‘’Avrupa Adalet Divanı’nın PKK’ye ilişkin aldığı karar esas olarak PKK açısından terör listesi tehdidinin çökmüş olmasıdır. Avrupa Konseyi Kürt sorunu konusunda artık yol ayrımına gelmiştir. Bu sorunun çözümsüzlüğü üzerinde siyaset yapmak ve bu konuda çözümü dayatan PKK’yi listelerle tehdit etmenin inandırcılığının olmadığı ortaya çıkmıştır. Bu nedenle mahkeme kararı AB’nin Kürt sorunu konusunda yeni yol haritası çıkarması için Kürt siyaseti açısından önemli bir siyasal ve diplomatik imkan doğmuş oluyor.’’
ZÜLKÜF KURT / HABER MERKEZİ
11 Eylül’de ABD’de ikiz kulelere gerçekleşen saldırı sonrasında Birleşmiş Milletler, 12 Eylül’de gerçekleştirdiği toplantıda biz dizi karara imza attı. ‘Terörizmin finansmanının engellenmesi’ ile ilgili alınan karar sonrası Avrupa Birliği, ilan ettiği ‘Terör Örgütleri Listesi’ne PKK’yi de dahil etti. İlk defa bu listeye itiraz 2004 yılında yapıldı. Uzun yıllar boyunca PKK’nin listede olmasına yönelik hukuki bir mücadele başlatılmamış olması nedeniyle 6 ayda bir açıklanan listelerde PKK’ye sürekli olarak yer verildi. 2014 yılında avukatların yaptıkları ve düzenli olarak yayınlanan listelere gerçekleştirdikleri itirazı karar bağlamak isteyen Avrupa Adalet Divanı 2014-2017 yılları arasında PKK’nin listede olmasına yapılan itirazları karara bağlayarak, PKK’nin haksız ve hukuksuz gerekçelerle AB ‘Terör Örgütleri Listesi’ne dahil edildiğine hükmetti.
Türk devletinin sunduğu gerekçelerin tartışmasız kabul edildiği ve AB’nin PKK yasağını meşrulaştırmak için kullandığı tüm gerekçeler çürütüldü. Avrupa Adalet Divanı’nın kararını KNK Eşbaşkanı Nilüfer Koç ile konuştuk. Kararı hukuksal bir başarı olarak değerlendiren Koç, yasağın söz konusu olduğu her ülkede Kürt kurumlarının harekete geçeceğini söyledi.
Avrupa Adalet Divanı PKK’nin ‘Terör Örgütleri Listesi’ne haksız ve hukuksuz gerekçelerle alındığına dair bir karar verdi. Bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu kararın önemi nedir?
Kararı oldukça önemli bulmaktayım, zira kararı alan Adalet Divanı AB’nin en üst idari mahkemesidir. Şimdiye dek PKK’ye karşı siyasal amaçlı yönelimlere çoğunlukla hukuki kılıf giydirilirdi. AB Adalet Divanı haksız ve hukuksuzluk tespitinde sadece hukuki gerekçeleri değil aynı zamanda haksızılığın siyasal boyutunu da ifade etmektedir. Mahkeme kararı aynı zamanda yasağı 2002’de gündeme getiren Avrupa Birliği’nin en üst icra organı yani AB hükümeti olan AB Konseyinin de kredibilitesini sorgular hale getirmiştir. Yani siyasal karar merciinin PKK yasağı konusunda yasaları bile ihlal ettiğini söylemektedir. Öne sürülen gerekçeleri mahkeme yeterli görmemiştir. Mahkeme hukuksuzluk ve haksızlık tespitinde AB Konseyi’nin siyasal amaçları için PKK’nin Ortadoğu’da son yıllarda oynadığı rolün de göz önüne alınmadığını ifade etmektedir.
