KON-MED Eşbaşkanı Tahir Köçer, Almanya’da 2019 yılında Kürtler, dostları ve Kürt kurumlarına yönelik baskılara dikkat çekerek, “2020 yılında Almanya’nın Kürt halkına yaklaşımı ve Türkiye ile ilişkileri değişmelidir” dedi. Almanya’da açılan davaları da hatırlatan Köçer “Alman yargısı diktatör Erdoğan’ın hizmetine girmemeli” ifadesini kullandı.

PERVİN YERLİKAYA

Kürdistanlı Toplumlar Konfederasyonu (KON-MED) Eşbaşkanı Tahir Köçer, Almanya’nın Kürtlere yönelik geleneksel kriminalizasyon politikasını, 2020’de terketmesini istedi. Almanya’da Kürt dernekleri sudan bahanelerle basılıyor, Kürtçe kitaplara el konuluyor, sosyal medya paylaşımları ‘suç’ nedeni oluyor, Kürtlerle dayanışma içinde olan Almanlar baskı altına alınıyor…

Alman devletinin Kürtlere yönelik baskıları ise yeni değil. Almanya’nın Kürt özgürlük mücadelesine karşı bastırma konseptinin öncülüğünü yaptığını belirten Kürdistanlı Toplumlar Konfederasyonu (KON-MED) Eşbaşkanı Tahir Köçer, Kürtlere yönelik kriminalizasyon politikasının uzun bir geçmişi olduğunu kaydetti. 26 Kasım 1993’de yasaklar için düğmeye basıldığı, onlarca Kürt kurumunun basıldığı ve kapatıldığını hatırlatan Köçer, Kürt halkının ise buna kurumlarına sahip çıkarak, örgütlülüğünü büyüterek cevap verdiğini söyledi. Köçer, “O dönem FEYKA-Kürdistan’a ve ona bağlı 29 Kürt derneği kapatıldı. Ardından yeni kurumlar açıldı. Kürt Dernekleri Federasyonu YEK-KOM’a bağlı dernek sayısı 60’ı geçti” dedi.

129b hukuksuzluğu sürüyor

Her dönem yeni konseptler ve yasakların devreye sokulduğunu, 2010 yılında Federal Anayasa Mahkemesi’nin PKK’yi ‘yabancı terör örgütleri’ listesine aldığını, bu kararla Kürtlere yönelik soruşturmaların artık rahatça ve hiçbir delile dayandırılmadan açıldığını söyleyen Köçer, “Kamuoyunda ‘129b yasası’ olarak bilinen yasal düzenlemeyle onlarca Kürt siyasetçi hakkında soruşturmalar başlatıldı. Almanya’nın sığınma talebini kabul ettiği onlarca Kürt siyasetçi ve aktivist ‘terörist’ muamelesi görerek 2 ila 4 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarpıtıldılar” dedi.

5 binden fazla soruşturma

Bu tür davaların günümüzde de devam etttiğinin altını çizen Köçer, “PKK yasağı çerçevesinde son 2004-2019 yılları arasında 5 binden fazla soruşturma başlatılırken, 250’den fazla kişi hakkında da ‘yabancı bir terör örgütüne üyelikten’ dava açıldı. Ayrıca 1992 yılından bu yana ise PKK yöneticisi oldukları iddiasıyla 100’den fazla kişi ağır hapis cezalarına çarpıtıldı. Şu anda da Stuttgart’ta üç ayrı dava görülüyor. Gayeleri Türkiye’de olduğu gibi Kürt halkını kendisine öncülük edebilecek isimlerden koparmaktır” diye belirtti.

Öcalan fobisi ve tahammülsüzlüğü

1990’lı yılları aratmayacak şekilde Alman polisinin Kürt göstericilere yönelik şiddetini de artırdığının altını çizen Köçer, “Başta Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın posterleri olmak üzere değişik Kürdistani kurumların bayraklarının taşıdığı gösterilere Alman polisinin tahammülsüzlüğü sürüyor” dedi. Almanya İçişleri Bakanlığı’nın Kürt sembollerine yönelik yasakla ilgili 2017’de eyaletlere gönderdiği genelgeye işaret eden Köçer, “Bakanlık 29 Ocak 2018 günü yeni bir genelge yayınlayarak -AKP iktidarının memurları tarafından kaleme alınmışçasına- bütün eyaletlerden PKK yasağının daha sıkı uygulanması istendi. Genelgede kamuya ait yerlerde PKK’yi çağrıştıracak ‘gözle görülür/kulakla duyulur’ bütün sembol, yazı ve seslerin yasak olduğu vurgusu ısrarla belirtildi. Genelgede Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik ifadeler de dikkat çekerken, geniş bir yasağın Öcalan’ın fotoğraflarına, sesine ve videolu görüntülerine de uygulanması istendi. Zaten bu genelgenin ardından Almanya’da Kürtlere yönelik soykırım operasyonlarına hız verildi” diye aktardı.

