Devletin Kürt sorununda bir türlü çözüme gelmemesi ve nihai çözümü Kürt kimliğinin yok edilmesinde görmesinin temel nedenlerinden biri, Kürt egemen sınıflarının tarih boyunca halka ihanet etmeyi bir gelenek haline getirmesidir. Kürtler dünyada haini en bol olan toplumdur. Kendisi için ayrı bir işbirlikçi iktidar yapılanmasını bile aklına getirmeyen ve ailesel çıkarlarını güvenceye aldıktan sonra köklerini inkar edip egemen ulus gerçekliği içinde erimeyi tercih eden görülmemiş bir ihanet türüdür bu. Kürt halkı, toplumun yüzde beşini bile geçmeyen bu güruhun puşt karakterini çok iyi bilir. Bu kesimin işlevini tarihsel bilincin en önemli kaynaklarından biri olan özdeyişlerine de yansıtır: Ağacın kurdu ağaçtandır. Meşe ağacına acımasızca indirilen düşman baltasının sapıdır o. Ağaçtan kesilip takılan bu sap olmasa, faşizm baltasının darbeleri meşe ağacına fazla zarar veremeyecektir. Bu yiğit halk ‘dört yanı puşt zulası’ olduğu için bu kadar acılara gark olmakta ve özgürlüğüyle buluşamamaktadır.
Ahmed Arif’in şiirlerinde sıkça geçen ‘puşt’ sözcüğünü bilerek kullanıyorum. Bertolt Brecht de faşizmi ‘politik pezevenklik’ biçiminde tanımlıyordu. Yani hakaret kastı taşımıyorum, bir karakter tanımlaması yapıyorum. Puşt, küçük erkek çocukları büyük erkeklere peşkeş çeken adamdır. Yani puştluk tamamen erkekliğe özgü bir sıfattır, bir bakıma egemen erkek özelliğidir. Cins olarak kadın kişiliği bu tanımlamanın dışındadır. Aslında erkekleşmeyi keramet sayan ve bir iktidar olgusu olarak değerlendiren her kişide bir parça puştluk vardır. Şairin dediği gibi, puşt ‘dost yüzlü, dost gülücüklü’dür. Onun en etkili silahı taktığı dostluk maskesidir. Fırsatını bulduğunda maskesini çıkarıp zehirli hançerini sırtınıza saplar. Çocuğu peşkeş çekmesinde görüldüğü gibi, puşt sadece bireysel çıkarını düşünür. Onun pespaye çıkarı için satmayacağı hiçbir değer yoktur. Puşt değerden tamamen arınmıştır; başka bir deyişle onun gözünde değer paraya çevirebileceği bir şeydir. Puşt ucuza elden çıkaran bir pazarlamacıdır.
Çocuktan söz edildiğinde akla melek saflığı gelir. Çocuk masumiyet, bozulmamışlık ve kirlenmişlikten uzaklık demektir. Çocuk köktür, insanlığın kökleri çocukluktadır. Bu nedenle kendi köklerinden kopmamak, bir yönüyle de bozulmaya karşı koymak, aynı anlama gelmek üzere kendisi kalmakta ısrar etmektir. Kuşkusuz bir halkı kendisi olmaktan çıkarmak isteyen sömürgeci güçlerin öldürücü baltasına sap olmak ve yürüttükleri kültürel soykırım politikasının sonuç almasına hizmet etmek, en azından erkek çocukları cinsel istismara tabi tutmak kadar aşağılık bir eylemdir. Kürt’ün haini bir puşttur. O sadece çocuk satmaz, tüm Kürtlerin karılaştırılması için çaba harcar. Sömürgecinin işini kolaylaştırmak ve tatmin olduğunu görmekten haz alır.  Kürt haini efendisine bedavaya gelen bir yaratıktır. Efendisinin aferinini almak onun için en büyük ödüldür. Sahibinin sırtını sıvazlaması ve yaptıkları için beğenisini ifade etmesi karşılığında topluma yapmayacağı kötülük yoktur. Elinden gelse ve imkan bulsa, bir ülkeyi ve halkını bile rahatlıkla satar. Hainin efendisi ile ilişkisi bir bakıma puşt ile kulampara ilişkisidir. Onun sahibinin kullanımına sunduğu sadece küçük erkek çocuklar değil, ucuz işgücü deposu durumundaki bütün bir toplumdur. Kapitalist kulampara, hainin peşkeş çektiği toplumu en kötü biçimde istismar eder. En tortu işlerini bu toplumun bireylerine yaptırır. Her türlü ayak işine onları koşturur. Hepsini karın tokluğuna çalıştırır. Kapitalistin kullandıklarına karşı tavrı kendisinin primitif hali olan ilkçağın köle sahibininkinden daha gaddarcadır. Zira ilkçağın köle sahibi kendi kölelerinin kimliğini inkar edip dilini yasaklamıyordu. Dolayısıyla kapitalist kölelik ilkçağ köleliğinin daha da derinleştirilmiş ve içselleştirilmiş halidir.
