Gazeteci yazar Cemal Şerik, Türk devletinin Kürt kimliğine, Kürt olma gerçeğine yönelik katliamları sürekli gündeme getirdiğini ve Roboskî katliamının bunun üzerine gerçekleştiğini dile getirdi. “Maraş’ta gerçekleşen katliamda hedef olarak seçilenlerin bir kimliği Alevi ise diğer kimliği Kürt’tür” diyen Şerik, Maraş Katliamının 34. yıldönümünde sorularımızı yanıtladı.

Türk devletinin tarihteki işgal, asimilasyon politikaları biliniyor. Özellikle Kürdistan’a dayattığı bu politikaların 1970’lede yaşananlardan bir tanesi de Maraş Katliamıydı. Maraş Katliamı ile Kürdistan’a dayatılmak istenen neydi?
Öncelikli olarak Maraş Katliamında yaşamını kaybedenleri bir kez daha saygıyla anıyoruz. Elbette halkların yaşamında önemli yer teşkil eden bu tür özel günler üzerinde ciddiyetle durulması ve belleklerdeki yerini canlılığıyla korunmasının sağlanması gerekiyor. Maraş Katliamı da hiçbir zaman belleklerdeki o canlılığını yitirmemesi gerekiyor. Burada öncelikli olarak şunu belirtelim: Maraş Katliamı ne bir tesadüftü ne de o anki politikanın güncel ihtiyacını karşılama için yapıldı. Bunun kökeninde özellikle Türkiye cumhuriyeti devletinin oluşum süreciyle birlikte Kürdistan’a ilişkin izlemiş olduğu politikaları var. Bu politikaların özünde ise tek pazar, tek ulus yaratma stratejisi yatıyor. Bunun anlamı şu: Kürdistan’ın bir ulusal yayılma alanı olarak ele alınması. Amaç, Kürtlerin Türkleştirilmesi, yani bu inkar ve asimilasyon, bunun gerçekleşmesi için de ne gerekiyorsa onun yapılması. Türk devleti bu politikasını Kürdistan’da uygularken tabii ki birçok yöntemi birlikte kullanıyor. Bunun içinde asimilasyon var, bunun içerisinde soykırım var, ekonomik sömürgecilik var. Yani akla gelen her şey var.

Peki, Maraş Katliamına gelen süreç içersindeki genel siyasal atmosfer nasıldı?
1970’lerin siyasal atmosferi tabii bugünlerden çok farklıydı. O süreçte Türk devleti ya da egemen güçler artık yönetemez hale gelmişlerdi. Bu çok açık ve net bir şekilde görülüyordu. Öyle ki o zaman cumhurbaşkanlığı süresi tamamlanmıştı yerine yenisi seçemiyorlardı. Bu bile siyasal durumun boyutunun ne olduğunu ortaya koyan bir olgu. Bununla birlikte hükümetlerin ömrü çok kısa oluyordu. Ya koalisyon hükümetleri biçiminde ya da azınlık hükümeti. Bunun karşısında toplum da o zamana kadar yönetildiği gibi yönetilmek istenmiyordu. Farklı tercihlerin sahibiydi. Düzen partilerinin dışında da sistem dışı olan güçlerden yana tercih yapma gibi bir durumu da ortaya çıkartıyordu. O neydi? Parlamento dışında olan devrimci-demokratik sol güçlerdi. Ve bu devrimci-demokratik sol güçler de toplum nezdinde çok etkiliydi. Örneğin 1977 1 Mayıs’ında olduğu gibi yüz binlerce insan büyük mitinglere katılıyor. Bununla birlikte sendikalar işyerlerinde işçilerin büyük oranda desteğini alıyordu. Böylesi sistem dışı arayışlar çok etkili bir durumdaydı.
Bununla birlikte sol-demokratik güçlerin artan devlet ve faşist saldırılar karşısında, kendini savunma arayışları da var ve kendilerini de savunmaya başlamışlardı. Küçük çaplı da olsa bir silahlanmaları da söz konusu. Çeşitli sol örgütler direniş komiteleri adı altında arayışlar içerisine girebiliyorlar. Böylesi bir durum da söz konusu. Bu anlamda Türkiye’de yönetilenler de yönetilmek istemiyor, kendi arayışlarını ve tercihlerini ortaya koyabiliyorlar. Böylesi bir gerçeklik var.

