
Parçalanmamızda payınız yüksek
Ortadoğu ve Türkiye açısından tarihi bir dönemde olunduğunu ve 100 sene öncekinin Ortadoğu ve Türkiye’sine benzer bir portrenin oluştuğunu kaydeden Demirtaş, sonuçların 100 sene önceki gibi ağır olmaması için mücadele verdiklerini belirtti. Demirtaş, 100 sene öncesinde Kürdistan’ın 4 parçaya bölünerek, Kürtlerin farklı ülkelerin egemenliği altına girdiğini ve kendi kimliklerini yaşama imkanı bulmadıklarını ifade etti. Kürdistan’ın bölünmesinde en çok Britanya’nın payı olduğunu anımsatan Demirtaş, bu açıdan şimdiki konuşmasının Londra’da yapmasının Kürtler için ayrıca anlamlı olduğunu vurguladı.
Kürtler statü istiyor
40 milyonu bulan Kürt milletinin doğuştan bir hak olan anadilde konuşmasının bile yasak olmasının, Kürtleri ezen devletlerin bir utancı olduğunu kaydeden Demirtaş, şunları söyledi: "Kürt halkı 100 sene öncesinden farklı, siyasi iradeye sahip halk olarak Ortadoğu’da aktif ve önemli bir aktör konumunda. Kürtler, Türkiye’de kendini ve varlığını ispat etmekten kurtulmuş olabilirler, gerek seçimlerle gerekse başka yollarla siyasi iradelerini ortaya koymuşlardır. Kürtler şimdi nasıl bir statü ile yönetileceklerini konuşmaktadırlar. Ancak bugün Kürtlerin dışındaki güçler, Kürtlerin iradesi yerine karar vermek istiyor. Bu tutum, bir halkın kendi geleceğini tayin etme hakkına karşı bir tutumdur. Kürtlerin nasıl yaşayacağına yine ancak Kürtler karar verir."
Anadil ve özerklik vazgeçilmez
AKP’nin Kürtlere ilişkin meseleleri Kürtlerin dışındakilerine sorduğunu belirten Demirtaş, AKP’nin bu cevaplara göre hareket ettiğini ifade etti. Demirtaş, "Kürtler ne istiyor" sorusuna yanıt olarak önerilerini sıraladı:
- Kürt ve diğer halkların kimliklerinin anayasada tanınması,
- Anadilde eğitimin sağlanıp kamusal alanda konuşulmasının önündeki engellerin kaldırılması,
- Demokratik Özerklik siyasi statüsüyle kendi kendilerini yönetmesi.
Halk da bunları istiyor
Bu talep ve projelerinin son 3 seçimde Kürt halkının oylarıyla meşruluk kazandığını belirten Demirtaş, kendi aleyhlerine yapılan bütün medya propagandalarına, binlerce parti üyesi ve yöneticinin seçim öncesi tutuklanmalarına, diğer partiler gibi Hazine fonundan yararlanmamalarına rağmen son seçimlerde elde edilen 2.5 milyonluk oyun bu taleplerini ayrıca güçlendirdiğini ifade etti.
KCK tutuklamaları da gündemdeydi
AKP Hükümeti'nin talimatıyla "KCK" adı aldında yapılan operasyonlarda 6 bin 200 kişinin tutuklandığına dikkati çeken Demirtaş, bu kişiler arasında 6 seçilmiş milletvekili, 30 belediye başkanı ve meclis üyesi, 94 Kürt gazetecinin yanısıra içinde Abdullah Öcalan’ın da avukatlarının bulunduğu 34 hukukçu ile akademisyenlerin bulunduğunu hatırlattı. Demirtaş, tutuklulara verilmesi istenen cezanın toplamının 3 bin yıldan fazla olduğunun altını çizerken, Roboskî Katliamı'nda da görüldüğü üzere fiziki katliam ve imha politikalarının da devam ettiğini söyledi.
Avrupa da Roboskî'den sorumlu
Roboskî Katliamı'nın üzerinden 35 gün geçmesine rağmen, kimseye soruşturma açılmadığını, kimsenin görevden alınmadığını anımsatan Demirtaş, "Gerek istihbaratı ve silahları temin ederek, gerekse katliam sonrası sessiz kalarak uluslararası güçler de bu katliamdan sorumludur. Kürtler uluslararası ilişkilerde bir pazarlık unsuru haline getiriliyor. Bu Kürtlerin, Avrupa halkının ve Avrupa Birliği değerler sistemine hakarettir. Avrupa ülkeleri kendilerini artık sorgulamalılar" şelinde konuştu.
Kürtler iradeleriyle özgürleşecek
Her şeye rağmen geleceğe dair karamsar olmadığını ve her şeyin diyalog ve müzakere ile çözülebileceğine inandığını sözlerine ekleyen Demirtaş, "Kürt halkının çok yakında kendi topraklarında özgürce yaşayacağına inanıyorum. Bu, AKP’nin sözde açılımlarıyla değil, halkımızın öz iradesi ve mücadelesiyle olacaktır" dedi.
AKP milliyetçi ve otoriter
Demirtaş’dan sonra sözü BDP Van Milletvekili Nazmi Gür aldı. AKP’ye ilişkin analizlerini dinleyicilerle paylaşan Gür, AKP’nin kendini Batı dünyasına yanlış tanıtma konusunda başarılı olduğunu söyledi. AKP’nin milliyetçi ve otoriter bir parti olduğunun altına çizen Gür, "Roboskî Katliamı Kürt halkına karşı açık bir mesajdır. Haklarının peşinden gidersen senin de başına bomba yağar demeye getiriyorlar" şeklinde konuştu.
