Açlık grevlerinin bırakılması çağrısı yapıp direnişçiler de buna uyunca Kürt Halk Önderi’nin gücünün arttığı değerlendirmeleri yapıldı. Kuşkusuz Kürt Halk Önderi’nin gücü arttı. Ancak bu güç hiçbir zaman zayıflamamıştır. Kürt Halk Önderi her zaman tartışmasız bir otoriteydi. Örgüt dinlemiyor, dinlemedi değerlendirmeleri psikolojik savaşın yaratmak istediği bir algıydı. Ancak hükümet de, danışmanları da Kürt Halk Önderi’nin etkili olduğunu çok iyi biliyorlardı. Hatta Kürt halkının ve Özgürlük Mücadelesinin gösterdiği direniş konusunda bu Önderliği sorumlu gördükleri için tecrit, tehdit ve şantaj politikası yürütmektedirler.
Türk devleti her zaman Kürt Özgürlük Hareketi’ni parçalı göstermeye çalışır. Bir zamanlar da BDP içinde şahinler ve güvercinler yaratmaya çalıştılar. Bunu başaramayınca güvercin dediklerimiz daha şahin çıktı gibi değerlendirmeler yaptılar. PKK’nin kaç parça olduğuna dair şehir hikayeleri ürettiler. Ancak PKK’nin her dönemden daha güçlü olarak mücadele ettiğini gördüler. Aslında bu söylediklerinin doğru olmadığını kendileri biliyorlardı. Ama mücadele ettiği gücü böyle göstermek psikolojik savaşın gereğiydi. Hükümetin ve yandaşlarının böyle söylemesini anlıyoruz; ancak kimi yazarların ve çevrelerin bu özel savaş ağzıyla değerlendirmeler yapması insanı şaşırtıyor. Türkiye’de insanları bir yönden diğer yöne döndürmek gerçekten de zor olmuyor. Çünkü aydın ve yazar denilenler tutarlı değil. Ya hükümetin bu yönlü psikolojik savaş söylemlerine yalan söylüyorsunuz deme cesaretleri yok ya da buna inanıyor gözükmeleri işlerine geliyor.
PKK İmralı’yı dinlemiyordu tartışmaları bile abesle iştigaldir. Bu söylemlerin gerçekle hiçbir zaman alakası yoktur. Aksine PKK ve Kürt halkı bu Önderliğin birinci muhatap olduğunu her zaman tekrarlamıştır. Bu nedenle de rolünü etkili ve tam oynaması için özgürlüğünü istemektedir.
Şimdiye kadar PKK ve halka bu Önderliği bırak dayatması yapılmıştır. Ancak bu başarılamamıştır. Komplo da bunun için gerçekleşti; tecrit de, tehdit ve şantaj da bunun için sürdürülmektedir. PKK ve Kürt Halkı’na yönelik öfke de bunadır. Bu Önderliğe neden bu kadar bağlısınız demektedirler. Hatta bazıları demagojiyle bir halkın kaderini bir lidere bu kadar bağlamak yanlıştır diyorlar. Aslında devletin, hükümetinin ve yandaşlarının söylediklerinin hepsi bir gerçeği gizlemek içindir. O da çözümsüzlükte ısrar eden politikalarının gizlenmesidir.
Hükümetin Kürt sorunu konusunda çözüm politikaları olsa bu tür spekülasyonların hiç birisi olmaz. Çözüm politikası her türlü kuşkuyu ya da spekülasyonu bir günde netleştirir. Çünkü çözüm politikası ortaya konulduğunda yanlış olan hiçbir politika ve tutum kendini var edemez. Çözüm politikası olmayanlar ise bu gerçeği gizlemek için kafa karışıklığı yaratıyorlar ve ortamı bulandırıyorlar.
