
Kürtler için var olan gelişmeler, açıklamalar ve hükümetin programı değişen bir şeyin olmadığını da gözler önüne sermektedir. Her ne kadar yasal olarak sorunun çözüleceği konusunda taahhütlerde bulunsa da, hükümetin geçen süreçte takındığı tavrın fazla değişmediğini ortaya koymaktadır. Yeni Başbakan Davutoğlu tarafından sorunun çözümünün “terörün bitmesi” söylemi biçiminde ifadelendirilmesi ve bu temelde sıralanan yapılacaklar, eski zihniyetin devam ettiğini açıkça ortaya sermektedir.
Özellikle “terör” kavramını bu açıdan kullanmak, her yönlü bir yaklaşım ve tavra açık bir kapı bırakmaktadır. Eğer ülkede “terör” varsa, doğal olarak ona karşı kullanılacak yöntemler demokratik de olabilir, askeri de olabilir. Bu açıdan yasal bir zemine kavuşturulması bu tehlikeleri de beraberinde getirmektedir. Türkiye’de terör kavramının anlayış bakımında neye tekabül ettiği herkesin bildiği bir konudur. Bu anlayış temelinde bir yaklaşımın da ortaya çıkması, geçen onlarca yıllık TC geleneğinden de bilindiği üzere, olasıdır.
Bu doğrultudan baktığımızda Türkiye’de Kürt sorununun çözülmesinde hükümetin diğer parçalardaki Kürtlere yaklaşımı da en belirleyici noktalardan bir tanesi olmaktadır. Zaten hükümetin Rojava için bu açıdan takındığı tavır tam da yasal olarak tanımlanan “terörün bitmesi” kavramıyla özdeşleşmektedir. Daha çiçeği burnunda yeni başbakan ilk televizyon programında özellikle Rojava Kürdistan’ı için takındığı tavrı sorunun hangi yollarla çözüleceğini açıkça ortaya sermektedir. DAIŞ’ın (IŞİD) ortaya çıkmasını meşru olarak gösteren Davutoğlu, geçen perşembe akşamı TRT 1 kanalında; “İnsanlar Suriye’de imhalarla yüz yüzeyken radikal oluşumların ortaya çıkacağına işaret ettik. Ancak dikkate alınmadı. İlk uyaran bizdik. Bu temelde DAIŞ’in ortaya çıkması var olan bu gelişmelerle bağlantılıdır. Tüm bunlar radikal oluşumların ortaya çıkmasına neden oldu” diyerek açıkça askeri açıdan hiçbir faal durumu olmayan, aksine sivil insanlara saldırarak, katliamdan geçiren DAIŞ’in meşruluğunu herkese kabullendirmek istiyor.
Sanki Kürtler ve yerel silahlı birlikleri Rojava’da sivil insanları katlediyormuş da bu nedenle radikal bir tavır olarak çeteler ortaya çıkmış. Böyle olmadığı ortadayken ve insanlar Suriye’de katledilirken DAIŞ’in Rojava Kürdistan’ında peki ne işi var? Tek hedef olarak özellikle Kürtlerin bulunduğu yerleşim yerlerine saldırarak sivil katliamlar yürütmek dışında Suriye’ye herhangi ciddi bir yönelimde bulunmayan DAIŞ çetelerinin ne amaçla ve kimler tarafından desteklendiğini açıkça ortaya sermektedir. Çünkü Rojava’da Konfederal bir Kürdistan Türkiye açısından bir tehdit unsuru olarak görülmektedir. Bunu bertaraf etmek için de DAIŞ’ı kullanmakta ve bu sözlerle meşruluğunu onaylamaktadır.
Bunun yanında, daha birkaç gün önce Rojava sınır hattında bir DAIŞ’li çetenin yakalandıktan sonra Türkiye tarafından hiçbir mahkemeye ve sorguya tabi tutulmadan serbest bırakılması ve halen yüzlerce çetenin ve silahların açık açık Türkiye üzerinden belli noktalarda Rojava’ya aktarılması hükümetin ilerdeki süreçte sorunu nasıl çözeceğine işaret etmekte. Özellikle Rojava Kürdistan’ında devrimin çeteler elleriyle tasfiye edilmesi, bu anlamda Kürt Özgürlük Hareketi’nin Kuzey’deki kazanımlarını ve barış çabalarını ortadan kaldırmak için bir koz olarak kullanılmak istendiği ortadadır. Çünkü bugün Rojava ve Kuzey Kürdistan’daki bütün kazanımların ve direnişin öncüsü-yaratıcısı Kürt Özgürlük Hareketidir. Bu doğrultuda Rojava Kürdistan’ında devrimin bertaraf edilmesi, Türkiye’de de verilen sözlerin ve atılmak istenen ancak bir türlü meriyete konulamayan adımların görmezden gelinmesini ve yeni bir imha konseptinin dayatılmasını beraberinde getirecektir.
Bu gerçeği iyi gören hükümet, atacağı her adımı da Rojava’daki gelişmeler ve elde edeceği kazanımlar ışığında ortaya koyacaktır. Ancak şu bilenen bir gerçekliktir ki; Rojava Kürdistan’ındaki bütün kazanımlar Kürtlerin binlerce yıllık özlemleri olduğu gibi, özgürlük ateşinin bu anlamda zirve yaptığı bir dönemdir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin bu anlamda elde ettiği kazanımları kolay elden bırakmayacağı, hatta yayarak büyüteceği ortadadır. Bu anlamda Türkiye çeteler eliyle Rojava Kürdistan’ında istediğini elde edemeyeceği gibi, Kuzey Kürdistan’da barış çabaları ve kazanımları da bertaraf edemeyecektir. Daha fazla kanın akması dışında hiçbir getirisi olmayacak bu girişimler, sorunun çözümünü ilerletmek yerine tıkatacak ve hükümeti de tasfiyenin eşiğine getirecektir.