Tek dertleri var, Türkiye’deki yakıcı yıkıcı gündemin neresinde olacak Kürtler. Pardon Kürtler değil, Kürtlerin hepsini temsil etmeyen (!) Kürt Özgürlük Hareketi, yani PKK. Onların tanımı ile Kürt hareketi. Basına ‘Özgürlük’ kelimesini bile getirmekten imtina edenler. Özgürlük kelimesini bile Kürtlere çok görenler. Türkiye’deki yakıcı yıkıcı gündem ise kaset savaşları ile ortaya saçılan kutu kutu paralar. İktidar ve Çankaya savaşları…
Kürtler’de bu savaşın bir yerinde olmalıymış bu köşe yazarlarına göre. Olmaz ise bu da ‘gaflet ve delalet’miş. Mustafa Kemal’in Türk gençliğine hitabetini okuyor, sanırsınız.
Bu köşe yazarları renk renk, akıllarını kıraladıkları sahipleri farklı farklı. Belkide sahiplerinin ayakabı kutuları farklı. Neyse onların nüansları beni pek ilgilendirmiyor. Onlar bizi nasıl tek renk görüyorsa, ben de onları numaraları farklı ayakkabı kutuları olarak görüyorum. Tabi birde bunların arasında, sahipleri onların ki ile aynı, akıllarını kiraya vermiş Kürtler de var. Bir gün sahipleri kirayi vermez ise akılları da bir işe yaramaz, ruhları ve vicdanları ile başbaşa kalırlar. O vicdan da paradan kirlenmemiş ise sahibini yer ve bitirir. Çok daha acısı, kirlenmiş ise de sahibini bitirir.
İşte bu köşe yazarları kısacası diyorlar ki, haydi sizde gelin bizim gibi aklınızı kıralayın. Farketmez sahibi kim olursa olsun. Bu Erdoğan da olabilir. Gülen de olabilir. Bir başkası da olabilir…
Hani bir zamanlar bir şarkı vardı ‘gölge etme başka ihsan istemem’ diye. İnsanın bu şarkıyı söyleyesi geliyor. Bir Amedli de hiç kuşkunuz olmasın buna şu cevabı verirdi. ‘Bahane lo’…
Türkiye’nin gündemi çok renkli… Kutu kutu paralar, ortalığa saçılmış kasetler, daha da gelecek olan kasetler, tam bir şenlik havası…Bazen de karnaval tadında…
Tam otuzbir yıldır ülkemden, topraklarımdan uzak yaşıyorum. Kendi çapımda Türkiye’deki gelişmeleri izliyorum. Küçük ayrıntılar bile beni çok etkilerdi. Bir kitle hareketi, küçük bir protesto, bir muhtıra bütün bunlar yaşamımı altüst ederdi. Oysa şimdi dokuz şiddetindeki politik deprem fırtınasını izlerken etkilenmediğimi, hatta bu kiralık akıllı köşe yazarlarını okuduğumda karnaval tadında bir eğlence de yakaladım kendimi.
Bu bir itirafdır. Aynı zamanda bir suçluluk duygusudur. Korkunç bir çelişkidir. Ben neydim. Şimdi neyim, diye. Ben bir Kürdistanlı mıyım? Türkiyeli miyim? Yoksa hayatımın yarısından fazlasını Avrupa’da yaşamış bir Avrupalı mıyım?.. Bu korkunç bir sorgulamadır. “En acımasız sorgu, kendini sorgulamaktır” der insan ruh bilimi. İnsan aklına sınırlar çekebilir. Bu sınırları değiştirebilir. Ancak ruhunu, duygusunu değiştiremez. Düşünsel dünyamda sınırların olmadığını biliyorum ve bunu ısrarla da koruyorum. Ancak ruhum buna aktuel olan deyim ile parallel değil.
Türkiye’deki bu kadar renkli tablo dururken, ben Ulusal Kongre, Federal devlet ile Irak yönetimi arasındaki gerginlik, Rojava’da kurulan Kantonlar, Kantonların yönetiminde kadınların etkisi ve rolü, Kantonların yönetimindeki bileşim ve hatta Kuzeyde yaklaşan yerel seçimler, eşbaşkanlık sistemi, eşbaşkanların yönetim projeleri, yeni yerel yönetim yasasını seçimler sonrası nasıl kullanacaklarını daha çok ilgi ile izliyorum. Çözüm sürecinin akibeti, sonlansa da sonlanmasa da artık bir tek Kürdün ölmemesini, çözüm sürecini buna endekslediğimi, çözümün muhatapları olsa bile, bütün beklentimin Kürt tarafından olduğunu, Kürt siyasetinin öngörüleri, Kürt siyasetinin ulusal ve uluslararası ittifakları vs vs… beni ilgilendirenler.
Bütün bunların Türkiye’deki iktidar savaşları ile tabi ki dinamiksel bir bağı var. Ancak bir gerçek var. Gündemlerimiz farklı.
Türkiye’nin renkli gündemi, karanaval cazibesi bile artık çekici değil. Türkçe yazan, Türkçe konuşan, yüzde elli Türkçe düşünen biri olarak diyebilirim ki, ruhsal kopuşun netleştiği bir dönem yaşıyoruz… Bu kopuş, öyle artık politik yapıştırıcılar ile yapıştırılacak bir kopuş değil… Bu dönemden sonra ki her yapıştırıcı eylem ya da toplum mühendisliği ters spiral etkisi yapacaktır. Köşe yazarlarına duyurulur. Nafile bir çaba içindeler.
‘Kürt hareketi sağlam durabilecek mi?’
Bu başlık bana ait değil. Kime ait olduğu da çok önemli değil. Çünkü bu anlama gelebilecek bütün nüansları vererek cümleleler kurun ve bu cümlelerden köşe yazılarına başlık yapın. Türk medyasında bu başlıklarda birçok köşe yazısı okuyabilirsiniz. Kısacası hepsi aynı yola çıkar. Kimi akıl verir, kimi eleştirir, kimi gaz verir, kimi övgüler dizer, kimi provoke eder, kimi manipüle etmeye çalışır vs. vs.