
Bu açlık grevi herhangi bir açlık grevi olarak görülmemelidir. 2012 yılında cezaevlerinde yaygın bir biçimde gerçekleşen ve AKP Hükümetini zorlayan açlık grevlerinden daha etkili olacak eylem haline gelebilir. Çünkü Kürt halkının kararı olan bir eylemdir. Tüm halk çeşitli eylem biçimleriyle bu sürecin içinde yer alacaktır. Kürt Halk Önderinin sağlığı tüm Kürt halkını ve demokrasi güçlerini ilgilendirdiğinden çok geniş toplumsal kesimleri içine alan bir eylemsellik süreci olacaktır.
Kürt Halk Önderinin sağlığından haber alınması talebiyle yapılan bir eylem olduğundan hiç kimsenin karşı çıkacağı bir eylem değildir. Hatta böyle bir eylemin yapılması bile AKP iktidarı için bir utanç konusudur. Tamamen insan haklarıyla ilgili bir eylem olduğu için dünyanın da ilgisini çekecektir.
Kürt Halk Önderinin İmralı’daki 18 yıllık yaşamı, direnişi dünya tarihinde görülmemiş ender bir durumu ifade etmektedir. İnsanlık tarihinde benzer bir durum yoktur. 18 yıllık özel savaş, psikolojik savaş karşısında görülmedik bir irade, direniş ortaya konulmaktadır. İmralı’da aynı zamanda 18 yıldır bir politik savaş sürmektedir. Türk devletinin ve AKP iktidarının bu Önderliğe tepkisi ve düşmanlığı en fazla da böyle bir politik savaş gösterme iradesinedir.
Bu Önderliği bu halk neden bu kadar seviyor? PKK bu Önderliğe neden bu kadar bağlı? Bu Önderliğin dünyadaki itibarı ve etkisi neden bu kadar yüksek? İşte buna öfke duyulmaktadır. Türkiye’de şovenizmin ne düzeyde şahlandırıldığı düşünülürse bu Önderliğe ne kadar ve ne düzeyde bir düşmanlığın var olduğu daha iyi anlaşılır. Türkiye demokratikleşmediği müddetçe bu düşmanlık var olmaya devam edecektir.
İşte böyle bir Türkiye gerçeği varken 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Kürt Halk Önderinin ailesi tabii ki görüşmek isteyecektir. Bu, en temel insan hakkıdır. Dünyada hiçbir yasa böyle bir talebi engellemez. Bu talep karşılanmıyorsa en temel insan hakkı çiğneniyor demektir. Bu Önderlik Kürt Halk Önderi olduğuna göre durum daha ciddidir. Milyonlarca Kürt Önder Apo’nun sağlığını öğrenmek istemektedir. Buna karşı çıkmak, Kürt’e meydan okumak ve savaş açmaktır. Kürt Özgürlük Hareketi “Önderliğime yaklaşım savaş ve barış gerekçesidir” dediğine göre, ailesi ve avukatlarıyla görüştürmeme savaşı daha da tırmandırma anlamına gelmektedir.
Demokratik kuruluşların gönüllülerin yapacağı açlık grevine rağmen bir görüşme gerçekleşmezse AKP iktidarı hiçbir biçimde Kürtleri dikkate almayacağını ortaya koymuş olur. Kürtler de bu durumu kabul etmeyeceğine göre, her türlü eylem yapma hakkı doğar. Zaten şu anda bile Kürtlerin her türlü eylem yapma hakkı ortaya çıkmıştır. Kürt Halkı 1998-1999 yıllarındaki Güneşimizi Karartamazsınız eylemlerini de aşar düzeyde Önderliğine sahiplenecektir. Çünkü bir halk Önderliğine sahiplenmezse o halk bitmiş demektir. Halklar Önderliklerinin perspektifi ya da talimatıyla ölüme gidiyorlarsa; tabii ki sağlığı için de ölümüne direneceklerdir. Önderliği için direnmek her Kürt genci ve kadını için büyük bir onurdur; ödüldür. Bu onuru ve ödülü elde etmek için Kürt gençleri ve kadınları yarışır. Bunu AKP Hükümeti de, tüm Türkiye de, dünya da bilmektedir.
Kürdistan’daki demokratik kuruluşlar, siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ilk defa bir eylem için ortak karar ortaya koymuşlardır. Böylece tüm Kürt halkının hissiyatına tercüman olmuşlardır. Kürt halkı da bu kararı en yüksek düzeyde sahiplenecektir. Bu önderliğin sesini duymak için milyonlarla meydanları dolduran bu halk, bu Önderliğin sağlığından haber almak için bunun birkaç katı bu eylem etrafında kenetlenecektir.
Kuşkusuz Kürt halkı Önderine sahip çıkacaktır; ama önemli olan Türkiye’deki diğer halkların ve demokrasi güçlerinin sahiplenmesidir. Demokrasi güçlerinin bu eyleme sahiplenmesi, halkların kardeşliği ve demokratik birliğine sahiplenmesi anlamına gelecektir.
Türkiye’nin ve dünyanın tüm kadınları da Kürt Halk Önderine sahiplenmelidir. Bu Önderlik kadar kadın özgürlük mücadelesine güç, destek veren başka bir siyasal önderlik yoktur. Tüm farklı etnik ve inanç toplulukları bu Önderliğe sahiplenmelidirÖnderlik kadar halkların ve inançların özgürlüğünü savunan bir Önderlik yoktur. Bu Önderlik her türlü tekçiliğe şiddetle karşıdır. En fazla karşı olduğu da milliyetçilik, dincilik, cinsiyetçilik, pozitif bilimciliktir. Uluslara, dinlere, cinslere ve bilime bu önderlik kadar anlam veren ve doğru değerlendiren başka bir önderlik yoktur. Bu açıdan tüm insanlık da bu Önderliğe sahip çıkmalıdır.
Hüseyin ALİ