Bu atmosfer içerisinde Kürt Özgürlük Hareketinin durumu neydi?

1970’lerden sonra Türkiye’de sol-demokratik güçler nasıl bir gelişme trendini izlemişlerse Kürt özgürlük güçlerinin de böyle bir gelişme süreci var. Bir örgütlülük içerisinde yeni halkalar, sempatizan taraftar kitleleri oluşmaya başlıyor.

Özgürlük Hareketi tercih haline geldi

Mesela 1976 yılı içerisinde o zaman ABD Adana konsolosluğu var, bu konsolosluk bir nevi Kürdistan büyük elçisidir. Temel faaliyet alanı da Kürdistan üzerinedir. Bir nevi CIA’ın oradaki en etkili kişisidir. Adana konsolosluğunun o yıllarda hazırlamış olduğu bir rapor şöyle diyor: Türkiye’nin doğu ve güneydoğu Anadolu bölgesinde Marksist, Leninist esaslara dayalı son derece tehlikeli ve APO’cular adıyla bir örgüt ortaya çıkıyor. Bu şekilde rapor etmiş. Yani Kürt özgürlük güçlerinin o siyasal atmosfer içerisinde böylesine kaydetmiş olduğu bir gelişme var.
Tabii bununla birlikte APO’cu hareketin önünde devletin oluşturduğu engeller var. Sivil faşist güçler var. Bunlara karşı da aktif bir duruş, bir konumlanış söz konusu. Büyük bir kitleselleşme var. Bir aydın gençlik hareketi olmaktan çıkmış, giderek işçilerin, yoksul köylülerin de bir tercihi haline gelmiş. 

Bu atmosfer içerisinde devletin ne gibi arayışları vardı? Hangi güçleri devreye koymaya başladı?
Devletin kendi iktidar erkini daha da güçlendirmek için arayışları söz konusu, fakat sonuç elde edememiş. Sol güçler gelişmeye başladığı zaman sivil faşist güçleri harekete geçirmiş ama sivil faşist güçler devrimci demokratik güçler karşısında varlık gösterememiş, tasfiye olmakla karşı karşıya gelmiş.


Devlet özel ekipler örgütledi


Devlet, faşist güçleri Milliyetçi Cephe şeklinde bir araya getirmiş onda da bir sonuç elde edememiş. Sivil faşist güçlerle sonuç elde edemeyince bu sefer polisi sol güçlere karşı saldırtılmış ve özel timler örgütlemişti. Açık, resmi devletin sol muhalefet güçlere karşı dikilmesi, Kürt özgürlük güçleri karşısına dikilmesi de hedeflenmiş. Ve militarist güçlerin yönetime el koyacakları bir süreç hazırlanmıştı. Yönetime el koyacakları bir sürecin yaratılması için de bunu aşama aşama uygulamaya koyuyorlar. Birinci aşama aslında 1977’de, Namık Kemal Ersun darbesi diye de geçen bir darbe planıdır. Devlet içerisinde daha çok MHP’lilere dayanan ve CIA ile bağlantısı olan bir darbe hazırlığıdır. Fakat bu darbe hazırlığı erken deşifre olduğu için sonuç vermiyor, fakat yeni bir darbenin gerçekleşmesi için de alta yapı hazırlıklar var.

Bu yöntemler Türkiye’de nasıl uygulandı? Hangi olaylarla toplum karşısına çıkarıldı?
İşte 1 Mayıs 77 katliamı o temelde gerçekleşiyor. Bir kitle katliamı gerçekleştiriliyor. Kitleyle aslında adım adım darbeye gidiş var. Bununla birlikte Ecevit’e İzmir’de suikast girişiminde bulunuluyor. Bununla birlikte, 1977’de özellikle hazırlanan o darbe girişiminin içinde Kürtler hedeftir. Çünkü APO’cu hareket gelişmeye başlamış, CIA tarafından bu tespit edilmiş ve büyük bir tehlike olarak görülüyor. Bu tehlikenin ortadan kaldırılması hedefleniyor. İşte 1977’de Kürt Halk Önderine yönelik Ankara’da geliştirilen komplo olayı var. Yine 1977 18 Mayıs’ında Haki Karer arkadaşın katledilmesi var.

