"Kobanê düşüyor" haberi üzerine gelişen Kürt tepkisi sokakları ve siyasi ortamı adeta yıldırım gibi sarstı. Irak Şam İslam Devleti-IŞİD adlı kara yüzlü faşist çetenin Kobanê’ye saldırılarının ve göz önünde yaşanan katliamın Kürtleri ne kadar öfkelendirdiği netçe ortaya çıktı. Kitle öfkesi ve tepkisinin ne kadar güçlü olduğu ve bir sel gibi sürükleyip götürdüğü açıkça görüldü.

Doğrusunu söylemek gerekirse, toplum da siyaset de kitlenin sel gibi akan gücü karşısında adeta şoke oldu. İktidardaki AKP gibi, muhalefet ve özellikle HDP’nin de şoke olmuş bir durumu yaşadığı açıkça görüldü. Ancak günler sonrası siyasi güçler olayları anlamlandırabilir ve kendi penceresinden bakarak görüş ileri sürebilir hale geldi.
Kobanê direnişini desteklemek üzere başlayan eylemler, kendi içinde bazı aşırılıklar içerse de, sonuç olarak tıpkı Kobanê direnişi gibi birçok gerçeği açığa çıkardı. Şimdi herkes açığa çıkan bu gerçekleri tartışıyor. Kendi anlayışı çerçevesinde yaşanan olayları değerlendirmeye çalışıyor. Özellikle AKP yönetiminin ve yandaşlarının adeta telaş içinde ve demogojiye başvurarak olayları çarpıtıp AKP Hükümetini aklamaya çalıştığı gözleniyor.
Bu konuda öncelikle şunu belirtelim ki, yaşanmış bazı yakıp yıkma olayları öne çıkartılarak ve sanki sadece bu tür olaylar yaşanmış gibi gösterilerek söz konusu olaylar değerlendirilemez ve Kürt halkının yaşadığı büyük öfke görmezden gelinemez. Özellikle AKP ve yandaşlarının bu tür çabası boştur ve yaşanan olaylardaki AKP sorumluluğunu gizlemeye yöneliktir.
Oysa olaylar AKP Yöneticileri ve yandaşlarının göstermeye çalıştığı kadar basit değildir. Kürtler çok önemli bir tepki vermişler ve özellikle AKP Hükümetini çok ciddi bir biçimde uyarmışlardır. AKP’nin izlediği politikaların Kürt toplumunu ne kadar öfkelendirdiğini ve gerdiğini ortaya koymuşlardır.
AKP Yöneticileri ve yandaşlarının bu gerçekleri görmesi ve buna göre Kürt toplumunu rahatlatıcı, yani Kürt sorununu çözücü adımlar atması gerekir. Bunu yapmak yerine, yaşanan olaylardan bu tür sonuçlar çıkarmak yerine, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yaptığı gibi hakaretler savurarak ortamı tahrik etmek kesinlikle çözüm üretmeyecektir.
Unutmayalım ki, kitleleri bu kadar öfkelendiren de Tayyip Erdoğan’ın Antep’te sarf ettiği hakaretamiz sözler olmuştur. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Türkmenlerle Kürtleri ayıran sözleri olmuştur. Yine AKP’nin izlediği tekçi ve oyalayıcı politikalar olmuştur.
AKP Hükümetinin "Çözüm süreci" adıyla yürüttüğü oyalayıcı ve pratik adım atmayıcı politikaların Kürtleri ne kadar kırdığı ve öfkelendirdiği açığa çıkmıştır. Kobanê’de göz göre göre yaşanan katliamın Kürt toplumunu ne kadar öfkelendirdiği görülmüştür. AKP Hükümetinin IŞİD çetelerine verdiği desteğin Kürtleri ne kadar gerdiği görülmüştür.
Kısaca Kürtleri bu kadar öfkelendiren ve sert tepki vermeye yönelten AKP’nin kendisidir. AKP Hükümetinin izlediği Kürt karşıtı ve oyalayıcı politikalarıdır. Gerçek buyken ve bu gerçekleri görerek öz eleştirel bir yaklaşımla demokratik ve Kürt sorununu çözücü politik açılımlar geliştirmek gerekirken, bunları yapmayıp da Kürtlere hakaret edici sözlere devam etmek AKP’yi daha büyük felaketlerle yüz yüze getirecektir.
Ne demek söz konusu olayların Kobanê ile ne ilişkisi var! Ne demek Kobanê’nin Urfa ile, Diyarbakır ile, Van ile ne ilişkisi var! Ne demek olaylardan Kürtleri sorumlu tutmak! Bunlar kendini bilmez ve Kürt inkarı zihniyetiyle yoğrulmuş bir beynin ürünü sözler olabilir ancak. Bu bile AKP’nin geleneksel Kürt inkarı ve imhası zihniyetini aşmadığının açık bir kanıtı olmaya yeter.
