
Kürtler her defasında ne istediğini awazı çıktığı kadar haykırsa da istemleri duyulmuyor. Ancak direne direne, tabiri caizse söke söke hakkını alıyorlar.
Kürtlerin yaşadığı sorun, bir halk olarak yok sayılmalarından kaynağını alıyor. Kürtler var sayılmak ve özgür yaşamak istiyor. Kürtler, toplumunun yok sayılması ve inkar edilmesinden kaynaklı ortaya çıkan kördüğümü çözmek istiyor. Bunu tarihi geleneğe uygun, halkların kardeşliği esasına dayanarak geliştiriyor. Anadolu ve Mezopotamya birliği çerçevesinde; hem kendi içinde (Kürdistan’da) beraberliği, hem de Türkiye halklarıyla dostluğu savunuyorlar. Reel politik uygulamalarında ve siyasi çalışmalarında da bu açıkça ortadadır. Kürtlerin ne istediği belli olmasına karşın, acaba Kürtlere hangi siyasi tarih anlayışıyla, hangi yanıtlar veriliyor?
Kürdistan ve Kürtler son olarak yaklaşık yüz yıl önce parçalandı ve bugünde birlik sorunu yaşıyorlar. Yine Kürtler tüm çabalarına karşın Anadolu halklarıyla tarihi dostluk bağlarını o günden bugüne yeniden ve tam olarak inşa edemedi. Kürdistan’ın son olarak kuzey ve güney olarak bölünüşü (5 Haziran 1926, Ankara Antlaşması) siyasi alandaki temel sorunlardan biri olmuştur. Bu bölünme, Kürt birliğini tamamen bozmuş, aynı zamanda tarihi Kürt-Türk dostluğunu da derinden zedelemiştir. Nasıl mı olmuştur?
Misak-ı Milli ve zihniyet farkı
Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde Kürt ve Türk halklarının birlikteliği ve müslüman halkın bölünmez bütünlüğü belirgin olarak dile getirilmiştir. Sivas Kongresi Misak-ı Milli’yi yani ‘Ulusal Yemini’ bu çerçevede kabul etmiştir. Bu misak, ‘Kurtuluş Savaşı’nın siyasi programı ve cumhuriyet Türkiye’sinin dış politikasının dayandığı temel argümanlarından biridir. Ulusal yemin, Erzurum ve Sivas Kongreleri temel alınarak belirlenen kararları içermekte olup, 28 Ocak 1920 tarihinde de Osmanlı Mebusan Meclisi’nde yapılan bir gizli toplantıda “Ahd-ı Milli Beyannamesi” adı altında da kabul edilmiştir. 12 Şubat 1920 tarihinde Mebuslar Meclisi, Edirne Milletvekili Şeref Bey’in önerisi üzerine, Misak-ı Milli’nin bütün dünya parlamentolarına ve basına açıklanmasını kararlaştırmıştır. Ulusal yeminde asıl olan Kürt ve Türk toplumundaki ortak vatanda yaşama, aynı ümmet olma yaklaşımıdır. İncelenirse, Misak-i Milli’nin kesinlikle bir ulus-devlet kurma projesi olmadığı görülecektir. Kürt halkını inkar etme ve kültürel soykırıma uğratma çabası ise hiç değildir. Çok açık bir şekilde iki halkın müşterekliğine dayalı açık bir politik tasarıdır.
Ulusal yemini ele alıp değerlendirmek Ortadoğu’da neo-Osmanlının yaratılmasına destek sunmak değildir. Türkiye’nin bölgede hakimiyet kurmasının bir parçası haline gelmek, biçiminde ela almak ise tam bir saptırmadır. Bunu güncellemek ya da yeniden ele almak açıktır ki; Kürtlerin birliği ve Anadolu halklarıyla kardeşliği vurgulamak amaçlıdır. Sorun kaba anlamıyla Türklerin Musul-Kerkük’e el atması, Türklük adına hegemonyasını büyütmesi gibi bir sınır sorunu değildir. Bunlar gerçek anlamı saklama veya çarpıtma amaçlıdır. Gerçek anlam; Kürt birliği ve halkların kardeşliğidir.