Eylem yapılmadan yasaklandı

Önce Almanya’nın yasalarına da aykırı biçimde Efrîn direnişine destek vermek ve Türk devletinin katliamlarına dünyaya duyurmak için yapılması planlanan gösterilerin daha gerçekleşmeden yasaklandığını belirten Köçer, söz konusu hukuksuzluğun Almanya kamuoyunda da tepkiyle karşılandığını ifade etti. Kürtlere karşı devreye sokulan hukuksuzlukları en yüksek sesle dile getiren ise eski İçişleri Bakanı Gerhart Baum oldu. Hür Demokratlar Partili (FDP) politikacı eski bakan “Başka isimler adı altında olsa bile PKK propagandası yapılacağı” şüphesiyle gösterilerin yasaklanmasının önünü açan bakanlık genelgesinin doğru olmadığını sert bir şekilde eleştirdi. Almanya’da gösteri hakkı çok geniş olduğunu ve yasalarla garanti altına alındığını belirten eski bakan Baum şu hususlara dikkat çekmişti: ‘Şayet bir gösteride şiddet olacağı şüphesi taşınıyorsa bile o gösteriye izin verilmeli. Daha gerçekleşmeden bu gösteriyi yasakların çerçevesine alıp yasaklamak anayasaya aykırıdır.’ dedi.”

Dernek baskınları sürüyor

2018 yılında Hannover, Berlin, Bielefeld gibi kentlerde DKTM’lere yönelik baskınlar olduğunu, Civaka Azad’ın bürosuna kapılara kırılarak girildiğini hatırlatan Köçer, 2019 yılında da Kürt kurumlarına yönelik baskınların devam ettiğini söyledi. Haziran ayında Giessen, Rüsselsheim ve Mainz kentlerinde eş zamanlı olarak Kürdistanlıların evlerinin basıldığını söyleyen Köçer, “En son da bilindiği gibi; 27 Kasım’da Heilbron kentinde aralarında Kürdistan Topluluklar Federasyonu (FCK) Eşbaşkanı Sait Öztürk ile Demokratik Kürt Toplum Merkezi yöneticilerinin evi basıldı. 8 Aralık 2019 Pazar günü Münster’de yapılan Rojava’yla dayanışma konserinin PKK’nin kuruluş yıldönümü kutlamak amacıyla organize edildiğini ileri sürüldü. Bu iddiayla da Osnabrück DKTM’inde aramalar yapıldı. Aynı saatlerde Münster DKTM Eşbaşkanı Medya Yılmaz’ın evine de baskın yapılıp aramalardan sonra özel eşyaları, bilgisayar ve telefonuna el konuldu” dedi.

Kapısına kilit vuruldu

AKP polisini aratmayan bir uygulama ile önceki yıl Neuss kentinde bulunan Mezopotamya Yayınları ve Mir Multimedia’nın baskına uğradığını yüzlerce tür ve binlerce kitap ile 4 bin 500 stranlık kaset, CD ve hard disk arşivlerine el konulduğunu hatırlatan Köçer, Şubat 2019’da iki kurumun kapısına kilit vurulduğunu belirtti.

Kürt dostları da hedefte

“Bu baskıları sadece Kürtlere, Kürt kurumlarına da değil, aynı zamanda Kürtlerle dayanışmada olan Alman birey ve kurumlara da yapıldı, yapılıyor” diyen Köçer, şu örnekleri hatırlattı: “Örneğin; öğretim üyesi olan Kerem Schamberger’in evi YPG ile dayanıştığı bahanesiyle basıldı. Aynı şekilde Bayern polisi devlet televizyon-radyo kanalı Bayerischer Rundfunk’un (BR) bir haberini paylaştığı gerekçesiyle Münih’te yaşayan müzisyen Johannes König hakkında skandal bir soruşturmaya imza atmıştı. Thüringen’de Kürt Demokratik Toplum Merkezi çalışanlarının evi basılırken, Kürtlerle dayanışma içinde olan Alman solculara yönelik de baskınlar gerçekleşti. Sol Parti’nin gençlik faaliyetlerini yürüten ‘Linksjugend Solid’ adlı grubun bürosu da basıldı. Bu yıl içinde de Kürt dostlarına yönelik baskılar sürdü. Son olarak geçtiğimiz günlerde Hamburglu yazar Anja Flach’ın evi polis tarafından basıldı. Baskına gerekçe olarak, şehit düşen Alman HPG savaşçısı Jakob Riemer’ın fotoğraflarını paylaşması gösterildi.”