Bu kararla esasında Türkiye ile çıkar ilişkilerinde Kürtlere, somut olarak ise PKK’ye uygulanan yasağın siyasal amaçlar adına kamufle edildiği açığa çıkmış oluyor. Adalet Divanı, AB konseyinin 2014-2017 tarihlerinde yürütülen tüm mahkeme masraflarının karşılanmasına da hüküm etmiştir. Yani mahkeme bir nevi siyasal ve ticari çıkarlar için hukuku kamufle olarak kullanan siyaset merciini cezalandırmış oluyor. AB’nin işleyiş ve yasal normlar dışına çıktığı anlatılmaya çalışılıyor. Bu kararla özet olarak siyasal organların PKK yasağının politik bir durum olduğu, siyaset organlarının çıkarları için bağlı oldukları hukuk organlarını da nasıl heba ettiklerini ortaya koymaktadır. Mahkeme kararıyla esas olarak PKK açısından terör listesi tehdidinin çökmüş olmasıdır. Bizim her zaman dediğimiz gibi Kürt sorunu siyasi bir sorunudur. Mahkeme kararını siyaseten yorumlayacak olursa, AB Konseyi’nin Kürt sorunu konusunda artık yol ayrımına geldiğidir. Bu sorunun çözümsüzlüğü üzerinde siyaset yapmak ve bu konuda çözümü dayatan PKK’yi listelerle tehdit etmenin inandırcılığının olmadığı da ortaya çıkmıştır. Bu nedenle mahkeme kararı AB’nin Kürt sorunu konusunda yeni yol haritası çıkarması için Kürt siyaseti açısından önemli bir siyasal ve diplomatik imkan doğmuş oluyor.
Kararda Türk devleti ile davaya müdahil olan İngiltere ve Fransa’da mahkum oldu. İngiltere ve Fransa’nın davaya müdahil olma gerekçesi neydi?
Fransa bu davada müdahil değil. AB Konseyi liste için mahkemeye sunduğu gerekçeler içerisinde Fransa’da Ahmet Kaya Kültür Merkezine karşı yürütülükte olan davayı argümanları arasında göstermiş. Adalet Divanı bu argümanı da yeterli görmemiştir.
Şimdi Adalet Divanı’nın bu kararıyla aslında iki temel gücün yani ABD ve Britanya’yı Kürtlere uyguladıkları haksız ve hukuksuz politikaları bir kez daha görünür kılmıştır. AB her iki devletin başını çektiği gerekçeleri liste için öne sürmüştür. Boşa çıkan ise İngiliz ve ABD terör tanımlaması için gösterdikleri argümanlardır. AB konseyinde PKK’nin listeye alınmasında da söz konusu her iki devlet sundukları gerekçeleri Adalet Divanı yeterince inandırıcı bulmadı.
Bilindiği üzere mahkeme süresince AB Konseyi, ABD ve İngiltere listelerini ve dayanaklarını delil olarak sundu. Adalet Divanı’nın kararına bakıldığında, mahkemenin bu argümanları da yerinde görmediği görülmektedir. Dolayısıyla aslında İngiltere ve ABD listelerinin de bu kararla birlikte hukuki dayanaklarının olmadığı ortaya çıkmıştır.
Bu kararla birlikte 2014-2017 yılları arasında PKK yasağı gerekçesiyle açılan davalar ve verilen cezalarda mahkum edilmiş oldu. Yasak mağdurları nasıl bir yol izlemeli?
AB Adalet Divanı kararına AB Konseyi 15 Ocak 2019’a kadar itiraz da bulunabilir. Nasıl PKK siyasal nedenlerden ötürü listeye alınmışsa, itirazın yapılıp yapılmaması da hiç şüphesiz siyasal gelişmelerle ilintilidir. Fakat bu süre zarfında PKK yasağının uygulandığı tüm hükümetlere karşı siyasal ve diplomatik olarak ciddi çalışmalar yürütülebilir. İtirazın önlenmesi açısından Kürt siyaseti aktifleşebilir. Avrupa kamuoyunda mahkeme tarafından bizzat ifade edilen‚ ’’haksız ve hukuksuz’’ kavramları çerçevesinde AB devletlerinin Kürt sorununa yaklaşımı ortaya konulabilir. Özellikle Avrupa kamuoyuna‚ ’haksızlık ve hukuksuzluk’ yaklaşımını daha iyi anlatabilme imkanı doğmuştur.
Hukuksal olarak şimdiden bazı hazırlıklarımız olsa da, bunları 15 Ocak 2019’dan sonra başlatabileceğiz. Eğer AB Konseyi itiraz etmezse yada itiraz ederse ve mahkeme itirazı yetersiz bulursa, o zaman yasağın söz konusu olduğu her yerde Kürt kurumları ve yasaklamalardan mağdur olan bireyler hukuksal olarak Adalet Divanın kararına dayanarak harekete geçmelidirler. Zaten Avrupa basının ezici çoğunluğu kararı açıklandığı gün manşetlerde verdi. Özellikle Almanya basını.
