Dünya devleri arasındaki kavga kızıştı.

Önce Suriye'de boğuşan siyaset kilitlendi.
Sonra Kırım ve Ukranya krizi.
Tüm bunların gölgesinde, Kürdistan'da da bir belirginsizlik gündemleşti.
Cumhurbaşkanlığı seçimleri denklemsizliği devam ediyor.
Kürtler'e atıfta bulunanlar, onları gerektiğinde "kilit" aktör gösteriyorlar.
Erdoğan beceriksiz.
Erdoğan, Mustafa Kemal'dan sonra, tüm zamanların "dokunulmaz adamı" olma yolunda.
Almanya'daki basın Erdoğan'la ilgili ikilemsiz.
Türkiye hala Almanya'nın stratejik "dostu".
Erdoğan ziyareti sonrası, Alman basınında, ılımlı bir "eleştiri" atmosferi oluşturuldu.
Ret yerine, terbiye uslubu hakim.
Türk devleti, Kürdistan'daki kurumlaşma ve Kürt halkının özyönetimi konularında inkarcı.
Kürt dili devlet açısından varla yok arası tampon alanda tutuluyor.
Direnen Kürt odaklarına saldırı yükseltiliyor.
Türk jandarması Kürdistan'da çaresiz.
Kürt gerillası, defacto "güvenlik gücü".
Güney Kürdistan'daki gelişmeler, Kuzey Kürdistan ve Güney Kürdistan'daki Hareketler'i iç siyasette tehdit edici gelişmeler içeriyor.
Mustafa Karasu'nun iç çatışmayı tasvip etmeyen ve bu tehlikeye işaret eden açıklamaları, gerilimi yumuşatıcı özellik taşıyor.
Kürt Hareketi iç siyasette, ciddi bir imtihandan geçecek.
Kürt namluları geri tepmemelidir.
Türkiye'nin ikinci bir planı olabilir?
Türkiye cephesi, günün birinde Kürdistan'a karşı yeni bir plan koyarak, umulmadık yeni müttefikler bulabilir.
Ancak Kürdistan cephesinin tek şansı, halk güçlerinin kendi yönetimini geliştirmeleri olacak.
Kürt Cephesindeki her tarihi kırılma, Kürt Halkı'nın kaderinde ve aydınlanmasında rol alan güçlerin de kaybı olacaktır.
Bunu sorumlu olanlar, yazarlardan daha iyi biliyorlardır.
Diyarbekir, Botan'ın tümüne yakınını ve Serhat'ın büyük bir bölümünü Türkiye yönetmiyor artık.
Lice'den gelen bir arkadaşım anlatıyor.
Köye giden "Almanya'lı Kürt"e giden gerillalar kendisinden bir miktar "ayakbastı" parası istiyorlar.
Nedenini soruyor.
Cevap: "Köyün ormanlarını, tabiatını ve halkı jandarma ve askerlerin saldırılarından koruyoruz".
İkna oluyor ve anlatırken, "güvenlik vergisi" diyor.
Köye gelen jandarmalar, Gerilla'ya "bir asayişi sağlayamıyoruz, bu sizin alanınız" demişler.
Önemli olan başka bir gelişme ise, o alandaki her köyde kurulan "Halk Komiteleri".
Kürtler'in öz yönetimini tartışıyorlar.
Köylüler siyaset okulundalar.
Bu yıl "birinci sınıftalar" diyor.
"Beşinci sınıfa geldiklerinde, üniversite mezunu olacaklar, gibi birşey bu".
Dinleyince bu kısa yaşam hikayesini, Güney Kürdistan'a yolculuğumu hatırladım.
Orada, böylesi bir sistemden yoksundu.
O zamanlar, sosyal toplumların yeni filizi "Rojava" yoktu.
Rojava, işgalden arındırılan bölgelerin projesi olarak geliştirildi.
Şimdilerde, işgal altındaki Kuzey Kürdistan'da defacto yönetim gücüne dönüşüyor.
Belki de sosyalist bir nostalji ama, bu durakta söylenecek tek şey var dedim:
Bilerek ve kararlaştırarak, endi kaderini belirleyen halk, kendisine önderlik edenleri özgürleştirecek tek güçtür.