
Saat tam altıyı vurduğunda, başka bir renge çalardı köydeki uğultu: Curcuna diner, sadece ilaheleşen sesler, tınılar, ritimler kalırdı orta yerde. Koyunlar, kuzular, yaşı çok küçük çocuklar ve bir de radyolardan yükselen gıcırtılar hakimiyet kurardı köye.
Derin bir huşu içinde düğmeleri çevirirdi eller. İşte o vakitte, bir mabet yerine dönerdi radyolu evlerin önü... Yaşlılar tütünlerini sarmış, nineler dizlerinin üstüne çömelip ellerini başına koymuş, genç kızlar, oğlanlar sessizce ilişmiş olurlardı kalabalığın yamacına. Êrivan Radyosu’nda dengbêj saatiydi çünkü...
İşte o saatte Kürt köylerinin, kasabalarının ruhunda dolaşmaya başlayan bu yanık sesler, gırtlakta demlenip ruhları saran güçlü bir senfoniye dönerdi. Kürtlerin bin yıllık tarihi, coğrafyası, sürgünlüğü, yürek burkan, deli divaneye çeviren aşkları, dertleri, çileleri, coşkularıydı çünkü o gırtlaklardaki, o seslerdeki feryatlar...
Peki her Kürt bir dengbêj miydi? Ermenistan denildiğinde “Êrivan Radyosu’nu çağrıştırırdı Kürtlere? Ve nasıl oluyordu da Kürtler, Sovyetlerdeki reel sosyalizm dönemi boyunca kültürlerini, dengbêliklerini Kafkasya’da koruyup geliştirme imkanı buluyorlardı?
Tarihi yaşatmak
Ve Kafkas Kürtleri azınlık konumunda bulundukları coğrafyada tarihlerini, kültürlerini, sanatlarını unutmadılar. Tam tersine, onların yaşadığı koşullar, folklorik değerlerini büyütmelerine, edebiyatı canlı tutmalarına yol açtı. Böylece çağın en büyük yazarları, en büyük dengbêjler, en büyük edebiyatçılar Kafkasya’da, özellikle de Ermenistan ve Gürcistan’da yetişti ve gelişti.
O zamanlar için dengbêjlik düğünlerde kilam söylemekti, yaslarda ağıtlar yakmaktı… Ayrıca Kürtlerin acılarını, sevinçlerini kilamlara dökmekti dengbêjlik, Kürtlüğü tanımaktı, tarihi yaşatmaktı...
Kürt sanatçılığı sadece sahneye çıkıp şarkı söylemek değil; Kürt sanatçılığı, Kürt dengbêjliği, Kürdün psikolojisini, tarihini, felsefesini, coğrafyasını, kadınını, savaşını, mücadelesini, yiğitliğini tanıyan, bilen ve onu kilamlara, şarkılara aktarandır, halka mal edendir.
İsimlerini bile sayamadığımız dengbêjlerimizin zamanında okuma imkanları yoktu, bu yüzden birçok dengbêjimiz okuma yazmayı bilmiyordu, genelde de köy ve aile çevresiyle sınırlı bir sanat yaşamı sürdürüyordu bu dengbêjler. Sovyet devleti azınlıklara her yönüyle imkanlar sağlıyordu ama, Kürtler bu imkanlardan faydalanamıyordu.
Zanika Şakır, Fatma İsa, Aslika Qadir, Nûra Cewarî, Sosika Simo, Xana Zaze Kürd müziğinin Ermenistan’da yetişen kadın dengbêjlerden bazıları... Kürt müziğinin dünden bugüne uzanan macerasında onların katkısı büyük. Aynı zamanda yarının müziğini inşa ederken de başvurulacak temeli, yine bu kadın dengbêjler oluşturuyor.
Kafkasya’nın kozmopolit yapısının kültürleri içiçe geçirdiği kadar eritme özelliği de var. İşte bu yüzden Ermenistan’daki Kürtler de, ezgileriyle, kilamlarıyla kültürlerini yaşatmaya çalışıyor. Her ne kadar bazı dönemlerde Kürt kültürü asimile edilmeye çalışılmışsa da kültürel gelişimleriyle kendilerini korumayı başarmış. Bu yüzden Ermenistan’daki Kürtlerin folklor ve dengbêjlik konusunda güçlü bir mirası var.
Bir direnme biçimi
Kafkasya’daki Kürtler yılardır; ülkelerine olan özlemlerini kilamlarla geleceğe taşıdı. Kürtler için kilam, ana dili korumanın yanısıra kendilerini buraya sürenlerden hesap sormanın da bir yolu. Sürgün hayatının onları yok etmediğini gösteren bir direnme biçimi...
İşte o kadın dengbêjler, bu direnme biçmini gittikleri yerlere taşıdı. Hem müzik konusunda akademik eğitim alma şansı yakaldılar, hem de sözlü kültürün koruması ve daha uzun yıllar yaşatılması için yeni bir kaynak yaratmış oldular.
Aslika Kadır ve Zanika Şakır bunlara örnek olabilecek nitelikte ya da Nure Cewari (Heciye Cindi’nin kızı). Cewari hem müzik yüksek okulunda okuyup, hem uzun bir süre Erivan Radyosu’nda sorumlu olarak çalışmış, hem de çok sayıda ezgiye imza atmış dengbêjlerden biri.
Müziğin gerillası
Cemile Celil de Erivan’da müzik yüksekokulunu okuyup; uzun yıllar Erivan Radyosu’nda çalışmış ve birçok ezgiyi Kürt müziğine kazandırmıştır. Celil’in aynı zamanda Ermenistan’daki geleneksel Kürt müziğinin derlenip, toparlanıp kayıt altına alınmasında da önemli bir rolü vardır. Cemile Celil; Ermenistan’daki hemen hemen tüm köyleri dolaşarak resmî kayıtlara geçmemiş Kürt stranlarını, kilamlarını kitaplaştırmış ve kendini “Müziğin gerillası” olarak tanımlamıştı.
Yine Dilber Vekil de bu geleneği sürdürenlerden. O da diğer dengbêjler gibi müziğe Erivan Radyosu’nda başlamış. Vekil, neredeyse çocuk yaşta başladığı dengbêjliğe önce tek olarak daha sonra çoğu aile üyelerinden oluşan bir grupla devam etmiş.
Hasan Güneş