Türk devleti ve paramiliter güçler, 6-9 Ekim Kobanê Serhildanı’nda 42 Kürt’ü katletti. Yargı, sadece ölen saldırganlar için devreye girdi; onlarca Kürt’ün katillerine ise hiç kimse karışmadı. Devlet adeta mesaj vermişti: Kürt’ü öldürmekte yasadışı hiçbir şey yoktur!
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Kobanê düştü düşecek” diyerek bütün dünyanın lanetlediği DAİŞ çetelerine her türlü desteği vermesi, 6-9 Ekim 2015’te yaşanan Kobanê Serhildanı’nın kıvılcımını çaktı. 4 gün süren serhildan sırasında 50’den fazla yurttaş, devletin askeri ve polisi ile devlet adına harekete geçirilen paramiliter güçler tarafından katledildi. Özel harekat polisleri ve Hür Dava Partisi adı altında örgütlendirilen kontrgerilla çeteleri tarafından katledilen yurttaşlarla ilgili hâlâ hiçbir ciddi soruşturma yürütülmedi. Dosyaların önemli bölümü, “Failleri bulunamadı” gerekçesiyle kapatıldı.
Hazırladığımız dosya haberde, Türk yargı sisteminin insan ölümlerine “Bizim ölümüz, sizin ölünüz” şeklinde nasıl ayrımcı yaklaştığına ve AKP’yi protesto ettikleri için polis ve çeteler tarafından katledilen yurttaşların katillerini aklamak için nasıl büyük bir çaba harcadıklarına dair örnekleri okuyacaksınız.

İlk ölüm haberi Varto’dan
Kobane Serhildanı’nın ilk ölüm haberi, Mûş’un Gimgim (Varto) ilçesinden geldi. İlçedeki serhildan sırasında özel harekat polisi, 25 yaşındaki Hakan Buksur’u başından vurarak katletti. Katliam ardından hazırlanan savcılık iddianamesinde Buksur’un katili olan polisler aklanmaya çalışıldı. O dönemlerde ailenin avukatı İrfan Güler, savcılığın hiçbir araştırma yapmadığını belirtmiş ve eklemişti: “Savcılığa 6 tanık bildirdik, 6 aydır bu görgü tanıklarının ifadesini bile almadı. Savcılık dosyayı sürüncemede bırakmak istiyor, dava açmak istemiyor. Zaten savcının katilleri açığa çıkarmak gibi bir derdi yok, olayı saptırmak istiyor.”

Katil belediye başkanını kimse soruşturmadı

İHD Siirt Şubesi ise, Kurtalan kent merkezinde yaşamını yitiren Davut Nas’ın polisler, Kamil Taş’ın Kaymaz Petrol’ün sahipleri, Mehmet Şakir Çal’ın ise yine polisler tarafından katledildiğini ortaya koymuştu. Ayrıca İHD, Necmettin Çelik ve oğlu Yusuf Çelik ile Mehdi Erdoğan’ın ise AKP’li belediye başkanı Nevzat Karatay ve aile fertleri tarafından katledildiğini Savcılığa iletmişti. Bunların hiçbiri ciddi olarak soruşturulmadı.
19 yaşındaki Davut Nas, vücuduna 4 adet ateşli silah mermesi ve iki adet av tüfeği saçmasının isabet etmesi sonucu yaşamını yitirdi. Otopsi raporunda Nas’ın ateşli silah ve av tüfeği ile vurulduğu belirtilmesine karşın, savcılık olayda silah kullanan polislerin ifadelerine bile başvurmadı.
Davut Nas’ın katledilmesi tepkilerin büyümesine neden oldu. 9 Ekim’de kent merkezinde devam eden olaylarda muhasebecilik yapan 25 yaşındaki Kamil Taş, Kaymaz Petrol’ün sahibi AKP’li Abdurrahman Kaymaz ve kardeşi tarafından silahla vuruldu. 39 yaşındaki Şakir Çal da aynı yerde polisler tarafından vuruldu. Çal, yaralı olarak kaldırıldığı hastanede, 23 Ekim günü yaşamını yitirdi. Taş’ı katleden Abdurrahman Kaymaz ve kardeşi polis, ifadelerinin ardından savcının talimatı üzerine serbest bırakıldı. Benzin istasyonunda 2 kişinin katledilmesine ilişkin kamera görüntüleri de dikkate alınmadı. AKP, Kaymaz kardeşler hakkında dava bile açmadı. Savcılık ise sadece dosyaya ‘gizlilik kararı’ koymakla yetindi.

