Suna’nın sesini dinlerken diasporadaki izole yaşamın ve sürgüne isyanın dışa vurumu yüzüme tokat gibi yapışıyor, kendisini Serhad’ın zozanlarında arayan bir xezal gibi, cırcır böceklerinin uğultusundaki derin sessizliğe sığınan bir ceylana büründürüyor insanı. Kendi imkanlarıyla yaptığı değerli çalışmalarıyla kısa sürede binlerce insanın beğenisini kazanan bu sesin kendisinden bahsedilmeyi fazlasıyla hak ettiğini düşünüyorum.
Kürt miziğinde gelecek vaat eden Suna’yla, en son iki yıl önce Londra’da Evdalê Zeynikê filminin gösteriminde görüşmüştük. Bir gün bana bir ses kaydı gönderdi ve nasıl bulduğumu sordu. Tesadüfen o gün Sevgili sanatçı Delil Dilanar misafirimdi. Yanlış hatırlamıyorsam Çîya Bilinde kilamıydı; hayranlıkla dinledik. Delil’e "Gördün mü Serhad’ın kızını nasıl da bülbül gibi şakıyor" dediğimi ve onun da çok beğendiğini dün gibi hatırlıyorum. Suna, aradan bir kaç ay bile geçmeden birbirini izleyen dinletilerle, başarılı sahne performanslarıyla ne kadar haklı olduğumuzu gösterdi bize.
Li Mêrdînê Li bagokê, Helimê, Gulîzer, Ez Dayîkim, kilamları özellikle üniversite ve sosyal organizasyonlar aracılığıyla halka sunan Alan, Kürt müziğinde yeni güçlü bir ses olmaya adaydır. Son olarak, Kürdistan’ın dört parçasından bir araya gelen kadınlardan oluşan Sahmaran topluluğu Kürdistani’liğin en güzel örneği olmakla beraber, oluşturduğu harmoniyle yozlaşan müzik piyasasına bir rota çizer nitelikte. Suna’da beni çeken, seslerin kaynağını aldığı duygudur desem abartı olmaz. Suna, kaynağı ve melodisi ne olursa olsun kilamları kendisine has bir yorumla okuyor. Henüz işin başında olmasına rağmen yüreğinden gelen doğallık ve kendisine has bir tarz arayışı gözlerden kaçmıyor. Bu arayış, dengbêjlikte olduğu gibi ileride Suna’nın sanat yaşamına büyük bir katkı sunacağa benziyor. Bir sesten, sanatçıdan, sinemacıdan konuşmak onun yaptığı albüm sayısı veya film sayısıyla ölçmek çok statik bir analizden öteye gitmez bana göre. Kaldı ki tek bir kitabı, tek bir filmiyle veya Fatma İsa gibi tek bir kilamıyla tarihe geçmiş nice değerler tanıyoruz. Nitekim gelişen sosyal medya teknolojisi sayesinde tekelleşen ve büyük paralar dökülmeden aşılamayan sektörleri Suna ve onun gibi emektar sanatçılar, öz kültürlerinden yükselen tınılarla ve yarattıkları özgünlükle şimdiden kırdılar.
Evdalê Zeynikê’nin Serhad’ın zozanlarından aldığı esinle Dünya’ya yayılan kilamları gibi Ferzê, Karapetê Xaco, Reso, Hüseyno, Ayşe Şan ve Meryem Xan'dan sonra Suna Alan’ı da ses ile sözün kuğu dansına duran bu büyülü dünyasında görmek en büyük dileğimizdir.
Suna Alan, Serhad’ın denbêjliğiyle bezenmiş otantik sesiyle, mistik anlatıcıların sesi olmaya devam ettikçe kilamlar anlam bulmaya, Kürt müziği kendisine layık yeni sesler kazanmaya devam edecek...
Kürt müziğinde Suna Alan
Suna Alan'ın ne bir albümü ne de şaşaalı albüm tanıtımı yapacak imkanı var, ama Kürt müziğinde ve folkloründe özlediğimiz renkleri ve eşsiz tınıları yüreğimize fısıldayan otantik bir sesi ve koca bir yüreği var. Son bir yıldır birbirinden güzel dinletilerle harika bir çıta yakaladı. Suna bir taraftan gazetecilik yaparken, sürgündeki Kürt gençleri için de genelde karşılıksız çevirmenlik işi yapıyor. Ve belki benim bilmediğim daha bir kaç işi bir arada yürütüyor. Hal böyle olunca, fedakarlıklar sonucu ortaya çıkan sanatı da daha değerli oluyor.