O dönemde İngiltere ve Fransa’nın Kürt ve Türk ilişkilerini bozduğu, Misak-ı Milli yerine ulus-devlet politikalarının uygulamalarıyla netleştirilebilmiştir. İngiltere daha çok Kürt birliğini, Fransa’da Kürt-Türk ilişkilerini yıpratmış ya da bozmuştur. Misak-ı Milli ile ulus-devlet anlayışlarında fark vardır. Türkiye’de ulus-devlet anlayışı Misak-ı Milli’yi inkar ederek geliştirilmiştir. Burada ulus-devlet mantığıyla Kerkük-Musul’u alarak oraları da Türkleştirmek istemekle, Kürt soykırımını orada da uygulamakla, Kürdistan’ın varlığını kabul edip, Kürt-Türk kardeşliği temelinde demokratik bir cumhuriyette yaşamak arasında ciddi bir zihniyet farkı vardır. Misak-ı Milli’den bahsetmek işte bu temelde çarpıtılıyor! Oysaki Türk hegemon yayılmacılığını desteklemek ile Kürt-Türk halklarının diğer halklarla demokratik ulus temelinde, etnik aidiyetleri vb. farklılıkları yadsımadan yaşamayı istemek arasında dağlar kadar fark vardır. Ulus-devlet bakışı ve anlayışıyla Misak-ı milli ele alınamaz. Birbirine terstir.
Musul ve Kerkük sorunu!
Kürtler Erzurum ve Sivas Kongre kararlarının inkarıyla, inkar edildi ve parçalandı. Onun yerine geçen Ulus-devlet anlayışıyla asimile ve soykırıma uğradı. Ulus-devletin özü ile Misak-ı Milli’nin özü birbirine terstir. Misak-ı Milli o zamanın mevcut Kürdistan sınırlarını kapsar ve ulus devlet zihniyetini paylaşmaz. Uluslararası sömürgecilik tarafından engellenmek istenerek, Türkiye ile anlaşma temelinde uygulatılmaması Ortadoğu’daki demokratikleşme potansiyelini-gücünü baltalama amaçlıdır. Musul ve Kerkük’ün bu şekilde Misak-ı Milli’ye ters olarak terkedilmesi aynı zamanda Kürt halkına ölümcül bir darbe ve halkların kardeşliğinin dibine dinamit koyma niteliğindedir.
Musul ve Kerkük’ü bırakanlar ulus-devletçilerin kendisidir. Bu durumun Türk halkına da büyük zararı dokunmuştur. Çünkü ulus-devlet cenderesi tüm halklara ve bir bütün demokratik ulusa bir eziyet-sömürü mekanizmasıdır. Ulus-devlet zulmünden kurtulmak; bugünkü Türk egemen siyaset gerçeğinden kurtulmaktır. Türk egemen siyasi anlayışı tüm versiyonlarıyla, CHP ve AKP’siyle de bu çerçeve de olduğu için sadece Kürt halkı üzerinde değil, tüm Anadolu ve Mezopotamya birliği içinde bir zihniyet bozukluğuna sebep olmuştur. Kürt halkına ölümcül soykırım darbesi vurmak, Türk halkının Kürtlerle olan kardeşlik bağını kopartıp, gözlerini gerçekler karşısında kör etmekle mümkün olmuştur. Diğer halklar için de bu durum geçerlidir. Türkleştirme gerçeklerden koparma anlamına gelmiştir. Ama asıl olarak Kürt ve Türk kardeşliğine özelde de Kürt birliğine darbe vurulmuştur. O zaman diliminde Musul ve Kerkük’ü gündeminden çıkaran anlayış, kapitalist moderniteye direnmeyen, teslim olan aynı zamanda Kürtlere soykırım uygulayan anlayıştır. Türkler ulus-devlet olarak Musul ve Kerkük’ü alsaydı demiyorum, Kürdistan bölünmeseydi diyorum!, Demokrasi güçleri direnseydi, soykırımcılar kazanmasaydı...
Bugünkü siyaset, Türkiye resmi siyasi anlayışı bu temel üzerine kurulmuştur. Mevcut Türk egemen siyasi partileri, burjuvazisi, bürokrasisi bu gerçeğin birer parçasıdır. Kürdistan’ı inkar üzerine kurulmuş bir siyaset mantıkları vardır. Başta Kuzey Kürdistan olmak üzere, tüm parçalardaki soykırım politikaları, yine Anadolu’da uygulanan Türk milliyetçiliği hep bu gerçekten beslenir. Bu siyasetten vazgeçmeleri zihniyet değişimini mecbur kılar. Zihniyet aynı kaldıkça Kürtlere yaklaşımları değişmez.
