Suriye krizinin başlamasıyla birlikte, birçok uluslararası güç bu kaostan faydalanmak için Suriye’ye girdi. Suriye sorununda direk ve dolaylı taraf olup, bu topraklar üzerinde yaşayan halkların geleceğini belirlemede bir sakınca görmemişlerdir.

Bu güçlerden bir tanesi de Rusya’dır. Rusya Suriye’de Esad yönetiminin garantörü olarak o topraklarda bulunuyor, Rejimin devamlılığı için yoğun çaba sarf ediyor. Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik başlatmış olduğu yeni saldırı dalgasında tekrar rol alan Rusya, Soçi’de Türk Devleti ile vardığı mutabakat ile işgal saldırılarının meşrulaşması için önemli rol oynadı.

Rusya’nın bu siyaseti aslında Kürt halkı için yeni değildi. Ruslar 1800’lü yılların başında komşu olmaya başladıkları Kürtlere karşı hep ihanet içerisinde oldular.

1840 yıllarında Cizîra-Botan beyi Bedirxan Bey’in Osmanlı İmparatorluğuna karşı isyanında, Erzurum’da bulunan Rus konsolosluğu istihbaratî bilgileri Osmanlı yetkilileriyle paylaşıp, Bedirxan Beg isyanının başarısızlıkla sonuçlanmasında İngilizler kadar önemli rol oynamışlardır.

Rusya, yine 1916 yılında özellikle Kürdistan’ı dört parçaya bölen Sykes Picot antlaşmasında bu tavrını gösterdi. Bu antlaşmayı Fransa ve İngiltere hazırlamış Rusya ise onaylamıştı.

Bu antlaşmadan sonra Rusya’da yaşanan Ekim Devrimi’de Rusya’nın Kürt siyasetini değiştirmemiştir. Artık Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği adını alan Rusya, Ekim Devriminden sonra hakimiyet alanı altında bulunan Kuzey Kürdistan’dan çekilerek bu toprakları Moskova Antlaşmasıyla Türk Devletine armağan etti.

Tampon bölge olarak

Kızıl Kürdistan

Kürdistan tarihinde Kızıl Kürdistan olarak anılan Cumhuriyet, Sovyetlerin Kürt halkına armağanı olarak algılandı. Özünde bu projede Sovyetlerin bölgesel politikalarına hizmetten öteye gidemedi.

Ekim Devrimi’nden sonra Lenin’in onayıyla Temmuz 1923’te ‘Kızıl Kürdistan Uyezdi’ kuruldu. Bu kararda, Dağlık Karabağ’ın özerk yönetim şeklinde Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne (ASSC) verilmesinin ardından olası bir gerilimi önlemek adına, Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (ESSC) sınırında Kürtlerden oluşan bir ‘tampon bölge’ yaratma ve bunun iki halk arasındaki barışa hizmet edebileceği temennisi de etkili oldu.

Uyezdi yönetimi 1929’da dağıtıldı, Kızıl Kürdistan, Dağlık Karabağ’ın içinde ASSC’ye bağlandı. Daha sonra Stalin yönetimince Kafkasya’da yaşayan pek çok Kürt Orta Asya’ya -özellikle güney Kazakistan- gönderildi.

Sovyetlerin Mahabad ihaneti

Rusya’nın Kürtlere ihaneti sadece bunlarla sınırlı kalmadı, Mahabad olayı bütün Kürdistan’ın kalbinde bir yara olarak kaldı.

Qazi Muhammed ve İran KDP’si 22 Ocak 1946’da Mahabad Cumhuriyeti’ni resmi olarak ilan etti. Dönemin Sovyet yönetimi “Sovyetler olduğu müddetçe, Kürtler mutlaka bağımsızlıklarına kavuşacaklar” türünden açıklamalar; ya da Mahabad Cumhuriyeti ilan edildikten sonra Sovyetlerin mühimmat yardımında bulunması gibi destekler bile söz konusu oldu.

Fakat bu sözde desteğe rağmen Mahabad sürecinde Sovyetlerin perde arkasında yürüttüğü politika, Kürtlerin toprak temelli, ayrı, özerk bir Cumhuriyete sahip olmaları değil, bilakis Kürtleri özerk Azeri Cumhuriyeti’ne bağlamak ve bunların denetim ve kontrolüne dahil edebilmekti. Ancak Sovyetler 9 Mayıs’ta İran topraklarından çekilince 17 Aralık’ta İran ordusu Mahabad’ı işgal ederek Mahabad Cumhuriyeti’ni yıktı.

Rusya hap kendi çıkarlarını düşündü

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a karşı Uluslararası Komplonun yaşandığı dönemde, Rusya tekrar Kürt halkının karşısında yerini almış ve hiç bir dönem yan yana gelemeyeceği düşmanlarıyla poz vermişti. Rusya, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a siyasi sığınma talebi vermemesine karşın, IMF’den Amerika desteğiyle 8 milyar dolar kredi alacaktı ve Türk devletinden de Mavi Akım Projesini koparacaktı.

Rusya bir kez daha en stratejik virajda, Kürt halkını yüz üstü bırakmıştı. Öcalan, komployu “Çarmıha gerildim. Çivilerin biri Rusya’da biri İtalya’da, biri Yunanistan’da, biri de Türkiye’de çakıldı” diye tarif etmişti.

Başurê Kurdistan’a yönelik Rusya politikası da aynı şekildeydi. Özellikle Mesud Barzani’nin 2017 bağımsızlık referandumunda Rusya referanduma karşı çıkmış, siyasi desteğini kesmişti.

Ortadoğu’da uzun bir aradan sonra Suriye krizinde asker bulundurma fırsatı ele geçiren Rusya, artık bölgenin önemli bir siyasi-askeri aktörü durumuna gelmiş durumda. Kürt sorununda tarihten gelen havuç-sopa ilişkisini halen terk etmeyen Rusya, Efrîn işgalinde Türk devletine yer açarak bu tutumunu bir daha tescillemiş durumda.

Bir yandan Rus yetkili ağızlarından “artık sırada Kürtlerin dil ve kültürel sorunlarının çözülmesi var” biçiminde “destekmiş” gibi algılanan fakat “statüden” uzak cümleler duyulurken, diğer yandan QSD’nin rejim ordusuna entegre edilmesine, kimi özerk yönetim bölgelerinin sahadaki tüm aktörler arasında yeniden pay edilmesine destek verilmekte.

Ve son olarak Kürtler bilerek ve isteyerek Suriye’nin geleceğinin konuşulup tartışıldığı platformlardan dışlanmakta. Bu gerek Cenevre’deki anayasa görüşmeleri olsun gerekse Soçi veya Astana’da yürütülen toplantılar olsun. Rusya, Kuzey-Doğu Suriye Özerk yönetiminin bu süreçlere katılımını engellemek için Türkiye’nin sergilediği performansı kendileri için de geçerli bir bahane olarak kullanmayı tercih etmekte.

* Gazeteci/Brüksel