
Kulp’ta 11 köylüyü katleden Bolu Tugayı’na komutanlık eden Yavuz Ertürk’ün yargılandığı dava, 6 Nisan’a ertelendi. İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, sayısız cinayete imza atan Bolu Tugayı’nın katliamının sümen altı edilmek istendiğine dikkat çekti.
Amed’in Kulp İlçesi Alaca Köyü’nde, 1993’te yılında 11 sivil gözaltında katledilmesi ile ilgili dönemin Bolu 2. Komando Tugay Komutanı emekli Tuğgeneral Yavuz Ertürk’ün yargılandığı davanın 7. duruşması Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya tutuksuz yargılanan sanık Yavuz Ertürk, sanık ve müşteki avukatları katıldı. Önceki akşam geç saatlerde mahkeme heyetinin değiştirilmesi nedeniyle, duruşmaya yeni heyet ile görüldü.
Su borusu patladı yalanı
Müdahil avukatlarından Erkan Şenses, dosyanın hazırlık soruşturmasını yürüten Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Bolu 2. Tugay Komutanlığına, suç tarihlerinde Amed ve Bingöl’de operasyon yapılıp yapılmadığını, yapılmışsa katılanların isimlerini sorduğunu belirtti. Komutanlığın cevabında, 1999’daki deprem sırasında boruların patladığı, su basması nedeniyle kayıtlara ulaşılamadığının ileri sürüldüğünü kaydeden Şenses, mahkemeden bir naip hakim belirleyerek, gerekirse arşivlerin incelettirilip, bölgede operasyona katılan personelin tespit edilmesini ve tanık olarak dinlenmelerini istedi.
Afet Müdürlüğü: Hasar yok
Şenses, “Zira, komutanlığın cevabı üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Bolu İl Afet Müdürlüğü’ne arşivlerde hasar olup olmadığını sormuş, cevapta böyle bir hasar olduğuna ilişkin kayıt bulunmadığı bildirilmiştir. Biz de gelen cevap yazısının doğru olmadığını, savcılığı yanılttığını düşünüyoruz” dedi.
Şenses ve kendisinden sonra söz alan müdahil avukatları, sanık Ertürk’ün, 11 kez müebbet hapisle yargılandığına dikkat çekerek, delillerin karartılması şüphesine karşılık tutuklanmasını istedi.
Av. Hasan Anlı da mahkemeyi AİHM kararlarını dikkate almamakla eleştirerek, Ertürk’ün tutuklanmasını istedi.
Köylülerin yakılması iddianemede yok
Avukat Emrullah Beytar, yakınları katledilen müvekkili Dilaver Toktaş adına müdahillik talebinde bulundu. Beytar, talebinin gerekçesini açıklarken, müvekkilinin köyünün 10 Ekim 1993’te boşaltıldığını, babası ve üç kardeşinin 24 Ekim 1993’te eşyalarını almak üzere kamyonla köye gittiklerini, ancak bir daha dönmediklerini anlattı. Köye bir başka yoldan giden müvekkilinin annesi ile bir köylünün, “köyde askerlerin olduğunu, dumanların yükseldiğini” beyan ettiklerini aktaran Beytar, sonraki günlerde köyde önce öldürülüp ardından yakılan 5 ceset bulunduğunu söyledi. İddianamede bu olaya değinilmediğini ifade eden Beytar, olayın davayla bağlantılı olduğunu düşündüklerini kaydetti.
Ertürk’ün üstü Başbuğ dinlensin
Sanık avukatları, müvekkillerinin tutuklanmasına yönelik taleplerin reddini istedi. Av. Rıza Büyüktemiz, dönemin komutanlarından Hasan Kundakçı ile daha sonra Genelkurmay Başkanlığı da yapmış İlker Başbuğ’un tanık olarak dinlenmesini talep ederek, “Çünkü bu kişiler o dönem Yazuz Ertürk’ün üstleriydi” dedi.
11 müebbete tutuklama yok
Yeni atandığı için dosyayı inceleme fırsatı bulamadığını kaydeden mahkeme heyeti, taleplerin ele alınması için duruşmayı 6 Nisan tarihine erteledi. Toktaş’ın müşteki ya da mağdur olarak müdahil olmasını reddeden heyet, “dosyadaki delil durumu, duruşmalara katılması ve kaçma şüphesi oluşturmaması“ nedenleriyle Ertürk’ün tutuklanması talebini de reddetti.
