Tarih 10 Ağustos 2012. Yer Halep’e bağlı El Babe kasabası. Olayın kahramanları “ılımlı İslam”ın Suriye versiyonu Özgür Suriye Ordusu. Zamansa müslümanların kutsal oruç ayı Ramazan.
TC’nin himayesinde sağ ve soldan devşirilen Akıncı ve Mücahitlerden oluşturulan, Batı ve petro-dolar Şeyhleri tarafından para, silah ve en modern komünikasyon araçlarıyla donatılan Özgür Suriye Ordusu El Babe kasabasında Postahane’yi basarak görevlileri teslim alıyor, yüksek bir binanın üstüne çıkararak infaz ediyor ve aşağıda toplanan kalabağın Tekbir ve Allahuekber nidaları eşliğinde katlettikleri bu sivil görevlileri teker teker aşağı atıyorlar. Kalabalık çılgınca kendinden geçiyor.
Bu vahşeti yapanlar da Arap, tek tek katledilip binadan aşağıya atılan kurbanlar da Arap. Bu barbarlığa imza atanlar da müslüman, kurbanlar da. Katiller de oruçlu, katledilenler de. Belki de kapıkomşular, çocukları birlikte aynı sıraları paylaşıyor, aynı tozlu sokaklarda top koşturuyorlar. Tek suçları ise devlete bağlı sivil bir kurumda çocuklarına ekmek götürmek için çalışmak.
Bu tekil bir olay, vahşet, barbarlık değil. El Babe’den önce de benzer vahşetler yaşandı, bundan sonra da yaşanacak. Bunları yapanlar Suriye Ulusal Konseyi’nin Özgür Suriye Ordusu’na bağlı olan birimler. Dünyanın gözleri önünde daha muhalefetteyken bu tür vahşetlere imza atanlar, yarın iktidara geldiklerinde neler yapmazlar ki? Esad rejimine destek verdikleri düşünülen Hıristiyanlar, Nusayriler, Kürtler, Dürziler, solcu ve demokratik güçleri hangi günlerin beklediğini tahmin etmek için fazlaca bir çabaya veya müneccim olmaya gerek yok.
Kürtler, Nusayriler, Hıristiyanlar için, Sünni ve Arap olmayan tüm kesimler için gün ve aylar sayılı. Müslüman Kerdeşler birgün kapılarını çalacaklar. Bu kesimler Suriye Ulusal Konseyi’nde yer alsalar, onu destekleseler de bu sonucu değiştirmeye yetmeyecektir. Ele geçirilenler katledilecek, mal ve mülklerine Enfal gereği el konulacaktır. Bu gün gibi açık ve berrak.
Peki ne yapmalı?
Kürtler Kürdistan’da yaşayan Asuri-Süryani ve Emenilerle, Halep’te yaşayan bu halk gruplarından insanları da yanlarına alarak Nusayrilerle ortak hareket etmenin yollarını aramalıdırlar. Böylesi bir kader ortaklığı, koalisyon, saydığımız bu kesimlerin tümünün sigortası, garantisi ve güvencesidir.
Öyle görünüyor ki Suriye artık üniter ve merkezi bir devlet olarak ayakta kalamayacaktır. Şam’a Müslüman Kardeşler yerleşecek, yaşamı tüm diğer inanç ve etnik topluluklara haram edeceklerdir. Nusayriler Akdeniz sahillerinde kendilerine güvenli bir liman anlamına gelen devletlerini kuracak, sırtlarını kendilerini asırlarca koruyan dağlarına dayayacaklardır. Halep ise bu alana bir atımlık mesafede. Kaldı ki Nusayrileri Sünni Araplarla bir yay gibi ayıran kuşakta yaşayanlarda Hıristiyanlar. Şayet Halep’in Kürt, Ermeni ve Süryanileri de ellerini Nusarilere verirlerse Halep ve Afrin Akdeniz’e açılacak, Lübnan’dan Hatay’a kadar olan bölge denetim altına alınacak ve Müslüman Kardeşlerin Akdeniz’le ilişkisi kesilecek.
Salt bu da yetmez. Güney Kürdistan sınırındaki Dêrîk’ten Afrin’e olan koridorun da açık tutulması, denetim altına alınması gerekir. Bu hatta yer alan kimi adacıklar doğa koşulları gereği adeta insansız. Kimi adacıklarda ise Arap aşiretleri yaşıyor. Bunların bir kısmı Araplaştırma politikası sonucu Kürdistan’a yerleştirilen Araplar. Bu Arap aşiretlerinin de bu iş için ikna edilmeleri gerekiyor. Şayet Nusayrilerin bir devleti olacaksa Kürtlerin niye olmasın? Ve bu iki devlet neden Hıristiyanları da yanlarına alarak iş ve kader birliği içinde bulunmasın?
Neden Dêrîk’in petrolünü Kürtler kendileri için değerlendirmesin? Neden Güney Kürdistan petrolü Batı Kürdistan üzerinden Nusayri topraklarından Akdeniz’e ulaşmasın? İsrail, Nusayri devleti, Lübnan ve dünya pazarları neden yeni bir petrol boru hattına ihtiyaç duymasın? Ve neden Kürtler Güney ve Batı Kürdistan’ın birliğini gündemlerine alarak bu opsiyona şans tanımasın? Bunlar, bu tür düşünce eksersizleri belki içinden geçtiğimiz bugünler için biraz erken ya da uçuk kaçabilir. Peki altı ay sonrası, ya da bir yıl sonrası için sözünü ettiğimiz bölge nelere gebe? Bunu öngörebiliyor muyuz?
Ortadoğu alt-üst olurken, siyasi harita renklenir, bölge bir bütün olarak yeniden dizayn edilirken dünkü tesbitlerle bugünü yönetemeyiz. Bu nedenle de yeni bir politika ve yaklaşıma ihtiyaç var. Bu da bölgede varolan ve Kürdistan’ı bölüp parçalayan sınırlara dokunmayı gerektirir. Kürtler ülkelerini parçalayan, birlikleri önünde engel olan tüm sınır ve bentlere dokunmalı, yeni ortaklıklar ve koalisyonları gündemlerine alabilmelidirler.
Biliyorum, uluslararası ve oldukça karmaşık boyutları olan Kürt ve Kürdistan sorunu öyle masa başında kısa bir yazıda denklem kurmakla çözüme kavuşacak bir sorun değil. Benimkisi ayakları havada olan bir fikir jimnastiği. Hepsi bu!
m.sahin1@web.de