Kitle katliamları gerçekleşmeye başladı

Tabii uygulama süreci bununla sınırlı kalmıyor. Mesela o zaman Ankara’da Doğan Öz diye bir savcı vardı. Bu savcı kim? 1978’de Ankara’da Bahçelievlerde 7 tane TİP’li öğrencinin katledilmesini soruşturan bir savcıdır. Bu savc öldürüldü. Yine Adana’da Cevat Yurdakul diye bir polis müdürü var, polis içerisinde o zaman solcu olarak biliniyor. Adana’da öldürdüler. Yine Haccettepe Üniversitesinde Bedrettin Cömert vardı, öğretim üyesi onu öldürdüler. Milliyet gazetesinin genel yayın yönetmeni Abdi İpekçi o süreçte öldürüldü. Ümit Kaftancıoğlu diye bir aydın katledildi. Bu şekilde ortam terörize edildi.
İstanbul’da öğrenciler okula giderken katledildiler. İşte 16 Mart olayları denen olaylar yaşandı. Yine Mihri Belli’ye suikast düzenlendi. Yine çuval cinayetleri işlenmeye başlandı. Kahvehaneler, belediye otobüsleri taranıyor insanlar öldürülüyor. Böylesi bir ortam yaratıldı. Yani devletin ortaya koyduğu darbeye hazırlık stratejisi bu şekilde uygulandı.

Bu katliamlar kimlerin eliyle gerçekleşti? Yine bu katliamlarda kimler kullanıldı?
Tüm bu katliamları gerçekleştirenler ise devlet içerisinde eğitilen kişilerdi. Sivil, paramiliter güçlerdi. Bunlar öyle ki o zaman devletin çeşitli kontra örgütleri oluşturulmuştu, Türk İntikam Tugayı (TİT), Esir Türkleri Kurtarma Ordusu (ETKO) gibi örgütler oluşturuldu. Bu örgütler adına bu eylemler yapılmaya başlandı. Devlet içerisinde özel harekat eğitimini gören kişilerdi. Darbenin ön hazırlıkları daha fazla yoğunlaştırıldı. İlk Malatya’da kitlenin karşı karşıya getirilmesi hedeflendi. O zaman Hamit Fendioğlu diye Malatya Belediye Başkanına bombalı paket gönderiliyor, gelini ve torunları o şekilde katledildi. Bunu devlet katletti. Malatya’daki İzol aşiretinden ve Kürt’tür. Bununla sınırlı kalınmadı, Elazığ’da benzeri bir provokasyon denemesi oldu. Tam bunların yaşandığı süreçte Maraş’taki katliam gündeme geldi.
Maraş’taki katliamı bu siyasal gerçeklik içerisinde, aslında onun tamamlayıcı bir halkası olarak ele almamız gerekiyor. Malatya’da, Elazığ’da, Sivas’ta başarılamayanın aslında Maraş’ta başarılmasıdır. Yani kitleler burada karşı karşıya geldi. Bir kitle katliamı yaşandı. Keskin hatlarla bir ayrışma gündeme geldi. Yani insanlar karşı karşıya gelmiş, orada insanların toplu katliamı gerçekleşmişse artık orada hatlar çok keskin bir şekilde ayrışmış olur. Maraş’ta bunu başardılar.