Erdoğan'a hesap sorulmalı
Milletvekili Gür’ün ardından İnsan hakları aktivisti Margaret Owen ile İngiltere milletvekili Jeremy Cornby, yakın zamanda Kürdistan’da yaptıkları geziden gözlemlerini dinleyicilerle paylaştı. Kürt halkının mücadelesine destek vermelerinden ötürü, isimlerinin Türk devleti nezdinde terörist listesinde bulunup Türkiye’ye giriş yasaklarının olduğunu belirttiler. İngiltere Başbakanı David Cameron’ı Türkiye ile ilişkileri iyi tutmaya çalışmakla suçlayan Milletveki Cornby, "Cameron, Erdoğan’ı gördüğünde ilk olarak 'nasılsın' diye sormaktan ziyade Kürtlere ne yaptığının hesabını sorması gerekir" dedi.
ÖZLEM GALİP/CAN YILDIZ - LONDRA
Chatham House'da brifing
Demirtaş ile Gür ayrıca Londara'da bulunan İngiliz düşünce kuruluşu Chatham House'da bir brifing verdi. Ortadoğu Program Koordinatoru Helen Twist'in organize ettigi toplantıya, Prof. Gareth Stansfield ve ekonomi ve politika bilimleri okulunda Ortadoğu bölümü yöneticisi olan Robert Lowe katıldı. Burada da gündem; KCK tutuklamaları, askeri operasyonlar ile Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecrit ve Kürtlerin talepleriydi.
The Guardian'la söyleşi
Bu toplantının ardından BDP heyeti, ülkenin önemli gazetelerinden The Guardian Gazetesi'ne giderek, gazetenin editörü Jamie Wilson ile Türkiye'deki yeni anayasa tartışmaları, Kürt halkının talepleri, mücadelesi, KCK tutuklamaları ve davaları, Öcalan'ın avukatları ile Kürt gazetecilerin tutuklanması, Ortadoğu ile Suriye'deki son durumun Türkiye ve Kürdistan'a etkileri üzerine söyleşi yaptı.
Lordlara teşekkür ziyareti
Bunun yanısıra Selahattin Demirtaş ile Nazmi Gür, Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) üyesi Akif Wan'la birlikte Lord Dholakia ve Lord Loomba'ya Kürt dostluğundan ve Kürtlere yapmış olduğu yardımlardan dolayı teşekkür ziyareti yaptı.
Avrupa'ya Roboskî tepkisi: Neden ses çıkarmıyorsunuz?
Lord Dholakia, Roboskî Katliamı'nı hatırlatarak, Türk devletinin bu kadar rahat halkını katletmesinden büyük rahatsızlık duyduğununu dile getirdi ve şunları söyledi: "Nasıl olur da bir ülke kendi vatandaşlarını öldürür ve kimse buna sesini yükseltmez. Afrika'da kendi vatandaşlarını öldürenlere yaptırımlar yöneltmek ve onlara ses çıkartmak kolay, neden Türkiye gibi bir ülkeye kimse birsey diyemiyor? Nasıl Avrupa buna ses çıkarmaz! Türkiye'nin NATO'daki konumunu biliyorum ama demokratik ülkeler ve insan haklarına inanmış kuruluşlar ve sivil toplum örgütlerinin bu olaya tepkisiz kalmamaları gerekiyor. Bu olayın mutlaka Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne götürülmesi gerektiğini düşünüyorum. Sorumlular gerekli cezai yaptırımlara çaptırılmalı."
Çözüm müzakerede
Dholakia konuşmasının devamında "Türkiye kendi halkını katlederek değil Öcalan ile müzakereye oturarak ancak bu sorunu çözebilir" dedi. Öcalan'ın bir çok kez çözümün silahla değil diyalogla olacağını dile getirdiğini hatırlatan Dholakia, İRA ile İngiltere arasındaki çatışmaya ve müzakere sürecine dikkat çekti ve şöyle dedi: "Diyalog sürecinde çatışmalar oluyordu ama yine de süreç kesintiye uğratılmadı. Ve sorun bir biçimde çözüldü."
Bu Anayasa ile olmaz
Kapatılan HADEP döneminde Türkiye'yi ziyaret ettiğini belirten Dholakia, sürekli askerlerin kendini takip ettiğini söyledi: "Asker bir dakika bile beni takip etmeyi bırakmadı. Bu rahatsızlık verici bir durumdur. Ve halen bu devlet, askeri bir anayasa ile yönetiliyor. Türkiye'nin yaptıkları ve Avrupa devletlerinin sessizliği kabul edilemez. Türk devleti, Kürt toplumuyla sorununu barışçıl yollarla çözmeli. Bu sorunun nihai çözümü de PKK'yle müzakeredir. Ancak ve ancak barış bu şekilde gelebilir." BDP'ye de önerilerde bulunan Lord Dholaki, "Uluslararası kamuoyu yaratılmalı, bir çok ülkede bir çok toplumdan oluşan geniş bir komisyon kurularak, özellikle Kürt sorunu ayrıntılı bir biçimde ele alınmalıdır" dedi.
Demirtaş Kürtlerin taleplerini anlattı
Demirtaş da konuşmasında BDP'nin tüzüğünü ve programı ile Kürt sorunu konusundaki taleplerini ve çözüm projelerini anlattı. Demirtaş, Lozan Antlaşması ile Kürdistan'ın dört parçaya bölündüğünü ve Kürt halkının statüsüz bırakıldığını anımsatarak, "Yüz yıl öncesine baktığımızda Kürtlerin temel halkarını elde etmesine karar verenin kendileri değil diğer devlet güçleri olduğunu görüyoruz. Şu an Kürdistan'ın ve Kürt halkının içinde bulunduğu durum bu yüzdendir. İngiltere devleti de Kürtleri statüsüz bırakan bu güçlerden biridir. Bu yüzden İngiltere, Kürt halkına borçludur" dedi.