Türk devletinin çözüm politikası varsa bunu Kürt Halk Önderi’yle bir projeye kavuşturur ve buna da herkes uyar. 12 Haziran seçimleri öncesi Kürt Halk Önderi 3 protokolden meydana gelen bir proje ortaya koymuş ve PKK’de bunu onaylamıştır. Ancak bunun gereğini yapmayan ve tanınan fırsatlara rağmen hala oyalamaya başvuran bir yaklaşım gösterilince Kürt Halk Önderi aradan çekilmiştir. Bu biçimde olmadığını görünce sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının sağlanmasını istemiştir. Çünkü AKP yıllarca süren görüşmelere iyi niyetli yaklaşmamıştır. Nitekim Savunmalarında AKP’nin eski zihniyeti bırakmadığını; yapmayı öngördükleri anayasanın da 12 Eylül anayasasının liberal versiyonu olacağını söylemiştir. Bu hükümete güvenilmeyeceğini kapsamlı bir biçimde değerlendiren bu Önderlik olmuştur.
Kuşkusuz bu Önderlik çözüm istiyor, çözümü zorlamak istiyor. Bu nedenle AKP’ye defalarca fırsat tanımıştır. Şimdi de sorunun çözümünü istiyor. Bu nedenle açlık grevinin bırakılmasını istemiştir. Çözüm istiyorsanız buyurun demiştir. Ancak hükümet çözüm için adım atmazsa bu Önderlik ne yapsın! AKP’nin çözümsüzlükte ısrar eden politikalarını tabii ki onaylamayacaktır. Eğer AKP bu fırsatı da değerlendirmezse Kürt halkının mücadelesi daha da gelişecektir. Kürt Halk Önderi açlık grevini bıraktırarak AKP’ye bir fırsat tanımıştır. Ancak çözümün kaderini de AKP’nin insafına bırakmamıştır.
Kürt Halk Önderi muhataptır, ama çözümün muhatabıdır. Çözümsüzlükte ısrar edenlerin muhatabı değildir. Çözümün adresidir. Ama hiç kimse bu Önderliği oyalamanın parçası yapamaz. Herkes bu Önderliği iyi tanımalıdır. Tecrit ederek, dışarıyla ilişkisini kopararak hiç kimse bu Önderliğin duruşunu değiştiremez. Dünyada pratik politikayı en yaratıcı uygulayan bu Önderliktir. Ancak ilkesini de etkili pratikleştiren bu Önderliktir. Hem stratejisttir, hem taktisyendir. Dolayısıyla kimse yanlış hesap yapmasın.
Artık hükümet ciddi bir adım atmadan ne Kürt Halk Önderi’nin, ne PKK’nin, ne halkın direnişçi tutumu gevşer. Kürt Halk Önderi açlık grevini bıraktırırken bu haklar için mücadelenin dışarıda yükseltilmesini istemiştir. Kürt Halk Önderi açlık grevinin başarıya ulaştığını da görmüştür. Artık direnişçilerin taleplerinin gerçekleşmesi her zamankinden daha yakındır. AKP kabul etmese de, ayak diretse de bu taleplerin karşılanması konusunda önemli mesafe alınmıştır. AKP bu talepleri kabul etmeyebilir, ama hem Kürdistan hem Türkiye hem de dış kamuoyu açısından kabul edilir talepler olmuştur.
Zindan direnişçileri önemli bir siyasal zemin yaratmıştır. 2012 mücadelesini daha da ileri taşımıştır. Şimdi bu düzeyin mücadele edilerek geliştirilip sonuç alınması gerekmektedir. Kürt Halk Önderi’nin gösterdiği tutum budur. Çünkü mücadele bırakılsın dememiştir. Bu talepler için mücadelenin esas olarak dışarıda geliştirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Kürt Halk Önderi’nin açlık grevini bitirirken söyledikleri de doğru anlaşılmalıdır. Çünkü bu Önderlik PKK tarihinin en büyük direnişi olarak 14 Temmuz 1982 Büyük Ölüm Orucu Direnişi’ni görmüştür. PKK militanlarına da her zaman bu ölüm orucunda yaşamını kaybeden Kemal Pir’i örnek vermiştir. Kaldı ki son direnişteki ölüm orucuna katılanları da saygıyla selamlamıştır. Dolayısıyla bu açlık grevini bıraktırmayı herkes, özellikle de AKP Hükümeti doğru anlamalıdır.