Puştluk ve kulamparalık ilişkisi kente özgüdür; bir sınıflı ve devletçi toplum ilişkisidir. Bu ilişki kadın köleliği üzerinde vücut bulmuştur. Bu ilişki kurulunca, toplumun geri kalan bölümü artık bir eşya gibi muamele görür. Eşyalaştırılan kadın eşyalaştırılan toplum halini alır. Puştluk olmadan eşyalaştırma zor ve hatta imkansızdır. Puştun işi nesneleştirmeyi kolaylaştırmaktır. Puşt eşyalaştırılan toplumun içinden devşirilir. Ağacı içten kemiren kurt sayılması bundandır. Eşyalaşma kapitalizmde metalaşmaya dönüşür. Kadın en elverişli bir meta olup çıkarken toplum da metalaşır. Metalaştırılan toplum pazara düşen ve elden çıkarılmak istenen toplumdur. Kapitalizmde metaların kraliçesi olarak kadının konumu yücelmeyi değil, en dip noktaya düşmeyi ifade eder. Bu sistemde kadın aynı zamanda bir cinsel objedir. Puşt ile kulampara ittifakının kadını ve toplumu getirdiği nokta budur.
Kışkırtılmış erkeklik ile cinsel obje olarak kadınlık kapitalist sistemin temel görüngüsüdür. Erkeklik ile iktidarın bu denli iç içe geçişine daha önceki hiçbir sistemde tanık olunmaz. Hiçbir toplumsal sistemde şehvet düşkünlüğü bu denli yaygınlık kazanmaz. Cinsellik, özellikle kadın cinselliği bu sistemde tam bir promosyon aracı olur. Nerdeyse her metaya cinsellik sindirilir. Tüketim çılgınlığı bir bakıma metalara içerilmiş bu cinsellikle bağlantılıdır. Tüketme isteği adeta bir şehvet hırsı, tüketmenin kendisi cinsel tatmin biçimini alır. Hayvanlaşmanın da ötesidir bu. Çünkü hiçbir hayvanın böylesi bir gerçekliği yoktur. Kapitalist modernitede Kürt haini aynı zamanda cinselliğe müthiş düşkün bir tiptir. Bu tip pavyonda çalışmaya mahkûm edilmiş bir kadınla ilişki karşılığında efendisine kul köle olur. Bir parça et için ruhunu satar. Kürt hainini iyi tanıyan kulampara sömürgeci, onun bu zaafını müthiş değerlendirir. Kadın sunumu ve parayı gösterme, puşt devşirmenin iki etkili silahıdır. Kürt haini cebini doldurma ve ten açlığını giderme karşılığında kardeşinin kardeşinin kellesini dahi keser. O, Dersim’in yiğit savaşçısı Şahin’i katledip başını düşman ordusunun komutanına sunan kardeşi Pirço’ya benzer. Biçimi dışında onun insana benzer hiçbir özelliği kalmamıştır. Kürt haini imha ve inkar sisteminin insansızlaştırma politikasının sonuç almış haline denk düşer.
Bugün puştluğun en fazla kar ettiği bir dönemden geçiyoruz. Yeşil Türk faşizmi şimdi puştluğa ‘entelektüel’ bir boyut kazandırmış bulunuyor. Bu entelektüelizasyonun sonucu olarak, puşt karakterli Kürt haini artık medyada arzı endam ediyor. Kirli özel savaşın propaganda yanının öne çıkması ve devletin teslim almayı politikasının merkezine oturtması, Yeşil Türk faşizmini bu tipi bir ihanet çağrıcısı olarak kullanmaya yöneltiyor. Eskiden dağdakilere “Gelin, burada sıcak çorba var” diyen itirafçı, belki de teslim olduğu güçlerin vahşetinden korktuğu için böyle davranıyordu. Ancak yeni ‘entelektüel’ puştun eylemi ‘gönüllülüğe’ dayanıyor. Yani işini adeta bir şehvet hırsıyla yapıyor. Bunlardan biri Kürt savaşçısına “Elinizdeki silahı yorgun bedeninizin dayanacağı bastona dönüştürün” derken, bir diğeri “Çıkış yaptığınız yere, Ankara’ya dönün” diye sesleniyor. Kürt kırımının sürüp gitmesi bu güruhun hiç de umurunda değildir. Hepsi “Çözüm kayıtsız şartsız dağdan inmededir” diyor.
Osmanlı döneminde sıkça görülen eşkıyalar bile ‘düze inme’yi teslim olma anlamında kullanırlardı. Kürt haini bu halkın savaşçılarına bir eşkıyanın değeri kadar bile değer biçmiyor. Eşkıya bile kayıtsız şartsız teslim olmazken, o Kürt gerillasını kendisinin yaptığı gibi insanlığını satmaya davet ediyor. Kapitalizmin Kabe’si İngiltere’de bir siyasetçi, “İyi bir köpeğiniz varsa kendiniz havlamayın” diyordu. Anlaşılan faşist AKP iktidarı da bu sözü kendisine düstur edinmiştir. Sürüsüne bereket dedirtecek denli kalabalık bir sayı oluşturan bu hain güruh şimdi tam da Dingo’nun ahırındakilerin görünümünü sergiliyor.
Ne diyelim, puşt uluduğu kadar ulusun; it ürür, özgürlük kervanı yürür!