Savcılığın tek yaptığı ‘gizlilik kararı’ koymak
Kobane Serhildanı sırasında Amed, Batman, Adana, İzmir ve Riha’da 14 yurttaş polis ve Hür Dava Partili (Hüda-Par) çeteler tarafından katledildi. 10 yurttaşın katledildiği Amed’de savcılar ‘gizilik’ kararları ile failleri gizleme yolunu seçti. Amed Barosu Başkanı Av. Tahir Elçi, katledilmeden önce, bu dosyayla ilgilenen avukatlardan biriydi. Elçi, Kobanê Serhildanı sırasında en fazla ölümün yaşandığı Amed’de katliamların üstünün örtüldüğünü söylemişti.
Amed’de Kobanê Serhildanı, 7 Ekim 2015’te başladı. Hüda-Par kimlikli çeteler ve AKP polisi, serhildan sırasında halkın üzerine adeta kurşun yağdırdı. İlk katledilen, 7 Ekim günü, Yusuf Tokar’dı. Tokar’ın ardından 21 yaşındaki Mahsum Çoban, av tüfeğiyle katledildi. 9 Ekim günü ise 19 yaşındaki Uğur Özbay ile 18 yaşındaki Baver Şeyhanlıoğulları, Hüda-Parlılar tarafından katledildi. 42 yaşındaki Mesut Menekşe ise, 10 Ekim günü polisin attığı gaz bombalarının etkisiyle yaşamını yitirdi. 24 yaşındaki Murat Dağ, Bağlar’daki eylemde polis tarafından katledildi. Serhildan sırasında en fazla cinayet ise, Hüda-Parlılara ait Ensar Market önünde gerçekleşti. Burada bir güvenlik kamerası da bulunmasına rağmen cinayetler ardından katillerle ilgili hiçbir işlem yapılmadı. Cumhuriyet Savcılığı, Amed Serhildanı’nda yaşamını yitiren ve Hüda-Parlı oldukları iddia edilen 4 kişi hariç hiç kimse hakkında ciddi soruşturma yürütmedi. Savcılık, sadece dosyalara ‘gizlilik’ kararı koymakla yetindi.
Ailelerin avukatlarından Muhteren Süner, o günlerde durumu şöyle anlatmıştı: “Savcılık etkin bir soruşturma yürütmüyor. Olayların üzerinden 6 ay geçmesine rağmen Savcılık, sadece polise olayların araştırılması için bir yazı yazmış, bir de dosyaya ‘gizlilik kararı’ koymuştur. Tanık ifadeleri bile alınmış değildir. Zaten dosyada gizlilik kararı olduğu için bize de hiçbir bilgi verilmiyor.”

