahalarına bu ekonomik üstünlüğünü dayatmıştır. Ekonomik üstünlüğünü dayatırken girdiği her coğrafyada ulus devlet modelini kendi siyasi modeli olarak geliştirerek buhranlara yol açmıştır. Halkları birbirine sistematik olarak kırdırarak tek renkliliğe, homojenleştirmeye yol açmıştır. Bu ise dünyanın birçok farklı sahasında kırımlara yol açmıştır. Bu kırımlar, ekonomik ve siyasi buhranlar, psikolojik ve kültürel dejenerasyonlar, sonuç itibariyle birçok halkı kendi yurdundan kopmaya zorlamıştır. Bu kopuş aynı zamanda değişen ekonomik yapılara ve artan toplumsal hareketliliğe adapte olamayan toplumlar gibi ekonomik ve siyasi nedenlerden dolayı yurtlarından kopup başka ülkelere göç ederek daha rahat ve “standardı yüksek bir yaşam” arayışına yönelenleri de kapsamıştır.
Bu arayışı, daha doğrusu zorunlu olan arayışı, kendi topraklarından kaçışı, kopuşu, ayrılışı dünyanın birçok yerine yayılan ve dağılan Yahudiler gibi tarihteki ünlü diasporayla değerlendirmek gerekiyor.
Söz konusu Kürdistan ya da Kürtler olduğunda ise, “Kürt diasporası Kürdistan olarak anılan ve Orta Doğu’da bulunan coğrafi bölge dışındaki Kürt topluluklarını tanımlamaktadır ve genel olarak Türkiye, İran, Irak ve Suriye sınırlarında kalan coğrafî bölgedeki özellikle 20. yüzyılın sonlarına doğru gelişen siyasi çatışmalar ve ihtilaflar sebebiyle gerçekleşen göçlerin bir sonucudur” demek yanlış olmayacaktır.
Yukarıda da ifade edildiği gibi siyasi ve ekonomik göçler ve kaçışlar sonucu oluşan bu Kürt yoğunlaşması ya da Kürt diasporası bilhassa başlangıçta Almanya ve süreçle de genel olarak Batı Avrupa’da yoğunlaşmıştır. Ayrıca son yirmi-otuz yılda ise Kuzey Amerika, Japonya, Avustralya, Eski Sovyet’in birçok ülkesine bir Kürt yoğunlaşması yaşanmıştır.
Yine, Kuzey Kürdistan ve Doğu Kürdistan’da 1930’larda gelişen direnişlerle birlikte Sovyetlerde belli alanlarda -daha doğrusu Ermenistan ve Azerbaycan’da- yerleşmiş olan büyük Kürt nüfusu, Sovyetlerin içlerine sürülmüştür. Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan ile birlikte birçok Kürt, Sibirya’ya sürülmüştür. Görüldüğü gibi kirli politik ilişkilerin bir sonucu olarak Kürtler, tüm Sovyetlere dağıtılmış hale getirilmişlerdir. Bu göç 1990’larda reel sosyalizmin yıkılışı ile birlikte oluşan yeni cumhuriyetlerle birlikte yeniden başlamıştır. Üçüncü bir dalga ise TC devletinin son yıllarda çeşitli Türki cumhuriyetlerle geliştirdiği Kürt karşıtı politikaları sonucu yeniden bir göçün, bu kez eski Sovyet merkezine doğru başlamış olmasıdır.
Bastırılan isyanlar sonucu göçertilme
Avrupa’ya Kürtlerin göçünün uzun bir tarihi bulunmaktadır. 1800’lerin sonlarında Kürdistan’da direnişlerin ya da isyanların bastırılmasıyla birlikte sayısal olarak olmasa bile önemli bir kaçışın ve göç edişin yaşandığını görebiliyoruz. Buna örnek olarak Bedirxanların yaşadıklarını dile getirmek mümkündür. İlk Kürt gazetesi olan Kürdistan’ın 1898 yılında yurtdışında, Kahire’de çıkarılmış olmasının nedeni de benzerdir. Burada da tutunamayan Kürt gazetesi, daha sonra 1900’lerin başlarında Avrupa’nın Cenevre’sine ve daha sonra ise yaşanan çeşitli baskılardan dolayı İngiltere’ye yerleşmek zorunda bırakılmıştır.
