Bugün yaptıkları her şey, 1915 ile ilgili söyledikleri her şeyi çürütüyor. Kürtlerin şehirleri bombalanıyor, yerle bir ediliyor, barış diye haykıran seçilmiş temsilcileri birer ikişer içeri alınıyor, gazeteleri, medyası susturuluyor. Kürt halkıyla omuz omuza veren, haklarına sahip çıkmaya çalışan herkes tutuklanıyor.

Çünkü, devlet ezberine döndü.

Bu devletin ezberinde barışı ve çözüm sözcüğü yok çünkü, imha var.

Rumları, Ermenileri, Ezidileri, Süryanileri temizlediği gibi Kürtleri de temizlemek istiyor. Onun için 12 Eylül’ün Diyarbakır Cezaevi’nde akla gelmeyecek korkunç işkencelerden geçmesine rağmen, demokratik çözüm diyen Ahmet Türk’ü de gözaltına alıyor.

Bunu birden fazla amaç için yapıyor:

- Dışarıda devlete muhatap olacak tek bir Kürt bırakmamak.

- Kürtlerin iradesini kırmak, bir halkı aşağılamak, devletin gücünü göstermek.

- Hatta sokağa dökülmelerini teşvik edip kritik gördüğü Kürt merkezlerini Grozni’ye, Gazze’ye, Şırnak’a çevirip Kürtsüzleştirmek.

- Kürt meselesi başta her türlü anti-demokratik girişimlerindeki ayakbağını olarak gördüğü Avrupa Birliği ile ipleri tamamen koparmak. Türkiye’de iç savaş olur mu, zor olur ama soykırım olur. Devlet elindeki uçağı, tankı, topu ile kendisine direndiğine inandığı, kimliğine sahip çıktığını düşündüğü tüm Kürtleri şiddet yoluyla devreden çıkarır. Ermenilere yaptı, Kürtlere de yapar. Bugün bunu yaparken başvurduğu yol, artık geçersizliği kanıtlanmış kof bir Pan-İslamizm. Erdoğan’ın Pakistan konuşmaları Suudi Arabistan destekli bir Pan-İslam cephesi yaratmak veya en azından bu yolla Batı’ya gözdağı vermek amacı taşıyor.

Bir yandan İsrail ile yatağa girip diğer yandan İslam dünyasının sözcülüğüne soyunmanın absürdlüğünü, böyle bir söylemin kendi sınırları içindeki müslüman nüfusa sürekli kuşkuyla bakan Rusya üzerindeki etkisini bir tarafa koyalım… Erdoğan’ın Türkiye’yi sürüklemek istediği yer, akıl dışılığın, karanlığın, cehalet ve sefaletin hakim olduğu bir coğrafya. Türkiye’ye ve Türk halkına ne insanlık, ne ekonomik çıkar açısından bir fayda sağlayamayacak bir coğrafya.

Ama hepsinin ortak bir özelliği var: Her türlü demokratik talebi, her türlü hak arayışını şiddetle, kanla bastırmak, muhalefeti imkansızı etmek. Erdoğan, İslam ülkelerinin tek sesliliğini, tek renkliliğini, kadını bastırmasını seviyor.

İttihatçılar’ın yaptığı gibi, içi boş bir Pan-İslamizm’in kendisini kurtaracağını düşünüyor. O Pan-İslamizm’in Suudi Arabistan, Suriye gibi bir coğrafyayı bile elinde tutmaya yetmediğini görmüyor.

Kaba bir milliyetçilikle birleşmiş İslam, küreselleşme, teknoloji devrimi karşısında yenilmiş müslüman coğrafyasının tek silahı.

Sürekli bir bölünme korkusu yaşayan, adem-i merkeziyetçiliği bölünme reçetesi olarak gören, İttihat ve Terakki zihniyetine bugün bile sahip çıkan bir dünya görüşünün başta Kürtler olmak üzere tüm ülkeyi götüreceği yer bataklıktır. Suriye’den Irak’a kadar her coğrafyada Kürtleri düşman ilan etmiş bir zihniyetin çatışmacı bir sona gitmesi kaçınılmazdır. Evet, böyle bir gelişmenin sonucu Kürtler için açık büyük bir kıyımdır. Güneydoğu ve Doğu Anadolu’nun kritik görülen noktalarının Kürtsüzleştirilmesidir. Devletin zaten bu bölgelere Suriyeli Arapları yerleştirerek güven altına alma çabası içinde olduğu görülüyor.

Belli ki hedef daha büyük çaplı bir operasyon, 1915’in günümüz koşullarındaki bir uygulaması. Kazanabilir mi, elbette.

Devletin elindeki teknolojik güç buna imkan verir. Peki, böyle bir kazanmanın maliyetini karşılayabilir mi? Bence çok ama çok zor.

Dünyanın İslamcı ve seküler olarak bir kutuplaşmaya gittiği bir dönemde, Batı dünyasının tercihi hızla İslamcı cepheye savrulan Erdoğan ve Türkiye’den yana değil; bölgenin tek seküler gücü kalmış, her türlü mezhebi söylem ve çatışmadan uzak duran Kürt Siyasi Hareketi’nden yana olacaktır.

Trump ve kadrosunun söylem ve uygulamaları, büyük bir ihtimalle Türkiye’yi Avrupa Birliği’nin ardından Amerika Birleşik Devletleri ve NATO’dan da uzaklaştıracaktır.

AKP’nin avantajı, kız çocuklarının tecavüzcüsüyle evlendirilmesine haklı olarak tepki gösteren seküler kesimlerin Kürt meselesinde dut yemiş bülbüle dönmesidir. Van’da evinde yakılan karı-kocayı, Şırnak’ta bodrumlarda katledilen gençleri, evleri bombardıman sonucu yıkılan Kürt çocukları bilerek, isteyerek görmüyorlar. Katı bir ulusçu-laiklikle çizilmiş anlayışları, onları AKP’nin modern modeli yapmaktan başka bir sonuç vermiyor.

Ekonomisi uçurumun kenarındaki Türkiye, Avrupa Birliği ile ipleri koparıp Kürt meselesini sadece kendi coğrafyasında değil, tüm bölgede şiddetle çözmeye çalışarak içinden çıkması imkansız bir bataklığa sürükleniyor.

Bu ortamda susan, görmezden gelen herkes sorumlu olacaktır. CHP demiyorum çünkü gelişmeler CHP’nin hala devlet partisi olduğunu gösteriyor. Tünelin ucunda ışık var ama bu kesinlikle karşıdan gelen trenin ışığı.