Sümenaltı edilmek isteniyor
Duruşmayı takip eden CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, DİHA’ya yaptığı açıklamada, Bolu ve Kayseri Tugaylarının Lice, Kulp ve Bingöl üçgeninde yakmadık köy bırakmadıklarını belirterek, “O dönemde bir çok zorla kaybettirilme vakası yaşandı. AİHM şimdiye dek kendi tarihinin en ağır insan hakları ihlali kararını bu dava ile ilgili verdi” diye konuştu. Tanrıkulu, davanın zaman aşımı ihtimaline dikkat çekerek, mahkeme heyetinin duruşma öncesinde değiştirilmesinin tam bir trajedi olduğunu söyledi. Mahkemenin daha önce Bolu Tugay Komutanlığı‘ndan istenen belgelerin, “depremde kayboldu” gerekçesiyle gönderilmemesini de eleştirerek, davanın sümen altı edilmek istendiğine dikkat çekti.
Ne olmuştu?
8 Ekim -25 Ekim 1993 arasında Kulp İlçesi’nin dağınık mezralardan oluşan (Gurnik, Mezire, Pireş, Kepir ve Şuşan) Alaca köyü ve Muş’a bağlı Kayalısü köyünün (Licik mezrası) civarında, General Yavuz Ertürk Komutasındaki Bolu Tugayı tarafından yürütülen askeri operasyonda köy ve mezralarından toplanarak gözaltına alınan; Mehmet Salih Akdeniz, Celil Aydoğdu, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Abdo Yamuk, Nusreddin Yerlikaya, Ümit Taş’tan (16 yaşında) bir daha haber alınamadı. Gözaltında kaybedilenlerin aileleri 1993’te ilgili savcılıklara başvurmuşlarsa da bir sonuç alamadılar ve 1994’te Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdular.
AİHM mahkum etti
AİHM 31 Mayıs 2001’de davayı sonlandırarak, Türkiye’yi, 11 kişinin ölümünden sorumlu olduğu ve etkili bir soruşturma yürütmediği için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2, 3 ve 5. maddelerini ihlalden mahkum etti. Kulp’taki 11 köylünün katledilmesi olayını 2004 yılında araştıran Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu, olayın Tuğgeneral Yavuz Ertürk komutasındaki operasyon sırasında gerçekleştiğinin anlaşıldığını belirtti.
Kemikleri bulundu
Olaydan 10 yıl sonra, 2 Kasım 2003’te bir çobanın Alaca Köyüne 500-600 metre mesafedeki bir dere yatağında toprak yüzeyine çıkan bazı kemik ve bez parçalarını bulması ve İHD Diyarbakır Şubesi’ne başvurması sonucu, Kulp Cumhuriyet Savcısı ile kemikler toplandı. Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan raporda, olay yerinde bulunan kemiklerin en az dokuz kişiye ait olduğu ve bunlardan ikisinin Mizbah Akdeniz’in babası Mehmet Salih Akdeniz ile Ahmet Tutuş’un babası Behçet Tutuş‘a yüzde 99,99 oranında ait olabileceği tespit edildi.
Bunun üzerine açılan soruşturmada savcılık görevsizlik kararı verdi ve dosyayı, “Suç tarihinde Bolu 2. Komando Tugay Komutanlığı’nda görevli asker şahısların işlediği askeri suçlarıyla ilgili soruşturma yapmak görev ve yetkisinin” askeri savcılığa ait olduğu gerekçesiyle, askeri savcılığa gönderdi.
Zaman aşımı durduruldu
Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nda bulunan ve herhangi bir işlem yapılmayan dosyaya ilişkin Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’nın yürüttüğü ayrı bir soruşturmada, dönemin Bolu Dağ Komando Tugayı Komutanı Yavuz Ertürk’ün 7 Ekim 2013 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca ifadesinin alınmasının ardından Soruşturma Savcısı, Yavuz Ertürk hakkında yakalama kararı çıkartarak zaman aşımı süresini durdurdu. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcıvekilliği tarafından hazırlanan 19 sayfalık iddianame, 2013 yılı Ekim ayında Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi. İddianamede, emekli Tuğgeneral Yavuz Ertürk hakkında 11 kez müebbet ve 25 yıla kadar hapis cezası istendi. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, ‘güvenlik’ gerekçesiyle davanın Ankara’da görülmesini kararlaştırdı.
Ertürk: Emirleri yerine getirdim
7 Temmuz’da görülen duruşmaya katılan Yavuz Ertürk, görevini kanunlara ve Genelkurmay Başkanlığı ile İçişleri Bakanlığı’nın ve dolayısıyla OHAL Valiliği’nin emirlerine göre yaptığını söyleyerek, suçlamaları şöyle reddetti: “1993 yılı Ekim ayında Şenyayla bölgesi diye nitelendirilen ve terör örgütünün eğitim ve örgüte personel, erzak temin etmek amacıyla kullandığı yayla bölgesinde OHAL Valiliği’nin verdiği operasyon emri gereğince tugayımla operasyon icra ettim.” Davanın 21 Ekim 2014 tarihinde görülen duruşmasında ise Ertürk “Ben o vatansever Mehmetçiklere sadece görevlerini yapmaları konusunda komutanlık yaptım” demişti.
ANKARA