Uluslararası komplo 15. yılında her yerde protesto edildi. Kürdistan’ın büyük çoğunluğunda kepenkler açılmadı. Avrupa’da on binler uluslararası komployu ve Paris cinayetini lanetlemek için alanlara çıktı. Bir bütün olarak Kürt halkı uluslararası komployu lanetleyerek, komploların sonuç alamayacağını bir daha dost-düşman herkese gösterdi. Yeni komplolara geçit vermeyeceklerini de tutumlarıyla ortaya koydular. Bu halk gerçekliği gösterdi ki, bundan sonra planlanacak ve yürütülecek her komplo akıntıya kürek çekmekten başka bir şey ifade etmeyecektir.

Komplo Kürt Halk Önderini etkisizleştirip Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmeyi öngörürken, beklediklerinin tersi gerçekleşti. Kürt Halk Önderi daha da büyüdü ve etkili hale geldi. Kürt Özgürlük Hareketi daha da güçlendi.  1999 yılında Kürt Halk Önderinin tek kişilik zindana gömüldüğünü, PKK’nin ise bir daha ayağa kalkmayacağını düşünenler bugün karşılarında büyük bir mücadele ve daha da güçlenmiş bir halk önderiyle karşı karşıyalar. 1999 yılında komplo içinde yer alan güçlerin yerlerinde yeller eserken, Kürt Halk Önderi ve PKK Türkiye ve Ortadoğu’nun temel siyasi aktörü haline gelmiştir. Hiçbir güç artık bu Önderliği ve hareketi dikkate almadan politika üretemiyor. Bu bile Kürt halkının özgürlüğe yakın olduğunu göstermektedir.
Bu mücadele bugün Güney Kürdistan’da federasyon oluşumuna ve yaşamasına vesile olurken, Batı Kürdistan’da Ortadoğu’nun en büyük halk devrimini ortaya çıkarmıştır. 15 Şubat uluslararası komplonun en yoğun olarak Rojava Kürdistan’da protesto edilmesi bu önderliğin nasıl bir halk gerçeği yarattığının kanıtıdır. Zaten Kuzey Kürdistan’da Kürt halkının her gün PKK ve Önderliğini sahiplenmesi komplonun başarılı olmadığını ortaya koymaktadır.
2012 yılında Kürt Özgürlük Hareketi’nin gücü ve etkisi herkes tarafından kabul edilmiştir. AKP Hükümeti Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye edebileceğini hesaplarken kendisi tasfiye olma noktasına geldi. 2012 yılında sarsılan AKP 2013 yılında yıkılmamak için yeni tasfiye etme politikalarına yönelmiştir. Bunu da çok boyutlu entegre politikası olarak tanımlamıştır.
Hangi nedenlerle yaparlarsa yapsınlar, kendilerine göre niyetleri ne olursa olsun Kürt Halk Önderinin ayağına kadar gitmeleri ve görüşmede bulunmaları aslında komplonun boşa çıktığının en somut ifadesidir. Kuşkusuz Kürt Halk Önderi hala esaret altındadır. Ancak komplonun Kürt Halk Önderini esaret altına alarak ulaşmak istediği hedeflere ulaşamamışlardır. Erdoğan’ın düne kadar idam etmeyle tehdit ettiği önderlikle görüşmelerden medet umması, aslında izlenen tasfiye politikalarının sonuçsuzluğudur. Yoksa niyet ne olursa olsun sabah akşam oturup kalkıp İmralı görüşmelerinden söz etmezlerdi. Kürt Halk Önderinin etkin bir siyasi aktör olduğunu kabul eden böyle bir tutum içine girmezlerdi.
Aslında son bir buçuk yıllık direnişin öncüsü Kürt Halk Önderi olmuştur. Aradan çekiliyorum demesi, anlamsızlaştırılan aile ve avukat görüşmelerini kabul etmemesi, bir direnme kararıydı. Direnmeden Kürt sorununun çözülemeyeceğinin ortaya konulmasıydı.
Şimdi Kürt Halk Önderiyle yapılan görüşmeleri kendine göre ele alan Başbakanın danışmanı Yalçın Akdoğan yakın zamana kadar Kürt Halk Önderini hedefliyordu. Her ağzını açtığında bu Önderliğe kan kusuyordu. Çünkü bu önderliğin AKP Hükümetine karşı bir duruş içinde olduğunu biliyordu. İşte şimdi bu Önderliğin yanına heyetler göndermektedirler.
AKP’nin tasfiye politikalarını teşhir eden ve bu politikalarına karşı direnişin ve tutumun öncülüğünü yapan bir Önderlik yapılan görüşmelerde tabii ki ilkeli davranacak ve Kürt sorununun demokratik çözümünde ısrarlı olacaktır. Bu görüşmede sadece silahların bırakılması ve geri çekilmenin konuşulduğunu sananlar kendilerini kandırmaktadırlar. Birkaç yıl önce ortada bir çözüm yokken silahların bırakılmasından söz edenlerin en büyük tepkiyi bu önderlikten gördükleri unutulmasın. Bu açıdan hiçbir çözüm adımı atmadan gerillanın sınır dışına çekileceğini söyleyenler toplumu kandırmaktadırlar. Kendilerini kandırmaktadırlar demiyoruz, çünkü bu tür haberleri yapanlar gerçeğin böyle olmadığını çok iyi bilmektedirler.
