Oyalama ve aldatma Kürt hareketini tasfiye etmeyince, 30 Ekim 2014’te MGK’da şiddetli bir saldırı kararı alındı.
Amaç Kürt halkına diz çöktürmek ve ezmek.
Silvan’ı tankla, helikopterle kuşatmışlar, tarıyorlar, bombalıyorlar.
Silvan 11 gündür evlerinde hapis, elektrik yok, bağlantı yok, su akmıyor, yemek bitmek üzere.
Yeni Şafak gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül tankları çağırdı.
HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş: "Silvan’da ordunun dahil olduğu şehir savaşı var."
Karagül’ün çağrısı hemen yanıt bulmuş…
Devlet zorbalıkta sınır tanımadan saldıra dursun koca bir ülke Silvan’a sırtını dönmüş durumda.
Bugünü açıklayan en büyük kayram TEPKİSİZLİK!
Tüm bir Türkiye yutkunuyor; içinden geleni bastırıyor ve sadece bakınıyor.
Devlet dün Silopi’de, Cizre’de öldürüyordu bugün Silvan’da aynı şeyi daha da gaddarca yapıyor.
Durum bir insan hakları sorununun ötesindedir.
Acı ama gerçek şudur: Bugün AKP’lisi, CHP’lisi, dindarı, ataisti, moderni, muhafazakarı, işçisi, emeklisi, beyaz yakalısı, mavi yakalısı, Türkleşen Kürt, Ermeni, Süryani… Son noktada mesele Kürt meselesi oldu mu işte aradaki tüm farklılıklar yok oluyor ve Kürt halkının talebi karşısında tek oluyorlar.
Yani yüzde 80’i aşan kocaman bir bariyerden bahsediyoruz!
Kürtler bu kocaman bariyere rağmen özyönetimde ısrarlılar.
Selahattin Demirtaş’ın şu sözü önemlidir: "Bu talep [statü talebi] artık geri dönülmez bir şekilde Kürt halkının gündemindedir ve bütün dünyanın gündemine girene ve Kürt halkı anayasal statüye kavuşana kadar da bu direniş sürecektir."
Sonrada şunları ekliyor: "Orada [Silvan] kriminal bir olay yaşanmıyor. Orada konjonktürel, güncel bir sorun yaşanmıyor. Yüz yıllık Kürt ve Kürdistan sorununun statüsü, nasıl yaşayacağı ve nasıl yaşatılacağına dair bir süreçten geçiyoruz. Silvan halkı Silvan'da kendisini ilgilendiren bir lokal sorunla ilgili direniş göstermiyor. Kürt halkının özgür geleceğiyle ilgili, Kürdistan'ın yüz yıldır inkar edilmiş statüsüyle ilgili bir direniş ortaya koyuyor. Herkesin hamleyi bu şekilde görmesi, bu şekilde Silvan'ı sahiplenmesi lazım. Mevzu sadece devletin orada gerçekleştirdiği hak ihlalleri mevzusu değil. (...) Mesele bir-iki genç meselesi de değildir..."
Türk devleti sömürgeci refleksle hareket ediyor. Rojava’ya düşmanlık ve Cerablus’da tampon bölge ısrarı da Kürt halkının özyönetim talebini bastırmaya ve yok etmeye dönüktür. Mevzu böyle okunmazsa anlaşılmaz.
Cerablus’un Rojava’ya katılıyor olma ihtimali çözüm sürecini sonlandırdığı gibi devleti saldırgan bir pozisyona itti.
Ortada olan ne tek başına bir AKP ne de Erdoğan terörüdür; olan Türk sömürgeci devlet terörüdür. Sömürgeci devlet savaş kararına topyekün ulaşmıştır.
Dolayısıyla direnişte topyekün olmak durumundadır. Halk ve direniş hareketi tüm yapı ve kurumlarıyla sahaya inecekler. Yakın bir tarihte öz yönetim talebinin Kürdistan’ın büyük şehirlerine yayılması artık kaçınılmazdır.
Halk özyönetimlerle kendi meşruiyetini güçlendiriyor.
Kürt halkı sömürgeci Türk devletiyle arasına mesafe koyuyor ve eşit ilişkilenmek istiyor.
Halk "statü istiyorum" diyor.
Birileri karnından konuşmaya baksın gerçek bu!