Tahir Elçi: Takipçisi olacağız

Daha sonra Sur’da, Dört Ayaklı Minare’nin ayakları dibinde katledilen Amed Barosu Başkanı Tahir Elçi ise, savcıların sahada hiçbir etkin soruşturma yürütmediğini belirtmiş ve devam etmişti: “Türkiye’de savcılar, kendi görevlerini kolluk kuvvetlerine devrediyor. Savcılar, bizzat bir olayla ilgili soruşturmayı kendileri yürütüp, delillere ulaşıp, o olayların faillerini açığa çıkarma yolunu seçmiyor. 6-8 Ekim olaylarında yaşamını yitirenlerle ilgili yapılan soruşturmalarda da olduğu gibi maalesef objektif, tarafsız soruşturma yürütülmüyor. Ayrımcılık yapılıyor. Böylesi ciddi suçlarda savcıların görevleri fail kimse onu açığa çıkarıp cezalandırılmasını sağlamaktır; bu suçlu kolluk kuvveti de olabilir. Fakat savcılar asli görevlerini yapmadıkları gibi bizzat kendilerinin yürütmesi gereken soruşturmaları da kolluk güçleri aracılığıyla yapıyorlar. Elbette savcıların görevini yapan polisler de 6-8 Ekim olayları gibi siyasi olaylarda kendi ideolojilerine göre soruşturma yürütüyor. Biz baro olarak kentimizde yaşanan ölümlü olayların takipçisi olacağız. Bu olaylarla ilgili yürütülen soruşturmalarda gizlilik kararları olduğu için soruşturma hangi aşamada şu an bir bilgimiz yok. Fakat faillerin açığa çıkarılması için dosyaları takip ediyoruz.”

İzmir’de de…

İzmir’nin Bornova ilçesinde 7 Ekim’de Kobanê direnişine destek eylemine katılan Ekram Kaçaroğlu, önce silahla vuruldu. Daha sonra polislerin gözü önünde ırkçı saldırganlar tarafından linç edilmek istendi. Kaldırıldığı hastanede yaşamını yitiren Kaçaroğlu’nun katilleri ise mahkeme tarafından serbest bırakıldı. Dava dosyasına konulan kamera görüntülerinde K.A., M.K., R.A. ve S.D. adlı kişiler, eyleme katılan yurttaşlara pompalı tüfekle ateş açıyor, Kareçoğlu’nu linç etmeye çalışıyor. Mahkemeye sunulan delillere rağmen K.A., M.K., R.A. ve S.D. tutuksuz yargılanıyor.

‘Hüda-Par öldürdü’ dedi ama…
Batman’da yaşanan Kobanê Serhildanı sırasında ise İstanbul’dan kentte yaşayan dedesini ziyarete gelen 23 yaşında Emrah Demir, Hüda-Par’lı çeteler tarafından av tüfeğiyle katledildi. Kobanê’ye destek eylemine katılanlar Hüda-Par binasının önünden geçerken, binadan üzerlerine av tüfeğiyle ateş açıldı. Emrah Demir, bu açılan ateş sonucu göğsüne isabet eden 4 saçmayla hayatını kaybetti. Peki soruşturmada ne oldu? Batman Cumhuriyet Başsavcılığı, Demir’in Hüda-Par binasından tüfekle ateş edilmesi sonucu öldürüldüğünü açıkladı ama kimliği bilinmesine rağmen katil tutuklanmadı.

Antep’te kimse yargılanmadı

Aynı yargı süreci, onlarca örnekle, Adana, Urfa, Van ve diğer merkezlerde de tekrar etti. Yargı, ‘Kürt öldürmenin konforu’nu teyit eder ve katillere mesaj verircesine, hiçbir şey yapmamakta kararlı davranıyordu.
Kobanê Serhildanı’nın en dikkat çekici anlarından biri, Antep’te yaşananlardı. Kobanê Direnişi’ne destek eylemlerinin kentte yayılması üzerinde Türk devleti, tarihsel metotunu devreye soktu. Irkçı gruplar örgütlendirildi, Kürtlerin yaşadığı mahallelere ve parti binalarına saldırtıldı.
Antep’te, 9 Ekim’de ellerinde satır, silah ve sopalarla ve MHP işareti yaparak Barak Mahallesi’ne saldıran ve Kürtlere ait evlere ateş açan faşistler, 19 yaşındaki Sevgi Alıcı’yı evinin salonunda yemek yerken katletti. Kurşun, pencereden girip Alıcı’nın ensesine saplanmıştı. Tekstil işçileri Şahin Dağhan (27) ise aynı gün faşistlerin açtığı ateşle yaşamını yitirdi. Polis, saldırganlara hiçbir ciddi müdahalede bulunmadı, yalnızca ‘sakinleştirmeye’ çalıştı.