Yukarıda da ifade edildiği gibi Kürtlerin göç ettirilmeleri daha önceki bir tarihi sürece tekabül etse de Kürtlerin Avrupa’da nüfus olarak yoğunlaşmaları ağırlıklı olarak 1950 ve 1960’lara tekabül etmektedir. Bu yıllarda yaşanan birçok siyasi gelişme, silahlı anlaşmazlık, baskı, savaş, şiddet olayı ve yıkımlarla birlikte Kürdistan’ı ekonomik nedenlerden dolayı boşaltma girişimleri, bu göç ve yurtdışına kaçmaları hızlandırmıştır. Mahabad Cumhuriyeti’nin yıkılışı, Musadık’a karşı geliştirilen darbe derken Irak’ta 1963 yılından itibaren başlayan silahlı direniş ve çatışmalar bu göçlere sadece birkaç örnektir. Bu olaylarda kimi Kürtler Sovyetlere, kimi İngiltere’ye ve kimiyse Kürt İran’a kaçmıştır. 1975 yılında Güney Kürdistan’da silahlı mücadelenin yenilgisiyle birlikte bu göç dalgası daha da hızlanmış ve sayıları on binleri bulmuştur. Benzer bir göç dalgasını bizler Güney Kürdistan’da Saddam’ın 1980’lerin sonunda Halepçe ve Enfallerle gerçekleştirdiği katliamlar ile 1990’ların başlarında gerçekleştirdiği saldırıların ardından da görmekteyiz.
Kürtlerin ikinci büyük dalgası ise Kuzey Kürdistan’da yaşanan siyasi ve ekonomik sorunlarla başlamıştır. 1970’lerde geliştirilen 9 Mart Muhtırası bu göçü hızlandırırken, Maraş katliamı, askeri faşist sıkıyönetim ve 12 Eylül 1980 faşist darbesi ise bu kaçışı ve ülkelerini terk edişi daha da hızlandırmıştır. 1970’lerden sonra –özelde de 15 Ağustos 1984 dirilişiyle birlikte -gelişen Özgürlük Mücadelesi, yaşanan köklü Kürt uyanışı ve dirilişinin ve adım adım gelişen özgürlük mücadelesinin önünü almak için Kürdistan’ın boşaltılması özelikle planlanmıştır. Bu planın öyle görülüyor ki üç hedefi bulunmaktaydı. Birincisi Kuzey Kürdistan’da gelişen özgürlük direnişine hizmet edecek genç nüfusun kaçırılması, diğer bir hedef Avrupa’da giderek yükselişe geçen ekonomi trendinin ihtiyaç duyduğu ucuz işgücü, üçüncü hedef ise Türkiye ve Kürdistan’da edinilen sınıfsal, ulusal ve sosyalist bilincin Avrupa’da özelde de Almanya ve İsveç’in liberal, kapitalist modernist-sosyal demokrat politikalarıyla yumuşatılarak, sistem içileştirilerek tehlike olmaktan çıkarılmasıydı.
Belki de Avrupa’ya göçün üçüncü bir dalgası olarak 1990’lardan sonra TC devletinin sistematik olarak Kuzey Kürdistan’da uyguladığı vahşet, katliam ve köy boşaltmaların bir sonucu olarak yaşanan göç etmeler olmuştur. Bu göçlerin büyük bir kısmı Türkiye metropollerine yapılmış olsa da bu son dalga Kürtlerin dünyanın dört bir yönüne dağılmalarına yol açmıştır.
En büyük göç son 50 yılda
Sonuç itibariyle Kürtler tarihlerinde hiç bu kadar derinliğine bir göçü, zorunlu terk edişi ve ülkelerinden kaçışı son 50 yıldaki gibi yaşamamışlardır. Kürdistan’ın dört parçasında bu göçler, savrulmalar, terk edişler, kaçışları görebiliyoruz. Her dalganın kendine has nedenleri olsa da hepsinde ortak olan yön öncelikli olarak siyasaldır. Ulus bilincini adım adım edinen Kürtlere karşı sömürgeci devletlerin geliştirdikleri baskılar ve uyguladıkları vahşetler, kırımlar sonucu Kürtlere iki seçenek bırakılmıştır: Ya direnmek ve gerektiğinde ölümü göze almak ya da kaçmak... Kürtlerin bir kısmı baskılara dayanmayıp –bio iktidarı yani ekonomik olarak aç bırakmaları da eklersek- ülkelerini terk ederken bir kısmı ise direnişi tercih ederek kendi topraklarında tüm zor şartlara rağmen yaşamayı esas almışlardır.