Maraş’ın diğer yerlerden farkı ne?
Mevcut yapısı itibarıyla diğer yerlerde olamayanın Maraş’ta gerçekleşme koşullarının olması o başarma nedenlerini oluşturdu. Bu neydi? Bir; Maraş’ın Türkiye ile Kürdistan arasındaki sınır kentlerden biri olması. Devletin özellikle sınır kentlerine karşı izlemiş olduğu politika var. Bu nedir? İsmet İnönü’nün o Kürt raporunda belirttiği gibi (Erzurum ve Erzincan’ı almıştı), “Buraları Türkleştirdiğimiz zaman Kürt sorunu kalmaz” diyordu. Türkleştirme politikasının en etkili olduğu alanlardan biri olmasıdır.
İkincisi mali alanda Türk egemenlerinin kendileriyle işbirliği yapabilecek orada bir sınıf yaratma politikalarının olmasıdır. Üçüncüsü Kürt Alevilerin yoğunlukta olmasıdır. Ve bunların sistem dışı bir güç olma özellikleri vardır. Dördüncüsü, buradaki Alevilerin çok zor koşullarda yaşamaya mecbur kılınması söz konusuydu. Bütün bunlar orada toplum içerisinde dinsel, kültürel, kimliksel farklılıkların farklı temelde işlenmesiyle birlikte karşı karşıya getirilmesine de koşullar yarattı. Böylesine bir gerçeklik vardı. Bu gerçeklik içerisinde MHP özellikle orada devlet eliyle çok yoğun şekilde örgütlendirildi. Buna karşı da Kürt özgürlük güçleri burada yoğun bir örgütlenme ve gelişme içerisindeydi. O koşullarda planlanan katliam Maraş’ta uygulamaya konuldu.

Katliam nasıl başladı ve nasıl gerçekleşti? Katliam sırasında devletin güvenlik güçleri müdahalede bulunmadı mı?

Önce iki solcu öğretmen katledildi. Öğretmenlerin cenaze töreni gerçekleştirilmek istendi, ama törene izin verilmedi. Onun üzerine başlayan olaylar var. Olaylar başladığında o günlerden cumadır. Camilerde, mahalle aralarında “komünistler camilere saldırıyor, Aleviler camilere saldırıyor” diyerek halkın galeyana getirilmesi var. Tabii önceden hazırlık yapılmış.

Vali yardımcısı Abdulkadir Aksu’dur

Yoksul Türk köylerinden köylüler şehir merkezine getirilmeye başlanmış. Silahlı güçler Maraş dışında faşistler tarafından Maraş’a getirilmiş. Bu hazırlıkların uygulanması için de bir galeyan gerekiyor. O galeyan için de solcu öğretmenlerin öldürülmesi, cenaze törenlerine saldırılması, ardından solcular camilere saldırıyor diye yapılan bir kara propagandayla başlatılan bir katliam var. İşin ilginç yanı Maraş Katliamı gerçekleştiği zaman vali yardımcısı Abdulkadir Aksu’dur. Bugün AKP’nin kurucusu olan Abdulkadir Aksu’dur. Onun döneminde Maraş’ta bir katliam gerçekleşiyor ve müdahale yapılmıyor. Öyle ki tam bir vahşet şeklinde gerçekleşen bir katliam. İşte bunun ardından da artık sıkıyönetim ilanı gerçekleşiyor.

Peki, Türk devleti katliam sonrası ne yaptı?
Maraş Katliamı o günkü siyasal konjonktürde yapılan darbe hazırlıklarını önemli bir aşamaya getiriyor. Zaten o katliam gerçekleştiği zaman da ardından sıkıyönetim ilan edildi. İşin ilginç yanı Maraş Katliamı yapıldığında ve sıkıyönetim ilan edildiği zaman hükümette olan CHP’dir. Bülent Ecevit başbakanlığındaki hükümettir. Siyasal konjonktür o açıdan önemli. Egemenlerin yönetemez hale gelmesi, toplumun yönetilmek istenmemesi, Kürt özgürlükçülerinin kaydetmiş olduğu gelişmeler. PKK’nin de aslında APO’cu hareketin de partileşme yönündeki kararlaşması o siyasal atmosferde gerçekleşen bir katliam olma özelliğini taşıyor
Bu anlamda Maraş Katliamı bir başlangıç oluyor. Yani darbe için yapılmış hazırlıklar belli bir aşamaya getiriliyor. Artık o adımın üzerinden ne oluyor? Sıkıyönetim ilk olarak 9 ilde ilan ediliyor. Bu illerin çoğunluğu Kürdistan’dır. Ve adım adım geliştirilerek devlet sınırları içindeki sol güçlerin, demokratik güçlerin büyük gelişme kaydettiği yerler sıkıyönetimin ilan edildiği alanlar haline geldi.

