Ertesi gün, Kürtlerin buharlaşıp gökteki bulutlara karıştığı hesabıyla, artık var olmayan bu halkın çarşıda, pazarda, yolda, kısacası “kutsal” yerine koydukları devlet gölgesinin düştüğü tüm alanlarda Kürtçe konuşmak yasaklanmıştı.
Bu planlanıp yürürlüğe konmuş soykırım, Birleşmiş Milletlerin daha sonra kabul edeceği sözleşmeye göre, insanlık suçuydu.
TC, Mezopotamya kültününün bu kadim Kürt dilinden eğitim yasağını, yani terörü sürdürerek insanlık suçu işlemeye devam ediyor. Türk mahkemelerinin, 2011 yılında bir kültür dilini, “bilinmeyen dil” olarak tutanaklara geçirmesi soykırımın tesciliydi.
TC Başbakanı kendi yaptığını da inkar ederek “tarihimizde soykırım yoktur” diyebiliyordu. Fakat, tarih kan kızılıydı. Henüz Kürt soykırımı resmen gündemde değil, ama ötekiler birer birer ele alınıyor, katillerin katilliği tescilleniyordu.
Fransa, Ermeni soykırımını inkarı suç sayınca, dostluğa ihaneti bağırıyor, İsveç parlamentosu Asuri ve Keldani soykırımını onaylamayınca, sevince boğuluyorlardı.
Bir tarih ve yaşanan günün insanlık suçu olarak tescillenmesi ne kadar yüz kızartıcı bir ayıp!..
Ne yapacaksınız ki, insanlığın ayıp, suç saydığı kimilerinin dilinde “palamızın pasını düşman kanıyla sildik” övünmesi. Türk medyası ve seçkinlerinin dilinde Kürt katliamı hala “kuşatılıp, topluca yok edildiler” narası…
Can alıp kan dökmeye doyamıyorlar, ama onca vahşete rağmen Kürtleri yenip, Kürdistan’ı fethedemediler. Kürdistan direnip, kan nehirlerini aşarak günümüze geldi.
1925’de Kürdistan’ın fethini amaçlayan kırım “hadlerini bildirdik” müjdeleriyle başlamş, dönemin “Leba leb insan cesetleriyle doldu” gazete manşetleri, Ağrı dağının silüetine konan mezar taşına kazılan “Kürdistan hayali burada yatıyor” kitabesi, “Dersim çıbanı kesilip atılmıştır” övünmesiyle bitmişti.
Bütün bunlar, kan döküp, soy kurutmayı insaniyet sananların övünmesiydi. Kanda banyo yapmakla kaldılar. Kürdistan bu gün hala direniyorsa eğer, fatihlerin eli boş kaldı, demektir. Üstelik, “Kürt olmak yasak”ı yalatmışlarsa…
Bu arada, eski çağlarda, köle bekçileri yine kölelerden seçiliyordu. Bunlarda düştüğü yerde çürümüş Kürtleri kullandılar, çok zaman.
Atatük döneminde, sokakta kendi dilini konuşurken yakalanan Kürtleri işkence ile cezalandırmada Türk polis, memurların yetersiz kalınca, “bekçi” payeli Kürtler kullanılıyorlardı. İşin tuhafı, Türkçe bilmeyen kardeşini döven, malına el koyan yalaka, yaltakçı ve yalama Kürt de Türkçe bilmiyordu. Ama Türkçe’de köpeğe yakala emri olan “apart” haykırışını duyunca canla, başla ileri atılıyor, Türk’ün gözüne girme hırsıyla sopa sallıyor, efendisinin imalı aşağılaması “afferim lan, Kürt” sözüyle mest, kendinden geçiyordu.
Bunlar her dönem, ruhunu satışa çıkaran, satın alan efendiye temmennaha geçen çürümüş kişiliklerdir. Vicdanı ucuz adamlar…
Günümüzde bunlara, “şehirdeki korucu yapılanma” yerine, daha tantanalı, fiyakalı olsun diye aydın, ya da politikacı deniyor. Onlar da meydanlarda, ekran ve gazete köşelerinde, Kürdistan’ın onur savaşçılarını kendilerince küçümserken, “ben ruhumu satmış, vicdanımı ekmeğe katık yapmış, her gelene eğilen adamım” demeden uzak kaçıp, “evet Kürdüm, ama onlardan değilim” diyorlar.
Ama, kullanan efendileri nezdinde asla saygın, Kürtlerin deyişiyle “rumetli” değiller. Bunların kendi halkının içine çıkacak yüzleri de, tükrük yağmuru korkusundan cesaretleri de yoktur, zaten.
Kürt olmak yasak, ama “apartçılara” serbest. Onlar, kenarda “apart” emrini beklemekle geçer günleri. Köpeğin ödülü içinde kemik de olan yal, yarı rut bir kemikse eğer, bunların hizmete karşılık mükafatları ücrete ek, “afferim Kürd oğlu sen bu yola devam et” sözüdür. Kimi milletvekili, kimi yazar, aydın payeli ama, her an kullanılan adam oldukları da, “halkına ihanet edenden kimseye fayda gelmez” sözü olarak yüzlerine vuruluyor, ileri gidene “ah benim yalama, yalaka, yandaş olmuş adamım” diyor, hizaya çekiyorlar. “Aşufte”liği ise terk edene söylüyorlar.
Sözün başına dönersek, soykırımların irdelendiği bir çağdayız. Dağda toplu kırım, Hitler ruhunu dolaştırıp, düzde toplama kamplarıyla Kürdistan’ın soyunu kurutamazsınız. Bugün değilse, yarın Kürdistan kırımı da önünüze gelecek ve “katil ayağa kalk” diyecektir, insanlık vicdanı…
Gün, yol yakınken eski defterleri karıştıran dünyanın, “katil” çığlığına kulak verme günüdür.