Halklara ihanet edildi
Ekonomi, eğitim, sağlık, vb. tüm politikalar bu temelde ayarlanmış ve Kürtlerin inkarı ile Türklerin intiharı birlikte gerçekleştirilmiştir. Kürtlere soykırım uygulayanlar, Türk halkından da devletsel ve ruhsal sebeplerin etkisi ile kendi hayatına son vermesini istemiştir. Çünkü milliyetçilik toplumsal bir intihar, kültürel bir bozulmadır. Kürt halkının soykırıma uğraması, Türk halkının Güneş dil ve kimi Türk tarih teorileriyle gerçek geleneksel kültürel özünden koparılması aynı egemen siyasi anlayışın ürünüdür. ‘Bu ülkenin bir çakıl taşını bile’ kimseye vermeyeceğini iddia edenler, uluslararası egemen güçlere kendini kabul ettirme temelinde, ilk önce Misak-ı Milli’ye ihanet etmişlerdir. Burada bazı Kürtler ‘bize ne Türklerin milli yeminlerine ihanet etmesi’ diyebilir. Ama ihanet asıl olarak Kürt halkına ve halkların kardeşliğine yapılmıştır. İhanet Anadolu ve Mezopotamya birliğine yapılmıştır. Bu siyasetle hem Kürt halkı parçalanmış ve zayıf kılınmış, soykırımı uygulama zemini yaratılmış, hem de yoksul Anadolu halkları, emekçileri iliklerine kadar sömürülmüştür.
Sonuç olarak;
1. HDP-BDP ilişkisi Anadolu ve Mezopotamya ilişkisidir. İlişkinin tarihi temeli vardır, bu temelde ele alınmalıdır. Kürt-Türk ittifakının, halkların kardeşliğinin teminatı olarak değerlendiriyor ve destekliyorum.
2. Ulus-devlet anlayışı yerine her halkın özerk yaşamasını istiyor, demokratik özerklik herkes için lazım diyorum.
3. Kürt halkının birliğine engel olunmamalı ve kazılan hendekler hemen kapatılmalı ve Kürt birliğini bozan siyasi komplolara son verilmeli, ertelemeksizin Kürt ulusal konfreransına yönelik çalışmalar başlatılmalıdır.
Ortadoğu’da Türkiye ve İran gibi ulus-devletler varlıklarını Kürtleri vurmakla mümkün kıldı, Kürdistan bölündü, sahte sınırlar ve tel örgülerle kaplandı. Tarlalar mayınlandı, tepelere karakollar inşa edildi. Bugünde bu politikalardan vazgeçilmiş değildir, tam tersine daha da geliştirilerek devam ettiriliyor.
Cumhuriyetler yaşasın diye, Kürtler yok sayılıyor. 5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması‘yla çizilen, Kuzey ve Güney Kürdistan sınırı üzerinde yüzyıllarca süregeldiği şekilde, doğal olarak ticaret yapan halkımız, bugünde Roboskî’de olduğu gibi bombalanıyor ve katlediliyor. Sınırda, kuzeyde-güneyde, içerde-dışarda, her yerde yıkıyor-yakıyorlar, Rojava sınırında çocuklar ve kadınlar vuruluyor, sınıra duvar örülüyor, hendek kazılıyor, kalekollar-barajlar yapılıyor ve kesinlikle Kürt varlığı tanınmıyor, soykırım devam ettiriliyor. Bu politikaların Misak-ı Milli’ye ters olduğunu söylemek, Misak-ı Milli zihniyeti güncellensin demek Kürt halkıyla dostluk içinde yaşamak demektir. Onu düşman görmemektir. Var olan düşmanlığa son vermektir.
Kürdistan ve Türkiye’de bu siyasi gerçeklik çözülmeden gerçek bir siyaset yapılamaz. Bugün Kürt halkı ve dostları bu kapalı siyaset kapılarını zorluyor. Ya bu siyaset kapısını açarız ya da bu kapıyı...
EKİN KIZILIRMAK