Yaşananlar ardından İnsan Hakları Derneği Antep Şubesi, detaylı bir rapor hazırladı. Yargı, bildiğiniz gibiydi: “Öldürme, ağır yaralama olaylarına rağmen etkin bir soruşturma, delilerin toplanması ve faillerin yakalanması konusunda şüpheler oluştuğu... tespit edilmiştir.”


* Gazeteci Bayram Balcı’nın serhildandan 6 ay sonra hazırladığı ve Özgür Gündem gazetesinde yayımlanan üç günlük yazı dizisinden özetlenerek ve kısmen güncellenerek alınmıştır.


Bir devlet anlatısı ve gerçekler


Türk yargısı, 50 kişinin yaşamını yitirdiği Kobanê Serhildanı’yla ilgili, sadece Kürt halkının direnişine karşı kullanabileceği örnekleri soruşturmaya tabii tuttu. Bu soruşturmalar ise, en temel hukuk normları bile ayaklar altına alınarak, iktidarın politik ihtiyaçları doğrultusunda yürütüldü; adeta tek niyet, AKP’ye Kürt Özgürlük Hareketi karşısında propaganda malzemesi sunmaktı.
Bu davalardan en çok öne çıkanı, Yasin Börü davası. Kobanê Serhildanı sırasında ‘kurban eti dağıtırken’ öldüğü iddia edilen Börü, Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere devlet kanadının Kürtlere karşı kullanmak istediği bir isme dönüştü. Aralarında çocukların da olduğu polis ve Hüda-Parlılar tarafından katledilen 50 kişiden hiç bahsetmeyen, onların ölümünü yargı konusu bile etmeyen devlet ve yandaşları, Yasin Börü’nün ölümü ardından timsah gözyaşları döktü.
Peki Yasin Börü nasıl ölmüştü?
Börü’nün Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve devletin iddia ettiği gibi kurban eti dağıtırken ölmediği, olaydan kısa bir süre sonra ortaya çıktı. Yasin Börü, Kobanê Serhildanı’na katılan halka satır, pala ve sopalarla saldıran grubun içerisindeydi.
Yasin Börü, Riyad Güneş, Ahmet Dakak ve Hasan Gökoğuz’un öldürüldüğü evin sahibi L.O., olay ardından Doğan Haber Ajansı muhabiri Ferit Aslan ve Serdar Sunar’a konuştu. L.O., Börü ve arkadaşlarının kurban eti dağıtmadıklarını, evine ellerinde sopalar, pala ve satırlarla sığındıklarını açık biçimde ifade etmişti.
Olayın tanığı olan ve Börü’yle ilgili ‘kurban eti dağıtırken öldürülme’ hikayesinin en önemli dayanağı olan tanık Yusuf Er’in yalan söylediğini belirten L.O., şöyle devam etmişti: “Hüda-Par’a da gittim, orada da dile getirdim. Hatta Yusuf’la beni yüzleştirmelerini istedim. Çünkü Yusuf’un bazı yalan beyanları var. Ama o benimle yüzleşmek istemiyor. Yüzleşmemesinin tek sebebi yalanlar var ortada. O yalanların açığa çıkmasını istemiyor.”
Hâl böyleyken Türk devleti, Kobanê Serhildanı’nın meşruiyetine gölge düşürmek ve Kürt halkının patlayan öfkesini ‘terörize’ etmek için bir ‘Yasin Börü anlatısı’ yarattı. O anlatı, halen yaşatılmaya ve büyütülmeye çalışılıyor.


