Yıldız, edebiyatın hayatın her alanıyla bağlantılı olduğunu ve edebiyatın kadınsız olmayacağını vurgulayarak, “1990 yılında edebiyatta kadından bahsetmek mümkün değildi. Kadınlar yıllar boyunca dört duvar arasında kalıp seslerini dahi çıkaramıyordu. Fakat Özgürlük Hareketi kadın için büyük bir şans ve kazanım oldu. Kadınlar yönlerini siyasete, edebiyata ve kültüre ve daha birçok alana çevirerek edebiyata yön vermeye başladı diyebilirim” dedi.
Edebiyatta kadının gelişmesinin zor olduğunu ve Kürtçe yazanlar için bu zorluğun daha büyük söyleyen Yıldız, “Kürtçe yasak olduğu için yazılan kitap ve gazeteler büyük zorlukla dağıtılıyordu. Bu yasaklardan dolayı kimi katledildi, kimi cezaevine alındı, kimi ise faili meçhul oldu” sözlerini kullandı.
Gorîstana Stêrka: Kızgınlık ve isyan
“Diyarbakır sokaklarında hangi insana dokunursan bir hikâye dinlersin. Biz Kürtler’in her günü bir roman gibi” diyen Yıldız, edebiyata nasıl başladığını ise şu sözlerle anlatı: “1995 yılında devlet tarafından aileme büyük bir baskı oldu ve göç etmek zorunda kaldık. Küçüklükten beri de şiir yazıyordum fakat Türkçe yazıyordum. Bir gün arkadaşım bana ‘gördüğün rüyalar Türkçe mi Kürtçe mi ?’ diye sordu. Bu söz bende büyük bir etki yarattı. ‘Neden kendi dilimde ve yazamıyorum’ dedim. Kürtçe öğrendim ve Kürtçe yazmaya başladım. İlk kitabım Gorîstana Stêrka. Kitabın içinde büyük bir kızgınlık ve isyan vardı.”
Son kitabı üzerinde çalıştığını ve kitabın adının ‘Gêrênek’ olduğunu belirten Yıldız, kitabında Diyarbakır’da yaşanan faili meçhuller ve beyaz torosları işlediğinin bilgisini verdi.