Kaldı ki bize ulaşan bilgiler Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının ifade ettiklerinden farklıdır. Örneğin söz konusu protesto olaylarında ilk silah kullanımı Diyarbakır-Bağlar’da yaşanmıştır. AKP’nin Kobanê politikasını protesto eden ve Kobanê direnişini destekleyen binlerce insanın üzerine kalaşnikof silahlı Hüda-Parlılar tarafından polis gözetiminde yaylım ateşi açılmıştır. Hem de onlarca, yüzlerce silahlı insan tarafından!
Yine Muş-Varto’da polisin ateş açması sonucu protestocu bir Kürt öldürülmüştür. Birçok kent ve kasabada polis ve asker kitlelerin üzerine yaylım ateşi açmıştır. Hüda-Parlıların eylem yapan Kürtlere saldırıları hep polis gözetiminde ve desteğinde olmuştur. Yine BBP’liler de hep polis desteği altında protestocu Kürt kitlelerine saldırmıştır.
Kuşkusuz biz bunları gözümüzle görmüş değiliz. Fakat bazı TV kanallarında hem Hüda-Parlıların nasıl saldırdığını gösteren, hem de polis ve askerin ateş açışını gösteren görüntüler epeyce yayınlanmıştır. Yine silahla vurulanların çoğunun eylemci Kürtler olması, silahla ateş açanların Hüda-Parlılar ve polis olduğu görüşünü doğrulamaktadır. Herhalde eylemciler ateş açıp kendilerini vurdular diyemeyiz!
Sadece bu bilgiler bile bizi bazı önemli sonuçlara götürmeye yetmektedir. Çok açık ki, Kobanê direnişini destekleme eylemi yapan Kürt kitlelerine Hüda-Parlılar ve polis tarafından ateş açılmıştır. Bazı AKP yandaşlarının çok sevdiği "Gizli el" ve "Dış güçler" kavramları da bu biçimde açığa çıkmaktadır. Gizli el ve dış gücün kimlerden oluştuğu yaşanan olaylarla netleşmiştir.
Daha önemlisi, AKP Hükümetinin sadece IŞİD’e destek vermekle yetinmediği, aynı zamanda Kürtlere ve demokratik güçlere karşı saldırtılmak üzere yeni paramiliter güçler olarak BBP ve Hüda-Par’ı hazırladığı ortaya çıkmıştır. Türkiye’de BBP, Kürdistan’da Hüda-Par 1970’lerin MHP’sinin oynadığı rolü oynamak üzere hazırlanmış durumdadır.
Kuşkusuz AKP Devletinin geliştirdiği bu politika çok tehlikelidir. 1970’lerde olduğu gibi devlet destekli bir "sivil çatışma" öngörülmektedir. Nitekim bu durum "PKK-Hüda-Par çatışması" olarak lanse edilmeye şimdiden başlanmıştır. Yakın gelecekte en çok bu sözleri duyacağımız anlaşılmaktadır. Bu da Muhsin Yazıcıoğlu’nun neden öldüğünü veya öldürüldüğünü, yine bazı Hüda-Par yöneticilerinin neden cezaevinden bırakılıp İran’a gitmelerine izin verildiğini aydınlatmaktadır.
Halbuki bize ulaşan bilgilere göre ortada bir PKK-Hüda-Par çatışması yoktur. Hüda-Par’ın AKP ve İran tarafından yurtsever Kürt halkına saldırtılması vardır. Tabi bu durum çok olumsuzdur. PKK’yi destekleyen Kürtler Kobanê ve Rojava’da IŞİD adlı faşist çeteye karşı kahramanca direnirken ve Diyarbakır’da on binlerce Kürt yurtseveri de Kobanê direnişini desteklemek için eylem yaparken, kendisinin de Kürt partisi olduğunu söyleyen Hüda-Parlıların bu eylemcilere hem de polis desteğinde silahla ateş etmesi ne anlama gelir? Bu durumda Hüda-Par’ın nerede durduğunu izah etmesi gerekmiyor mu?
Çok açık ki, AKP gerçekten ateşle oynuyor. BBP ile Hüda-Par da devlet ve AKP tarafından çok kötü kullanılıyor. Bunların görülmesi ve bu tehlikeli gidişatın düzeltilmesi için herkesin çaba harcaması gerekiyor. Özellikle de Hüda-Par’ın içinde bulunduğu çizgiden kendini kurtarması gerekiyor.
Aşırılıkları önlemek bizim değil hükümetin işidir. Böyle olaylar var diye Kürt halkının Kobanê ve Rojava direnişine sahip çıkan görkemli serhildanı asla gölgelenemez. Bu temelde gerçekleri bir kez daha ortaya koyan Kürt serhildanını selamlıyor, şehitlerini saygıyla anıyoruz!AKP Hükümet.....