2019’da ilan edilecek AB ‘Terör Örgütleri Listesi’ne PKK’nin dahil edilmemesi için girişimler olacak mı?
Evet. KNK diplomasi komisyonun hali hazırda başlattığı bir imza kampanyası var. İmza metnimiz taslak biçimindedir ve tüm Kürt örgütlerine gönderilmiştir. Bildiğiniz üzere yurtdışında özellikle AB sınırları içerisinde faal olan Kürt kurum ve örgütlerinin ezici çoğunluğu KNK’ye üyedir. Buna dayanarak biz tüm üye kurumlarımıza bulundukları AB üyesi hükümetleri nezdinde girişimler başlatmasını talep ettik. Bu konuda Kürt kurum ve örgütleri bulundukları ülkelerdeki yerel ve ulusal meclislerdeki parlamenter, STÖ’ler, sendikalar, partiler, kamuoyunda etkili olan kanaat önderleri vs güçlerin hükümetlerine mektup yazmalarını, görüşmeler yaparak çöken AB listesini gündemleştirmelidirler.
Hukuksal olarak ise KNK en son çok sayıda hukukçuyla toplantılar aldı ve tüm olasılıkları gözeterek bir planlama açığa çıkardı.
KNK olarak Avrupa siyasetini etkilemenin, özgürlük mücadelemizin seyrini önemli oranda değiştirebileceğine inanıyoruz. Halkımızın haklı mücadelesi Avrupa özelinde karanlıkları aydınlatmayı başarmıştır. Mahkeme kararı esasında halkımızın haklı davasını da bir nevi teyit etmiştir ve listenin artık çöktüğünü ortaya koymuştur.
Adalet Divanı kararı ile aynı zamanda bir hukuk zaferine de imza atıldı. Bundan sonra da hukuki mücadele devam edecek mi?
Hiç şüphesiz bu karar önemli bir hukuksal başarıdır. Şimdi bunun üzerinde yeni hukuksal hamleler başlatmanın zamanı. KNK’nin ilgili komisyonu yanı sıra diğer Kürt hukuk kurumları, Avrupalı hukukçu ve hukuk kurumuyla karar ardından çeşitli istişare toplantılarını gerçekleştirildi. Hukuksal olarak izlenecek bir yol haritası üzerinde tartışmalar yürütülmüştür. 15 Ocak 2019 olasılıklarına dönük olarak alternatif tartışmalar yürütülmüştür. Yani AB konseyi itirazına karşı da hazırlıklar gündemdedir.
Bu kararın alınmasının engellenmesi girişimleri oldu mu?
Nasıl mahkeme kararını Kürt tarafı olarak bizler özenle ele alıp değerlendiriyorsak, diğer tarafların da aynı şekilde bir yaklaşım içerisinde olduklarını varsaymak gerek.
Karar bir siyasal gerçeğe işaret etti. Bu da AB’nin ve ABD’nin listelerinin iflasıdır. Ortadoğu’da bölgesel ve küresel güçler kadar Kürtler de önemli bir aktör haline geldiler. Kürtler Önder Abdullah Öcalan’ın stratejik öngörüleri temelinde sadece çözüm üretmiyor aynı zamanda pratikleştiriyor. Bu da onları görünür kılıyor. Bu konuda Kuzey Suriye’de yaratılan alternatif görünür bir gerçektir. AB devletleri Kürtler konusunda geleneksel olarak şimdiye dek ulus-devletleri esas aldılar. Fakat bugün itibariyle Kürtler ise devlet olmayan ama devlet kadar güçlüdürler. Kürtler AB’nin ulus-devlet bağımlı siyaset, hukuk ve diplomatik geleneğini alabildiğine zorlamaktadırlar. Mevcut durumda AB artık tek TC’ye değil Kürtlere de taviz vermek zorunda. Kürtler lehine tavizi Kürtler etkileyebilme imkanlarına sahip. Zira Ortadoğu’da siyaset yapma konusunda Kürtlere sadece AB devletlerine değil başka seçeneklere de sahiptirler.