Sıkıyönetim ilanıyla birlikte devrimci güçlerin durumu ne oldu?
Onda da devlet bir sonuç elde edemedi. Çünkü sol güçler gelişmeye başladı. Tedbirlerini almaya başladı. APO’cu hareket parti kuruluşu ilanını gerçekleştirdi. Ardından sol devrimci güçlerin nasıl buna karşılık vermesi gerektiği yönünde de yol gösterici rolünü oynadı. Onunla birlikte Maraş Katliamının çok iyi siyasal tespitini yaptı. PKK, bir devrimci direnişin gelişmesi için hazırlık yapması gerektiğine dikkat çekti. Onun için de hazırlık sürecini başlattı. Filistin sahasına gidip direniş mücadelesinde öncülük edebilecek kadroların oluşturulması çalışmalarını başlattı. Aslında bu gerçekleşebilecek bir darbeye karşı direnişin hangi zeminlerde nasıl boy verebileceği yönünde aslında yapılan bir tespitti. Bu anlamda Maraş Katliamı daha sonra gerçekleşen 12 Eylül’e doğru giden süreçte cuntanın kendisini ilk kurumsallaştırmaya başladığı andır.

Maraş Katliamı bugün Türkiye’de gerektiği gibi anlaşılıyor mu? AKP’nin yaratmaya çalıştığı şey nedir? Aslında AKP iktidarı en fazla bilgi kirlenmesini Maraş Katliamı noktasında yaratmak istiyor. Yeni bir bellek oluşturmaya çalışıyor. Ve son derece tehlikeli. 12 Eylül nasıl gerçekleşmiştir, hedeflenen kimlerdir?

AKP bunları bir kenara itiyor. Sanki 12 Eylül’de hedeflenenler, katledilenler yok. Sanki bunlar yokmuşçasına bir düşünce geliştirmek istiyor. Her şey komplo teorisine göre hazırlıyor. Sanal bir kurgu yaratıyor. Aslında o komplo teorisine göre oluşturduğu o sanal kurgu içerisinde de kendini var etmeye çalışıyor. Bu son derece tehlikeli tehlikelidir. İnsanlığa karşı, insanlığın yaşamışlıklarına karşı, tarihe karşı bir saldırıdır.


AKP yeni bir bellek oluşturuyor

Öncelikli olarak bunun farkından olunması gerekir. AKP’nin yapmaya çalıştığı ne?

“12 Eylül öncesi sağ-sol çatışması vardı, sağ-sol çatışması Ergenekon tarafından geliştirildi, sağcılar Ergenekoncuydu, solcular da Ergenekoncuydu, bu anlamda hep yapay, suni zorlamalarla bunlar oldu. Doğru olan da neydi, bu tür olayların bir daha yaşanmaması.” Bu kadar basit ele alınıyor. İşte bu Fethullahçı kanalların birinde “keşke olmasaydı” diye hazırlanan program var. Asıl saptırma oradan başlıyor. AKP’nin yapmaya çalıştığı işte bu. Bellekleri bu temelde yeniden formatlıyor, yeniden biçimlendiriyor, ona göre bir düşünce inşa etmeye çalışıyor. Oysaki gerçek çok farklı. Sistem dışı muhalefet gelişiyor. Egemenler de bunu engellemek için harekete geçiyor, saldırıyor. Resmi, sivil tüm faşist güçlerini harekete geçiriyor. Bunun karşısında devrimciler, demokratlar kendini savunuyor. Gerçek olan bu. Ama AKP’nin yapmaya çalıştığı “böyle bir şey yok.” Kurgu, senaryo bunun üzerine kurulu. Bir kere buna müsaade edilmemesi gerekiyor.


AKP neden gerçekleri gizleme ihtiyacı duyuyor?

AKP bunu yaparken kendi gerçekliğini de saklıyor. Aslında Maraş Katliamı öncesi sürecini belleklerden oynarken aslında o yaratmış olduğu boşluğu kendisiyle doldurmak istiyor. Nasıl ki 12 Eylül öncesi yaşananları bir tahribata uğratmışsa kendi gerçeklerine ilişkin de bir tahribat yaratıyor. Kendi gerçekliğini gizliyor. Bu gerçekliğin de çok iyi anlatılması gerekiyor.


