
Kürt Halk Önderinin PKK içinde de Kürt toplumu içinde de etkisi büyüktür. Özgürlüğü ve demokrasisi için duyarlı olan Kürtlerin ezici çoğunluğu Sayın Abdullah Öcalan’ı kendi siyasi iradeleri olarak görüyorlar. Birçok aydın ve yazar da Kürtler içinde en etkili kişi olduğunu kabul ediyor. 13 yıldır zindanda olan bir liderin hangi diktatörlüğünden ve otoriterliğinden söz edilebilir? Bu bile düşünülürse bu bağlılığın farklı bir şey olduğunu görebilirler.
Baskın Oran’ın düşüncesine de kişiliğine da saygımız var. Kürt Özgürlük Hareketi onun geçen dönem seçilmesini istiyordu. Tercihi buydu. BDP İstanbul örgütü içindeki farklı görüşler İstanbul 2. Bölgede seçim başarısızlığıyla sonuçlandı. Dolayısıyla Kürt hareketinin kendine karşı olumlu bir yaklaşımı olduğunu söylemek gerekir. Ancak sayın Oran’ın değerlendirme yaparken çok boyutlu düşünmediği görülüyor. KCK’nin birçok konudaki görüşlerini göz önüne getirip değerlendirme yapsaydı o sonuca varmazdı. Komploya uğramış bir önderlik konusunda PKK de Kürt halkı da hassastır. Sayın Öcalan beni şöyle başkan yapın, bana şu yetkiyi verin demez. Bu tür şeylerden de hoşlanmaz. O, düşünce gücü ve çalışkanlığıyla nerede olursa olsun etkili olur. Daha yanında 5-10 kişi varken bile kişiliği böyle bir etkinliği kurmasını sağlıyor. 5-10 kişiyken ne silah vardır, ne para vardır ne örgüt vardır. Hatta bu gruba kimse yanaşamıyor; olmayacak şey düşünüyorlar deniyor. Baskın Oran da sanırız o zaman Siyasal Bilgiler Fakültesinde asistandır.
KCK sözleşmesinde Sayın Öcalan’ın konumunu belirleyen yerlere kafası takılmış. Komploya uğramış bir önderliğe PKK de halk da sahip çıkıyor. Bu önderlikten koparılamayacağını her fırsatta gösteriyor. Hem komployla zindana atılmış hem de örgüt içi tasfiyecilik bu önderliği tasfiye etmek istemiş! Bu ortamda yoldaşları ve halk bu önderliğe tabii ki sahip çıkacaklardır. Birçok konuda onun onay sahibi olmasını isteyeceklerdir. Yoksa örgütü fiili yönetemeyeceğini herkes bilir.
Tüm Kürt hareketleri, isyanları ve Kürt toplumu önderlikleri saf dışı edilerek ezilmek istenmiştir. İran’da böyle olmuştur, Türkiye’de hep böyle olmuştur, Irak’ta zaten bulduklarını katletmişlerdir. Bu açıdan Kürtleri egemenlik altında tutanlara karşı artık önderlerimizi eskisi gibi yok ederek ve etkisizleştirerek sonuç alamazsınız denilecektir. Bu aslında önderlik şahsında dayatılan soykırıma karşı bir tutumdur.
Bırakalım bu önderliğin Kürt toplumu ve örgütü için kazandırdıklarını, sadece bu boyutu düşünülseydi bile Baskın Oran tarafından böyle bir değerlendirme yapılmazdı.
Kürt hareketi demokratik toplum ve demokratik sistemi savunuyor. Merkeziyetçiliğe kesinlikle karşıdır. Toplumsal sistemin konfederal olmasını istiyor. Söz ve karar tabanda olmalıdır diyor. Doğrudan demokrasiyi savunuyor. Her yerde seçimi esas alıyor. Toplumsal yaşamda seçime dayanmayan hiçbir örgütlenme ve siyasi yapılanmayı kabul etmiyor. Bugün kendine en demokratik diyen ülkelerde bile hala önemli düzeyde merkeziyetçilik var. Ulus-devletler alta kadar zihniyetlerini yansıtıyorlar. Dolayısıyla merkeziyetçiliğe karşı çıkan bir düşünce ve siyasi akıma otoriter demek eşyanın tabiatına aykırıdır. Kürt hareketinin düşüncesine bir eleştiri getirilirse o da “anarşist” olduğuna yönelik olabilir. Zaten bu yönlü değerlendirme yapanlar var. Çünkü çok net bir biçimde iktidar ve devlet karşıtıdır. Sayın Öcalan, “devleti altın tepside sunsalar kabul etmem” demektedir.
