TC, batılı rötüş ve makyajlı bir Ortadoğu devletiydi. Günümüzde ise makyajı akmış, peçesi düşmüştür. Hile ve entrikalarıyla, orta yerde sırıtan bir Ortadoğu rejimidir.

Korku (terör devleti), Ortadoğu’nun değişmez efendisidir. Ortadoğu’da demokrasi "maksat bizde de var desinler" diyedir. O da sandıkla sınırlı, sandık ise korku çemberindedir. 

Söz gelişi Arabistan yarım adasından, Kuzey Afrika, Mağribe kadar bütün Ortadoğu'da, göreceli olarak "seçim" onların deyimiyle "demokrasi" var. Hatta, kendi halkını soyarak ona hizmet veren, elleri kurumuş insan kanı karası diktatörler bile, rekorlarını yenileyerek çıkarlar sandıktan. Bazı yerlerde oran, yüzde 90’ları aşar. Onlara göre konuşan rakamlar, korkunun değil, sevginin yansıması, sağlam demokrasi kanıtıdır.

(Recep Erdoğan, son seçimde yüzde 50’yi bile aşamayan sevgi yüzdesiyle onlardan, çok aşağılarda aşağı kaldı. Neyseki, önünde daha çok seçim var.)

Ortadoğu'da zalimlik sevgi işaretidir. Diktatörler, öldürerek, işkence ederek sevgili millletini ve "din kardeşlerini" sever. Katil polisler de destan yazan olmuş olur.

Onun için, Suriye ve Irak’ı istila eden İslamcı çeteler korkuluk, fakat Yaradana olan bağlılıkları nedeniyle, "Allah u ekber" naralarıyla ırza geçiyor, küçük çaplı soygundan, büyük vurgunların kaldırıldığı talanlara koşuyorlardı.

(Hangi bağdaşıklık ve ne gibi kardeşliğe dayanarak bilinmez, ama bu çeteler AKP’nin "seçim zaferini" havaya kurşun sıkmalı coşkuyla kutluyorlardı.)

Ortadoğu'nun uzantısı Türk rejimi de, kendine has bir korku imparatorluğu. Seçim hileleri, genelde darbeler salgınının doğal uzantısıdır. 27 Mayıs 1960, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat darbeleri sonrasının seçimleri hileden birer korku köprüsüdür.

Ötekiler ayrıntı, mesela 12 Eylül generalleri, kışlaya çekilmelerini, yeni Anayasa ile General Kenan Evren’in Cumhurbaşkanı olması şartına bağlamışlardı. Halk askerlerden kurtulmak için, iki şartı bir arada, yüzde 92’lik bir rekor oyla kabul etmişti.

Kafasına göre takılan AKP ise 2015 seçimlerinde korkuyu bayraklaştırıyordu. Zekası kıt yerine koyduğu ırkçı kalabalıklara, "bana oy vermezseniz, Kürtler devlet olacak" diyerek, Kürtleri de "ya ben, ya da cehennemi eziyet" diye korkutarak, oylarını alıyordu.

Seçimlerde, AKP Kürterin karşısında devlet, devlet de  AKP’ydi.

Cinayetler, kitlesel tutuklamalar derken, dostların yardımlaşması mı, pazarlığa dayalı bir alış-veriş mi bilinmez ama, Irak ve Suriye'de faaliyet gösteren İslami terör çetesi IŞİD (DAİŞ) de, boş durmuyor, Kürtlerin tepesinde bombalar patlatıyordu.

Kürtlerin oy verdiği HDP, bu şartlara rağmen, parlamentoda 80 sandalye elde ediyor, AKP Kürt oylarını kaybedince iktidardan düşüyordu.

Ancak, hemen o gece, entrika gergefi tezgaha gerilmeye başlanıyor, zamana yayılan oyalamacadan sonra, AKP iktidarı kimseye kaptırmadan, 1 Kasım 2015’de yeni seçim kararı alıyor, o arada, kan görmek isteyen Türk ırkçıları cezbeden bir kararla Kürtlere topyekün savaş ilan ediyor, Türk ordu ve taarruza geçiyordu.

Büyük taarruzun devamı olarak, pek çok Kürt şehir ve kasabaları kuşatma alınıp ev hapsi uygulanıyor, sokak kapısında başını gösteren çocuklar, ihtiyarlar da vuruluyor, öte yandan dağlar ateşe veriliyor, araziye çıkış yasaklanıyor, Türk şehirlerinde de İtalyan Faşisti Mussolini rejiminin Kara Gömleklilerinin benzeri beyaz gömlekliler, Kürtlere saldırıyor, insanlar dövüle dövüle ya da kurşunlanarak katlediliyor, iş yerleri, evleri soyluyor, sonra yakılıyor, HDP binaları yakılıyor, polis seyirci kalıyordu.

Bütün bunlar olurken, IŞİD bir kere daha yardım çağrısı almış gibi sahneye çıkıyor, Antep’den yola çıkan katil tim, Ankara’daki Barış mitinginde, 102 kişinin parçalandığı bombaları patlatıyordu.

Bu olay HDP için, sonun başlangıcıydı. Bundan sonra yılgınlığa teslim oluyor, mitinglerini iptal edip alandan çekiliyor ve tevekkül içinde kaderini bekliyordu.  

Seçim söylemini HDP’ye saldırı üstüne kurmuş AKP için beklenen olmuş, rakibini saf dışı etmiş, meydanların efendisi olmuştu. Recep Erdoğan, Ankara’da gösteriye çıkıp, muhtarlar, Kürt önde geleni imamlar, korucubaşlarıyla toplantılar düzenliyor, savurduğu küfürler, hakaretler televizyonlarda naklen yayımlıyor, Ahmet Davutoğlu Van’dan sonra Kürdistan’ın kalbi Diyarbakır'da miting düzenleyip teröristler diye haykırıyor, duymak isteyene daha çok Kürt kanı akıtma sözü veriyor, Kürt kanını, ırkçılık şenliğinde kına olarak kullanıyorlardı.

HDP, Diyarbakır’da bile dilsizdi. Yaralı Kürt halkı adına konuşması gerekenler meydanlarda yoktu. Miting yapamayanlar, "hewar" sesine moral olarak, bütün seçilmişleriyle, kuşatma altındaki yaralı şehirlerin kapısında da toplanamıyordu.

Çünkü, muhalefetin işi, işlevi ve görevi taraftarlarını motive etmek, onun sözünü söylemekti. Asayişin sorumlusu iktidardı. Önlem almak da onun göreviydi.

HDP’nin ağzında Türkiyelilik ve kardeşlik söylemi iyi de, Kürtler ırkçı darbe altında linç ediliyor, ateşe atılıyor, HDP, koalisyona ilişkin tiyatroya bile dahil edilmiyor, Anayasa gereği kabineye alınan iki bakandan devlet sırları da değil, kapılarının kapalı tutulması medyada da güldürü konusu oluyordu.

Ve sen öğren: Bir milyonu aşkın oy ve 21 sandalye kaybı, başarı değildir…