İşbirlikçi İslami hareketler yaratıldı


Maraş Katliamı aslında gerçekleştiren güçler bu günleri hazırladılar. O açıdan Maraş Katliamı bir günlük proje değildi. Bu 1970’ler sonrası geliştirilmeye başlanıyor. Bugünkü AKP’yi oluşturanlar da köklerini oradan alıyorlar. Bir gençlik hareketi olarak ortaya çıkan Akıncılar Hareketi, AKP’nin kendisine “ak parti” denmesinden niye bu kadar ısrarlı, köklerini o zamanki Akıncılar oldukları içindir. Şimdi AKP’nin böylesi bir geçmişi var.
Bakın Erdoğan’ın, Abdullah Gül’ün geçmişini araştırın, bugün AKP içerisinde yer alan kişilerin geçmişini araştırın hep o örgütlenmelerde mutlaka bir bağ içindedirler. 12 Eylül geldiği zaman da devlet özellikle bunların önünü açıyor. Milli Görüş içerisinde yer alan, Fethullah Gülen’nin evlerinde yer alan kişilerin de önü açıldı. Böylesi bir süreci başlattı. Bunlar devlet bürokrasisinde yer aldılar. Bunu yaparken de devlet dinin propagandasını yaptı. Örneğin nasıl Kerbela’da Yezid’in mızrakların ucuna Kur’an’ı koyarak saldırmış, ona karşı Alevilerin direnişlerin önünü kesmeye çalışmışsa 12 Eylül de bunu yaptı. K.Evren, Kur’an’ı kullandı. Okullardan din dersi zorunlu hale getirildi. İmam hatip liselerinin sayısı hızlı bir şekilde arttı. Tarikatlar yaygınlaştı. O açıdan Maraş Katliamını gerçekten de tartışırken Maraş Katliamından asıl sorumlu olanlarından birisinin de AKP olduğunu bilmek gerekiyor. Eğer bu ortaya konulmazsa yeni Maraş katliamlarının önüne geçemeyiz. Yeni Maraş katliamları yaratılır. Bunu da AKP’nin somutunda görmek mümkündür.  Mesela son süreçte Türkiye’de Alevilere yönelik çok yoğun saldırılar var. Alevilerin evleri işaretleniyor. Alevilere yönelik linç girişimleri var. Adıyaman’da, Malatya’da yapıldı. Mersin, İstanbul, İzmir, Bursa gibi yerlerde bile Alevilerin kalmış olduğu evler işaretleniyor. Maraş Katliamında benzer şeyler yapıldı.

Yeni katliam hazırlıkları var

Zaten Maraş’ta gerçekleşen katliamda hedef olarak seçilenlerin bir kimliği Alevi ise diğer kimliği Kürt’tür. Şimdi de yine Kürt kimliğine yönelik de, Kürt olma gerçeğine yönelik de katliamlar da sürekli gündeme getirilen bir gerçeklik olarak yaşıyor. Türkiye bunun hazırlıklarını da yapıyor. Roboskî katliamını gerçekleştirdi. Sadece bu da değil. Aynı zamanda Türkiye genişletilmiş bir bölgesel savaşa hazırlanıyor. Genişletilmiş bir bölgesel savaş aslında üçüncü dünya savaşının Ortadoğu özgülünde sıcak çatışma boyutuna gelmesi anlamına da gelecek. Böylesi bir gerçeklik var. Böylesi bir gerçeklik halinde de savaşın doğrudan yaşandığı, savaşın vahametinin en yoğun bir şekilde kendisini hissettireceği alan Kürdistan coğrafyasıdır. Petroid füzeleri Kürdistan üzerine konumlandırılıyorsa diğer füzelerin de hedefi halindedir. Bu da Kürdistan’da çok daha büyük katliamların, çok daha büyük felaketlerin yaşanmasının koşullarının şimdiden hazırlanmaya başlandığı anlamına geliyor. O açıdan Maraş Katliamının yıl dönümünde Roboskî katliamını anmak gerekiyor. Ama bununla birlikte Kürdistan’daki Kürt kimliğine, Kürt halk gerçekliğine karşı gerçekleşecek olan katliamlara karşı da güçlü bir duruşun, güçlü bir mücadelenin de sahibi olmak gerekiyor. Maraş Katliamının yıl dönümünde katliama karşı verilecek en anlamlı cevap da bu şekilde kendisini gösteriyor.


DEMHAT TOLHILDAN-ANF/BEHDİNAN