Alman yargısını alet ediyor

Sadece 2019 yılının son 4 ayı içerisinde kendisi hakkında açılan 5 davadan yargılandığını belirten Köçer, “Almanya yasaları çerçevesinde yaptığım toplumsal çalışmalar, Türkiye’ye şikayet ediliyor ve ektra davalar açılıyor. Geçtiğimiz günlerde, R.T. Erdoğan’ın hakkımda açmış olduğu bir dava nedeniyle Almanya Adalet Bakanlığı’nın talimatıyla Hannover Mahkemesi’nde duruşma oldu. Kuzey Kürdistan ve Türkiye’deki onbinlerce kişiyi zindana koymakla yetinmeyen Erdoğan Avrupa’da kendisine muhalif kişileri de böyle hedef alıyor. Türkiye’ye gidenleri ya tutukluyor ya rehin tutuyor, gitmeyenleri ise Almanya’daki mahkemeleri de alet ederek dava konusu ediyor. Alman yargısı diktatör Erdoğan’ın hizmetine girmemeli” dedi.

Türkiye Interpol’ü suistimal ediyor

Almanya’da Kürtler üzerinde baskıcı, katı politikalar sürerken Avrupa’da pozitif anlamda önemli gelişmeler olduğunu ifade eden Köçer, Belçika’da PKK için ‘anti-terör yasası uygulanamaz”, PKK’nin ‘AB terör listesi’nde yer almasının Lüksemburg’daki Avrupa Adalet Divanı tarafından “haksız” bulunduğunu hatırlattı. “Özetle Kürtler, yasaklara, kriminalizasyon politikalarına ve listeye karşı hukuk cephesindeki mücadele genişletilerek devam ediyor” diyen Köçer şöyle devam etti: “Belçika mahkemesinin aldığı emsal karardan hareketle Almanya bazında da hukuk mücadelesi başlatılmıştır. Bunun bir ayağını farklı ülkelerdeki yasaklar oluştururken diğer ayağında AB’nin terör listesi, Türkiye’nin istismar ettiği İnterpol listesi var. Türkiye Interpol’u çok kötü bir şekilde istismar ediyor. Bütün muhaliflerini İnterpol aracılığı ile takip ediyor. Interpol’ü kendi amaçları doğrultusunda kullanıyor. Buna karşı da hukuk mücadelemiz sürüyor. Hem Belçika hem de Lüksemburg’da alınan kararlarla, artık Kürt hareketi, PKK, Avrupa’daki Kürt kurumları, siyasetçileri açısından hukuki anlamda yeni bir sürecin başladığını söyleyebiliriz. Belçika’daki ve Lüksemburg’daki kararlar, artık hem uluslararası kurumlar nezdinde hem de ülkeler bazında tek tek PKK’ye yönelik, Kürt sorununa yasak ve sınırlandırıcı hukuku ortadan kaldırmak için, emsaldır. Bu yönlü kapsamlı bir hukuk çalışması vardır.”

Hukuki mücadele büyümeli

Kürt kurumları ve aktivistlere yapılan baskıların sadece toplantı ve örgütlenme haklarını daraltmadığını aynı zamanda dernekler yasasını da ihlal ettiğini söyleyen Köçer, buna karşı hukuk mücadelesi yürüttüklerini kaydetti.

Köçer, “Verilen mücadele ile açılan birçok davalarla Kürt örgütlerinin sembollerinin yasaklanması ve Newroz etkinliğinin yasaklanması engellenebildi. Bazı davalar da devam ediyor. Her yıl başta kriminalizasyon vb. konular içeren onlarca hukukçunun katıldığı hukuk konferansları yapılıyor. Bu sene geçtiğimiz ay Münih’te bir hukuk konferansı gerçekleşti. Hukuk alanında çalışan arkadaşlarımızı gelecekte de daha çok görev bekliyor” dedi.

Ciddi değişim gerekiyor

Almanya’nın Kürt politikasında ciddi bir değişime gitmesinin şart olduğunu kaydeden Köçer, “Almanya’nın Kürt politikası Türkiye devletinin resmi politikasından ibaret. Kürtlerin yaşadığı coğrafyada savaş ve çatışma sürdükçe, Almanya’nın “Kürt sorunu” da büyüyecek. Bu nedenle Almanya’nın, ülkesindeki Kürtlerin uyumunu da gözeterek, en kısa zamanda izlediği politikadan vazgeçmesi, Kürt sorunun barışçıl temelde çözülmesi için somut adım atması gerekiyor” diye belirtti.

Almanya kamuoyunda savaşa ve silahlanmaya karşı yükselen tepkilere hükümetin kulak vermesi gerektiğini belirten Köçer, “Almanya’nın Türkiye’ye silah satışını ebediyen durdurması, hatta Türkiye’ye verdiği silahların kullanılmasını derhal yasaklamalıdır. Almaya’nın Kürtler üzerinde yoğunlaştırdığı baskıya son vermesi için hükümet üzerinde güçlü bir baskı oluşturmak kaçınılmaz görünüyor. Bu elbette başta Alman ilericileri ve demokratları olmak üzere hepimizin, bütün herkesin görevidir” mesajı verdi.