Şimdi mahkeme kararın engellenmesi ya da 15 Ocak’ta itirazın olup olmayacağı, olacaksa neye dayandırılacağı Ortadoğu’daki gelişmeleri dikkat alarak netleşecektir. Hiç şüphesiz AB sınırları içerisinde yaşayan halkımızın siyasal mücadelesini de buna eklemek lazım.
Tekrarlarsam AB Adalet Divanı mahkeme süresince AB Konseyi, ABD ve İngiltere listelerini ve dayanaklarını delil olarak sundu. Mahkeme bir defa AB Konseyinin ABD’nin listesinde gösterilen argümanları boşa çıkarmıştır. Haliyle KCK ve PKK yöneticileri hakkında çıkardığı arama politikası da çökmüştür. Çünkü KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık, PKK Merkez Komite üyeleri Murat Karayılan ve Duran Kalkan’ı karalama siyaseti, listesinde de ifade ettiği terör kavramı çerçevesinde olmuştur. Mahkemenin bu kararı PKK’nin terör kavramı içerisine alınması için gösterilen gerekçeleri sorgular hale getirmiştir. ABD’nin 3 Kürt devrimcisini söz konusu kavram içerisinde karalaması da bu mahkeme kararıyla boşa çıkmış oluyor. Zira mahkeme PKK’nin Ortadoğu’daki mücadelesine atıfta bulunuyor. Kısacası bu mücadeleyi terör kavramı içerisinde gösteren argümanları red ediyor.
Adalet Divanı kararı Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak üzere PKK’nin listede olduğu ya da yasak olduğu ülkelerde ne tür sonuçlar ortaya çıkarabilir?
AB Konseyi her 6 ayda bir bu listeyi yeniliyor. Bilindiği gibi AB Konseyi kararları oy birliğiyle alıyor. Bir üye ülke itiraz ettiğinde o karar alınamıyor. O açıdan Kürtler yaşadıkları AB ülkeleri hükümetleri nezdinde girişimlerde bulunarak, bir hükümeti ikna etmesi bile büyük adımlara yol açabilir. AB nezdinde böylesi bir durumun olması, ulusal çapta PKK’yi yasaklayan devletlerin yasaklarına karşı mücadele etmeyi kolaylaştırır. Bu konuda başta Almanya olmak üzere 26 AB ülkesinde çalışma yürüten Kürt kurumları, dostlarımızla birlikte ciddi bir diplomatik ve siyasal hamle başlatırlarsa, güçlü sonuçlar ortaya çıkabilir. Kürtler bu konuda yaşadıkları ülkelerdeki dost kişi ve kurumlarla ortak mücadele etme imkanına sahiptirler. Çünkü AB içerisinde siyaseten ciddi bir sağa kayış var. Birçok demokratik ve sol örgüt de listelerle tehdit ediliyor. Hukuksal çerçevesi belli olmayan terör kavramının tek mağduru Kürtler değildir. Çok sayıda STÖ, siyasal güçler bu kavramla tehdit edilmektedir. Bu kavram öne sürülerek ülkelerde demokratik haklar, hükümetler tarafından ihlal ediliyor. Yani mahkeme kararı öncelikle biz Kürtlerle ilgili olsa da, bizim gibi barış, demokrasi ve adalet mücadelesi verenler açısından da önemli bir sonuçtur.
Adalet Divanı Kararı
2002 yılında PKK’nin AB ‘Terör Örgütleri Listesi’nde alınması sonrasında ilk başvuru 2004 yılında yapıldı. Sonrasında her 6 ayda bir yayınlanan AB ‘Terör Örgütleri Listesi’ne PKK’nin dahil edilmesine uzun bir süre itiraz edilmedi. Kopyala yapıştır gerekçelerle oluşturulan itiraza 2014 yılında PKK yöneticileri Murat Karayılan ve Duran Kalkan adına hukukçular başvuru yaptılar. Sonrasında her 6 ayda bir yayınlanan listeye de itiraz ettiler. Avrupa Adalet Divanı 2017 yılında davayı sonuçlandırmaya karar vererek başvuruları görüşmeye başladı. Avrupa Adalet Divanı 2014-2017 yılları arasında yapılan itirazlara ilişkin 15 Kasım 2018 tarihinde verdiği kararda; PKK’nin AB ‘Terör Örgütleri Listesi’ne alınma gerekçelerinin hukuki temellere dayanmadığını bu anlamda haksız ve hukuksuz olduğuna karar verdi.