Kürt sorunu, yayıldığı coğrafik alan, nüfus oranı ve Kürdistan üzerindeki devletlerin karakteri nedeniyle bölgesel bir sorundur. Çünkü Kürdistan'ı egemenliği altında tutmak isteyen İran, Türkiye, Irak ve Suriye gibi devletler bugün Ortadoğu ve dünyanın da temel gündeminde olan gelişmeler yaşamaktadırlar.
Kürdistan önce İran ve Osmanlı devletleri arasında 1639'da Kasr-ı Şirin anlaşması ile 2'ye bölündü. 16 Mayıs 1916'da İngiltere-Fransa arasındaki gizli anlaşma olan Sykes-Picot anlaşması ile de Kürdistan Suriye ve Türkiye arasında bölündü. Son Türk devletinin varlığını sağlayan 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Anlaşması ile de Kürdistan bugünkü gibi Türkiye, Suriye, Irak ve İran arasında 4'de bölündü.
Yüzyıl boyunca Kürtler bu parçalanmışlığın acısını fazlasıyla çektiler. Ancak 4 ülke kendi içerisinde -İran hariç- geç tamamlanmış uluslaşma süreçleri ve üstten yapılandırılan devlet yapılanmaları oldukları için kendi içerisinde de oldukça çelişkili ve katı bir karakterdeydiler. Türk devleti cumhuriyet rejimini esas alsa da bu rejimin "tek millet, tek dil, tek din, tek bayrak' söylemi ile kendi ulus-devlet statükosunu yaratmış, kendisi dışındaki etnik ve dinsel toplulukları red ve inkar ediyordu. Bu nedenle Kürtlerin kendi varlıklarını dışa vurmaları sürekli kanla bastırılıyordu.
Irak ve Suriye de Türk devletinden farklı değildi. Özellikle son 50 yıldır Baasçılıkla harmanlanan Irak ve Suriye rejimleri de Arap egemenliği üzerine kuruluydu. Ama 1990'lı yıllardan sonra Ortadoğu'daki değişim farklı karakter kazanınca esnemeyen Irak Baas rejimi yıkıldı. Kürtler Irak'ta görece özerk hale geldiler. Ancak bu sorunun tam olarak çözülmesi anlamına gelmiyordu.
Suriye'deki durum biraz daha farklı olarak 2010'dan sonra farklılaştı ve bugün bütün dünyanın gündeminde olan şiddet ve kaosla kendisini sürdürmeye çalışıyor. Bu kaos ve şiddet içinde Kürtlerin Rojava Devrimi ile kendilerini ortaya koymaları, Kürt statüsünün önümüzdeki dönem hangi özelliklerde olduğunu göstermektedir. Dünya tarafında sempati ile bakılan ve kabul gören Rojava Devrimi sadece IŞİD'e karşı askeri başarılarla değil, aynı zamanda seküler olan, eşitlik ve özgürlük gibi kavramların hayatta karşılığı olabileceğini gösterdiği için de kendisini kabul ettirmektedir. Suriye-Rojava'daki Kürtlerin bu duruma gelmesi ise Türkiye'yi temelden sarsmaktadır.
Çünkü Irak'ın Kuzey'indeki Kürt bölgesinin kazandığı statüko ile Suriye'nin Kuzeyindeki Kürtlerin kazanacağı statüko karşısında Türkiye devleti kendisini çok sıkışmış, çaresiz ve bu nedenle de agresif bir ruh hali içinde görmektedir. Eğer Irak ve Suriye'deki Kürtlerin statüsü uluslararası alanda kabul görürse; Kürtler siyasal, askeri ve ekonomik bir güç olarak kendilerini görünür kılacak, Türk devleti böylesi bir güç karşısında kendisini çaresiz hissedecektir. Çünkü hem anti-Kürt ittifakının stratejik ayakları olan Irak ve Suriye ilişkisi eskisi gibi olmuyor hem de Kürtler diğer parçalardaki kardeşleriyle daha hızlı ve etkili bir şekilde birleşecekler. Ki bu da Türk devletinin kendi içinde yeni bir durum değerlendirmesine götürmekte ve Türk devleti bütün stratejik politikasını içeride ve dışarıda Kürtlerin kazanımlarını kaybetmesine göre ayarlamaktadır.
Bu nedenle Tayyip Erdoğan ve şürekası İran'ı da yanına alıp Beşar Esad ile görüşmeler gerçekleştirmek istiyor. Ve yapıyor da... Ama bunlar nafile çabalardır, çünkü Kürtlerin ilerleyişi diğer halklarla birliktedir. Yani tekçilik üzerine kurulu değildir...