Örgütler yansımasını toplumda bulur. Bugün Kürt toplumunun düşünce yapısı büyük devrimler geçirmiştir. Kadını özgürleştiriyor, kadını güç yapıyor. Kadınla birlikte erkeği ve aileyi de değiştiriyor. Kürt hareketinin etkisinin olduğu her köy, her aile, her mahallede kadın duruşu da kadına yaklaşım da değişmiştir. Bu hareket kadar kadına dünyada demokratik ve özgürlükçü değer veren başka bir siyasi hareket yoktur. Tarihin en büyük sosyal devrimi gerçekleştirme iddiası ve pratiği içindedir. Sayın Oran bilmeli ki otorite de iktidar da kadın üzerindeki otoritenin üzerine kurulmuştur. İlk baskı gören sınıf haline gelen kadındır. Dolayısıyla Kürt hareketi iktidar, otorite ve despotizmin köküne amiyane deyimle tuzruhu dökmektedir.
Kürt hareketi eskiden reel sosyalist tezlerden etkilenmişti. Bugün bu geleneği en fazla da iktidar, devlet ve demokrasi noktasında eleştiriyor. Demokrasi, hem de tam demokrasi olmadan sosyalizmin de olmayacağına inanıyor. Herhalde ideoloji ve teori önemsiz değildir. Pratik ve yaşam bunlar üzerine kuruluyor. Özcesi PKK’nin öngördüğü sistem demokrasinin hakim olacağı sistemdir.
Devlet, toplumun iliklerine kadar hakim olmasın; yaşamın her alanını boğuntuya getirmesin denilince PKK kendine iktidar alanı istiyor denilerek çarpıtılıyor. Toplumun güç olması, birçok konuda kendi işlerini kendi örgütlü kurumlarıyla yapmasını istemenin neresi iktidar ve otorite olmak istemektir? Demokrasi, devletin toplumdan gasp ettiklerinin adım adım topluma devredilmesidir. Örgütlü sivil toplum; devleti yaşamına az bulaştıran toplum demokratik toplumdur.
Artık demokrasi 4 yılda bir sandığa gidip milletvekili seçmek değildir. Bu demokrasi anlayışı aşılmıştır. Nitekim ikinci dünya savaşı sonrası katılımcı, çoğulcu, örgütlü toplumdan söz edilmiştir. Bu yönlü gelişmeler ne kadarsa o kadar demokratik gelişmeden söz edilmiştir. Eğer bir ileri demokrasi olacaksa örgütlü ve birçok işini kendisi yapan toplumla gerçekleşecektir. Genel geçer şeyler söylenmiyor. Kürt hareketinin felsefi, ideolojik, teorik olarak inandığı ve pratikleştirmek istediği radikal demokrasiden söz ediliyor.
Türk devleti ve kalemşorları, özellikle polis akademisindeki hocaların PKK’yi otoriter bir örgütmüş gibi yansıtmalarına inanılması gerçekten de büyük bir haksızlık olmaktadır. Ortadoğu’nun en demokratik gücünü ve toplumunu böyle ele almak demokrasiye ve demokratikleşmeye değil, yine otoriter güçlere hizmet etmekten başka sonuç vermez.
Sayın Oya Baydar’a da romanını yazmadan önce Kürdistan’ı dolaşmasını ve Kürt toplumunu tanımasını öneriyoruz. Türkiye’de, Suriye’de, İran’da, Avrupa’da, hatta Irak’ta PKK’ye sempati duyan Kürtlerle konuşabilir ve bu hareketin karakterini öğrenebilir. Dımıli lehçesiyle konuşanların Kürt olmadığını söylemek, Dersim’de yaşananların Kürtlükle bağını kurmamak, bugün Kürdistan’da yaşanan tüm değişmelerde Kürt hareketinin değiştirici dinamik gücünü görmemek gerçekten de çok subjektif bir yaklaşım olmaktadır.
Roman, toplumsal dinamizmi sanat ve estetikle yansıtmaysa, o zaman Kürt toplumundaki dinamizm görülmelidir. Bilindiği gibi sanat ve edebiyatın en fazla geliştiği dönemler toplumsal dinamizm dönemleridir. Türkiye’de yazılacak hiçbir roman artık Kürdistan’dan kopuk yazılamaz. Kürdistan’a gitmeden olguyu sadece yansıyanlar olarak ele almak ve yüzeysel yaklaşmak Oya Baydar gibi bir aydının ve yazarın yapmaması gereken bir şey olduğunu düşünüyoruz. Özellikle Kürt ve PKK gerçeği söz konusu olduğunda Türk devleti tam bir özel savaş ve psikolojik savaş yürütüyorsa o zaman Kürtlerle ilgili konular değerlendirilirken daha fazla inceleme ve yoğunlaşma yapılmasına ihtiyaç vardır diyoruz. Yoksa sonradan tarihi bir pişmanlık ve vicdan azabı yaşamakla karşılaşılabilir.