Hiç şüphe yoktur ki yaşanan göçlerin ya da diasporanın nedenlerini tek tek bilince çıkarmak önemlidir. Tarihi bir bellek oluşturmak için de bu gereklidir. Kaçmaların, kaçırılışların, sürgünlerin nedenleri bilince çıkarılmazsa, elbette hem bu ülkeden kaçışın önü alınamaz hem de buna karşı duruş nasıl olmalıdır’ın cevabı verilemez. Aksi takdirde tüm tespitler sadece ve sadece tespit kalacağı için yaşanmış olanlar yarın yeniden yaşanma imkanı bulacaktır. Yaşanmış olan bu trajedilerin tekrarlanmaması için mutlaka bu diaspora gerçeğinin iyi bilince çıkarılması gerektiği gibi, diaspora gerçeğini tersine çevirmesini de bilmemiz gerekmektedir.
Kendi yurdundan kaçırılış ve koparılışın –nedenleri ne olursa olsun- yukarıda ifade ettiğimiz gibi Kürdistan’dan göçertilmelerin ağırlıklı bir nedeninin siyasal oluşu dikkate alındığında -ekonomik olarak gidişlerin de altında kesinlikle son tahlilde bu siyasal neden yatmaktadır- bu canlı, direnişçi, tavizsiz ve her an yeniden politize olabilecek kitleyi liberalleştirme, pasifize etme, kendine benzetme, modern bir deyimle “entegre ederek” sistemin bir parçası haline getirme, kapitalist devletlerin temel bir hedefi olmaktadır. Bu bireyler bazında olur, örgütler bazında olur, topluluklar bazında olur; yumuşatabildiklerinin, kendi içlerine aldıklarının elleriyle hem kendi sistemlerinin iyi bir parçası olan sömürgeci devletlerini önemli ve büyük bir “yükten” kurtarmış olacaklar hem de kendi içlerine aldıklarının elleriyle kendi sistemlerini, yaşam biçimlerini, kültürlerini tüm Kürdistan’a pürüzsüz yayma şansını elde etmiş olacaklardır.
Dikkat edersek bugün diasporada yaşayan Kürtlerin büyük bir kısmında bu her iki durum ve gerçeklikler iyi görülmektedir. Giderek benzediklerinin elleriyle Kürdistan’a girmektedirler. Yine sömürgeci devletler için tehlike olanları ise sömürgecilerle uzlaşarak tehdit olmaktan çıkarken, esas direnişçi ve özgürlükçü eğilimlerin önüne dikilmektedirler.
Bunun için diaspora gerçekliğini iyi ve doğru tahlil etmek, çıkarılması gerekli olan doğru sonuçları çıkararak bu zorunlu siyasal, ekonomik, kültürel, psikolojik ve askeri göçü anavatanın hizmetine koymanın yollarını bulmak önemli olmaktadır.
Kürtlerin diasporalarında anavatana hizmet eden durumlar var mıdır? Elbette vardır. Kahire’de kurulmuş olan Kürdistan Gazetesi, yurtdışında kurulmuş olan Kürt televizyonları, yine birçok yerde, özelde de Rusya’da kaybedilmek istenen Kürt folklor kültürünün geliştirilmesi, yaşatılması, yazıya ve belgelere dökülerek tarihe miras bırakılması, İsveç’te onlarca Kürtçe kitabın basılması, Kürtçe’nin farklı lehçelerinin yazı ve medya yoluyla yaşatılması önemli örneklerdir. Sömürgeci devletlere karşı –özelde de Kuzey Kürdistan’da- verilen özgürlük mücadelesiyle birleşince sömürgeci devletlerin birçok noktada yumuşamalarına götürmüştür. Öyle ki Kürtçe gazeteler, televizyonlar, kitaplar, türküler, okullar derken inkarın birçok kurumu günlük olarak yıkılmıştır. Dil yasağı gibi dünyanın en lanetli bir yasağı ağırlıklı olarak belirttiğimiz gibi hem içten geliştirilen büyük direniş ve hem de dışarıda geliştirilen anlamlı medya ile paçavraya çevrilerek anlamsız kılınmıştır. Kürt kültürünün yurtdışında çeşitli etkinliklerde sergilenmesi, canlı tutulması da benzer bir olumlu etkiyi sağlamıştır. YARIN: Diasporada çözüm nasıl olmalı?
ABDULLAH ÖCALAN SOSYAL BİLİMLER AKADEMİSİ