Dağlarda duyduğum bir sesten bahsetmek istiyorum. İnanılması güç gelecek belki ama anlatacağım. Dağın yükseklerinde sahibini aradığım bir ses duyduğum olmuştur. Yalnızca benim duyduğum bir ses olarak düşünüyorum her zaman, benden başka duyan olmuş mu? Bilmiyorum. Sormadım, soramadım kimseye... Yükseklerde, patikalarda yürürken duydum bir kere, bir keklik kalkışıyla yok olmuştu o ses, derin bir vadiye dalarken keklikler, kanatlarını açıp kendini bir vadiye bırakırken... Nisan’da suları kabaran bir ırmağa sırtımı verip yürürken bir su çarpmasıydı yine o ses... Arkama dönüp baktığımda kimseyi göremediğimde garip bir düş sarardı beni. Bir kadın çığlığı sandım çoğu zaman, çağlayanların içinden gelen bu sesi. Bu sesi bir müziğe çevirebilsem diye düşünürdüm yollarda, nasıl bir sestir bir anlayabilseydim ve anlatabilseydim...
İlk insanın sesi olabilir miydi? Bin yıllardır insanlığa haykıran bir insan sesi, belki de geçmişin sesiydi... İfade edemediklerimizin, dilimize gelmeyenlerin toplamıydı sanki. Dağın rüzgarına, suyun uğultusuna karışan bir sesti. İnsanın yüreğine çarpan bir melodi gibi, gözde bir damlaya dönüşen bir klam ezgisiydi. Buğdayı ilk ekenin, ekini ilk derenin, ekmeği ilk pişirenin sessizliğinin sesiydi bu. Yaşamın anlamını yaşayan bir tanrıçanın sesiydi ya da dünyanın dönerken yarattığı coşkunluktu. İlk sesin memleketinden geliyor olmalıydı, billur ve kadife. Derinliklerden, köklerden kaynağını alan bir titreşimdi. Doğanın içinden bir ihtizaz. Ne kadar yalın bir ifade idi ki, onlarca yıl şehirlerde hiç duymamıştım bu kımıldanışı. Şehir yaşamından uzaklığın oluşuydu, tarzıydı. Sanatsal ve sıra dışı bir nidaydı, beni çağıran bir Hawar...
Bir gerilla olarak, Kürdistan’ın haykırışıydı benim için! anlamaya çalışırken, anlam yüklüyordum. Anlıyordum ki; taşıdığı anlam, dayandığı tarihsel gücünden geliyordu. Yaşamın, gerçeğin sesiydi...
Aydınlığın ışığın sesi olmaz demeyin. Dağın, ırmağın, patikaların, sessizlerin sesiydi. 11 Mayıs’ın kızıllığında, Gurbetin sesiydi. Özgür yaşam kültürü yolunda yürümenin kararlı sesi bu ses. Batman’ın, Kürdün sesi...
Kürt gerçeğinin sesi Mizgin (Gurbetin Aydın) arkadaş, ülkeyi ve halkı yaşayan ve yaşatan sanatçılığıyla, örgütlü ve devrimci yaşamı ile toplumun ilk örgütlenme ilkesi olan ahlakı, yine halk sanatçılığını esas alan bir özgür yaşam kişiliğinin ifadesi olarak her yürüyüşte karşıma çıkıyordu. Özgürlüğün yolunda ve bizden her zaman daha ilerde...
Halka ulaşan, ülkeye çağıran sesi dinlerken, Meryem Xan ve Ayşe Şan’ların kültürel geleneğinin Kürt Özgürlük Mücadelesi içindeki somut adıyla buluşuyordum. Kürdistan’da yaşam zeminin bırakılmak istenmediği yabancılaşmanın, sömürünün, kimliksizliğin yaşatılmak istendiği, insanın her türlü kullanıma açık bırakıldığı bir çağda, devrimci kültür, kimlik ve ahlakın birleştirici çağrısının Mizgin’i.
Özgür yaşam kültürünün sesi oluşuyla, O kültürel bir toplumun direnişinin sembolü, ideolojik, felsefik, sanatsal derinliğinin yanı sıra gerilla kimliği ve tarzı ile üzerinde sanat yapılacak özgür ülkenin güzelliklerinin toplamıdır. Kürt toplumunun yeni insanının sanat alanındaki meleğidir. Yoğunlaşmanın, eylemin doruğudur...
En büyük sanatın insan yaratma sanatı olduğu PKK’de, Önder APO’nun bir destan, bir devrimci roman tarzında yürüttüğü mücadelenin, sanat alanındaki kahramanlarından, komutanlarından Mizgin arkadaş, bir bütünsellik ve bütünselliğin içindeki ahlak, toplumun harcı…
Kapitalist modernitenin sanatı sanatla, Kürdü sahte Kürtlükle vurduğu, sanatçının komutanının para olduğu, maneviyatın eritildiği bir çağda, toplum soluk alamaz hale getirilirken, bir nefes bir deyiş Mizgin arkadaş… Kürdistan’da sanat tam bir işgal ve boğma hareketine dönüştürülmüşken ortaya çıktı bu özgürlük ve hakikat sesi. Asimilasyon ile orijinal ve otantik Kürt kültürü yok edilmek istenmişken, egemen işgalci kültür arabesk ve pop kültürü ile halkımıza yaşamı haram etmişken, bütün bu kültürel soykırım faaliyetlerine karşın, PKK’de kültür sanatın özü olarak Kürdü yeniden topluma doğurdu. İçi boşaltılarak yozlaştırılmak istenen sanatı, özgürlük hareketinin önemli bir mücadele sahasına çevirenlerin baş tacı oldu. Sefkanların, Delilaların, Yektaların arkadaşı... Yarattıkları değerlerle, demokratik-komünal kültürün ve özgür yaşamın moral ve coşku kaynağı olanların sembolü...
Kürdistan’ın dağlarında sesler duyuyorum. Kürt hakikatinin sesi.