Katledilen Kürtler


- Hasan Buksur (25): 7 Ekim, Muş-Varto, polis katletti.
- Emrah Demir (23): 7 Ekim, Batman, Hüda-Par binasından açılan ateşle katledildi.
- Hamit Caner (58): 7 Ekim, Wan, polis katletti.
- Yunus Aktaş (19): 9 Ekim, Wan, polis katletti.
- Yusuf Çelik (17): 7 Ekim, Siirt-Kurtalan, AKP’li belediye başkanı Nevzat Karaatay’ın yakınları katletti.
- Necmettin Çelik (45): 7 Ekim, Siirt-Kurtalan, AKP’li Karaatay’ın yakınları katletti.
- Mehdi Erdoğan (35): 7 Ekim, Siirt-Kurtalan, AKP’li Karaatay’ın yakınları katletti.
- Davut Nas (19): 8 Ekim, Siirt, polis katletti.
- Kamil Taş (25): 9 Ekim, Siirt, Kaymaz Petrol’ün sahibi Abdurrahman Kaymaz katletti.
- Şakir Çal (39): 9 Ekim, Siirt, A. Kaymaz katletti.
- Kerem Karaaslan (32): 6 Ekim, Mardin, polis katletti.
- Abdullah Muhammed Latif (43): 8 Ekim, Mardin, tabancayla öldürüldü.
- Fehad İbrahim Elduveric (45): 8 Ekim, Mardin, tabancayla öldürüldü.
- Bilal Gezer (29): 8 Ekim, Mardin-Dargeçit, Hüda-Par’dan açılan ateşle katledildi.
- Sinan Toprak (16): 8 Ekim, Mardin-Dargeçit, Hüda-Par’dan açılan ateşle katledildi.
- Abdulkerim Seyhan (27): 9 Ekim, Mardin-Dargeçit, asker tarafından katledildi.
- Eshan Akdoğan: 8 Ekim, Mardin-Dargeçit, ateşli silahla vuruldu.
- Beşir Remezan Arif (8): 9 Ekim, Mardin-Dargeçit, Rojavalı, asker katletti.
- Mehmet Erdoğan (22): 9 Ekim, Mardin-Dargeçit, ateşli silahla vuruldu.
- Hasan Gökgöz (25): 7 Ekim, Amed, ateşli silahla vuruldu.
- Mahfuz Enes (55): 7 Ekim, Amed, ateşli silahla vuruldu.
- Süleyman Kale (19): 7 Ekim, Amed, Hüda-Parlılar tarafından katledildi.
- Yusuf Tokar: 7 Ekim, Amed, polis katletti.
- Mahsum Çoban (21): 7 Ekim, Amed, Hüda-Parlılar tarafından katledildi.
- Uğur Özbay (19): 9 Ekim, Amed, polis katletti.
- Baver Şeyhanlıoğulları (18): 9 Ekim, Amed, Hüda-Parlılar tarafından katledildi.
- Mesut Menekşe (42): 10 Ekim, Amed, polisin sıktığı biber gazından öldü.
- Murat Dağ (24): 10 Ekim, Amed, polis katletti.
- Sevgi Alıcı (19): 9 Ekim, Dîlok, seken kurşunla evinde hayatını kaybetti.
- Şahin Dağhan (27): 9 Ekim, Dîlok, ırkçı grup tarafından katletti.
- Süleyman Balcı (15): 9 Ekim, Dîlok, ırkçı grubun içindeydi.
- Ömer Uçaker (27): 9 Ekim, Dîlok, ırkçı grubun içindeydi.
- Musa Bayram (26): 9 Ekim, Dîlok, polis katletti.
- Aynur Kudin: 9 Ekim, Urfa-Viranşehir, polisin attığı biber gazıyla öldü.
- Ali Bozan (46): 9 Ekim, Bingöl, özel harekat polisi infaz etti.
- Ramazan Özmaskan (22): 9 Ekim, Bingöl, özel harekat polisi infaz etti.
- Emre Ekinci (15): 9 Ekim, Bingöl, özel harekat polisi infaz etti.
- Ömer Topaloğlu (16): 9 Ekim, Bingöl, özel harekat polisi infaz etti.
- Mert Değirmenci (18): 10 Ekim, İstanbul, polis katletti.
- Serdar Aslan (36): 10 Ekim, İstanbul, ırkçı gruplar katletti.
- Ekrem Kaçeroğlu (38): 7 Ekim, İzmir, ırkçı grup katletti.
- Ahmet Albay (65): 9 Ekim, Adana, ırkçı grup katletti.