Buna rağmen her gün silah bıraktırma senaryolarının yazılması ve bu yönlü psikolojik savaş yürütülmesinin mutlaka amaçları bulunmaktadır. Bunlardan birincisi bir çözüm politikası olmayan AKP, bu tür söylemlerle önümüzdeki dönemde yürüteceği tasfiye politikasının ve savaşın meşruiyet zeminini hazırlamaya çalışmaktadır. Çünkü Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yürüttüğü savaşın meşruiyet zemini kalmamıştır. Öte yandan Türkiye toplumunda da bu sorunu ezerek ya da çözerek ortadan kaldırmayan AKP’ye karşı tepkiler giderek artmaktadır. Bu nedenle yürüteceği savaşa bir iki yıl daha destek almak için bu tür çabalar içine girmiştir. Sonuç olarak ben çözecektim, ama yanaşılmadı, bu nedenle savaşmak zorundayım diyerek kendisi açısından kritik olan önümüzdeki iki yılı kotarmaya çalışmaktadır.
Diğer yandan niyeti ne olursa olsun bu görüşmelerin kendi inisiyatifinde ve Türkiye’nin istediği biçimde yürütüldüğü havasını vermek için bu yönlü haberler üretilip basına servis edilmektedir. Dikkat edilirse KCK yönetimi defalarca yalanlamasına rağmen Erbil’de ve Avrupa’da görüşmeler yapıldığı basında hiç eksik olmuyor. KDP’nin bu görüşmelerde rol aldığından söz ediliyor. Öyle ki, hayal gücü yüksek olanlar daha da ileri giderek İmralı-Kandil arasında telefon hattı kurulacağından bile söz etmişlerdir. Anlaşılıyor ki bu görüşmelerden önce özel savaş merkezi oturmuş, nasıl bir psikolojik harekat yürütüleceğini kararlaştırmıştır. Buna da süreci yönetme adı vermektedirler. Süreci yönetme bir yönüyle de sanal bir süreci gerçekmiş gibi gösterip bunu yönetme anlamına gelmektedir.
Kuşkusuz İmralı’da bazı görüşmeler yapılmaktadır. Kürt Özgürlük Hareketi Kürt Halk Önderinin baş müzakereci olduğunu ilan etmiştir. Bir görüşme yapılacaksa bunun İmralı’da olması gerektiğinin altını çizmiştir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin tek istediği, bu görüşmelerin sağlıklı olabilmesi için Kürt Halk Önderinin, yani baş müzakerecinin başta örgütü olmak üzere çeşitli çevrelerle ilişki kurmasının ve görüşmesinin sağlanmasıdır. Bunun da Kürt sorunu gibi çok önemli bir sorun açısından makul ve doğru bir yaklaşım olduğu tartışmasızdır. Kaldı ki Kürt Halk Önderi de böyle olmasını istemektedir.
İmralı’da görüşmeler yapılmaktadır, ama bu görüşmeler basına yansıtıldığı gibi değildir. Basına doğrular ve yanlışlar karıştırılarak, hatta çoğu zaman tümü sanal olan haberler servis edilerek toplum manipüle edilmeye çalışılmaktadır. Hatta kendi düşündükleri “çözümü” gerçek bir çözüm projesi gibi ortaya koyup bu yönlü kamuoyu oluşturmak, sonra da bunu Kürtlere kabul ettirmeye çalışma yaklaşımı içinde oldukları da görülmektedir. Özellikle BDP üzerinde bu yönlü bir psikolojik harekat ve baskı kurmak istedikleri anlaşılmaktadır.
Herkes rahat ve müsterih olsun, Kürt Halk Önderi baş müzakereci olarak Kürtlerin temel hakları ve özgürlüğünü her koşulda en iyi biçimde savunacak, makul bir çözüm için çalışacaktır. Makul bir çözüm olmadan gerillanın silah bırakması ve mücadelenin sonlandırılması hiçbir zaman söz konusu olmayacaktır. Başkaları böyle bir duruma düşse ve yatsa da Kürt Halk Önderi bunu kabul etmeyecektir. Bu önderlik makul bir demokratik çözümden yanadır; ancak Kürt halkının varlığını ve özgürlüğünü güvenceye almayan hiçbir projeye de onay ve geçit vermeyecektir. Kürt Halk Önderi aynı zamanda gerçek ve kabul edilebilir bir demokratik çözümün de güvencesidir. Bunu herkes anlamalıdır. Önderliği farklı konumda göstermek isteyenlere itibar edilmemelidir. Bu tür yaklaşımlar ve yayınlar tamamen özel savaşın bilinçli biçimde ve yönlendirdiği psikolojik savaş harekatıdır. Bu, Kürt toplumunda Önderliği konusunda güvensizlik yaratmak isteyen ve bunu bilinçli yürütenlerin bir psikolojik savaş yöntemidir.
Bugün İmralı’da yürütülen büyük bir mücadeledir. Büyük siyasal mücadele yürütenler kendilerine güvenirler ve hiçbir siyasal mücadele zemininden kaçınmazlar. Önemli olan sürecin karakterini anlamak ve karşımızdaki gücü tanımaktır. Kürt Halk Önderliği mevcut siyasi koşulları uygun gördüğü ve kendisine güvendiği için AKP tarafından gelen görüşme talebine hayır dememiş, bunu bir mücadele biçimi olarak görüp görüşmeleri yapmış ve gerektiğinde yapmaya devam edecektir. 2012 yılı mücadelesinin yarattığı olumlu ortamı ve AKP’nin sıkışıklığını makul bir demokratik çözüme evriltme çabası içindedir. AKP’nin bir çözüm niyeti olmadığını görmesine rağmen bu çabasını sürdürmektedir. Çünkü bu süreçler zor durumda kalan güçleri aynı zamanda belli bir anlaşmaya, Kürt sorunu somutunda da bir çözüme yanaştırma mücadelesidir.
Bu durumdan sonuç alınabilirse alınacak, yoksa mücadele eskisinden daha yüksek biçimde yürütülecektir. Bu durum da uzun zamana sarkmadan yakında netleşecektir.