Kendisi de Nazi Almanyası’ndan kaçarak ABD’ye sığınan Hannah Arendt bir dergi adına Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann'ın Kudüs’te yapılan duruşmalarını izledi. Bunun üzerine kaleme aldığı beş bölümlük yazı dizisinde Arendt Eichmann'ın ötesinde gördüğü şeyi "kötülüğün sıradanlığı" diye adlandırdı. Arendt bu kavramla iktidarlaşan kötülüğün sıradan insanların kabulüne dayanan kollektif yanını gösteriyordu. Böyle bir durumda kötülüğün sıradan insanın iyi ile kötü arasındaki "yargı yoksunluğundan" beslendiği iddiasındaydı.
Askeri kuşatma altındaki bir bölgede bir binanın bodrum katında sıkıştırılarak ölüme mahkum edilen insanların gerçekliğini sorgulayan iktidarın politikaları karşısında yaşanan toplumsal sessizlik Arendt’in tarifine ne çok uyuyor. Bugün Saray iktidarı Nazi Almanyası’nı kıskandıracak bir şekilde kendine bağlı-bağımlı gazete ve televizyonlar eliyle “kötülüğün sıradanlığını” sıradanlaştıran yeni bir biçime imza atıyor. Sadece Kürt karşıtlığında da değil. Bir kaç gün önce İstanbul’da Ermeni çifte yönelik domuz bağlı infazı tek bir kalemden çıkmış bir haberle hep birlikte hep bir ağızdan “hırsızlık” diye verirken de yapıyor bunu.
Bugün Kürdistan’ın bir çok şehir ve ilçesinde devlet eliyle uygulanan şiddet karşısındaki sessizlik “kötülüğü sıradanlaştırırken” Tayyip Erdoğan’ın saray-ordu koalisyonunun tek güç olma arzusuna ortak oluyor. Oy verdiği parlamento yerine “seçtiği cumhurbaşkanına” güvenen “sıradan insanın” iyi ile kötü arasında yaşamaya başladığı “yargı yoksunluğu” meşru sivil siyaseti ortadan kaldırıyor. Bundan güç alan Erdoğan iktidarı askerle paylaşıyor.
Bunun sonucu olarak Türk Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar 1 Kasım genel seçimlerinin hemen ardından 19 Aralık’ta deniz kuvvetleri komutanı da dahil tüm kuvvet komutanları ile birlikte Kürdistan’a “sürpriz bir ziyaret” yapıyor. Siyasal bir çözüm bekleyen Kürt sorununa bir kez daha askere el koyuyor. Sivil siyaset devreden çıkıyor Saray orduyla birlikte Kürdistan’da açık bir darbeye imza atıyor. Seçilmiş belediyeler gasp ediliyor, belediye başkanları başta olmak üzere bir çok siyasetçi tutuklanıyor ya da “soruşturmalarla” görevden el çektiriliyor.
Sadece muhalefetle de sınırlı değil Davutoğlu’nun Mardin’de yaptığı açıklamalar da gösterdi ki hükümet de Kürt sorununda devreden çıkarılmıştır. Davutoğlu’nun açıkladığı on maddelik “eylem planı” hükümetin Kürt sorunundaki rolünün idari düzeyde kalacağını açıkça gösterdi. Ayrıca açıklamayı izleyenler arasındaki saray kadrosundan İçişleri Bakanı Ala’nın kameralara da yansıyan kayıtsızlığı Davutoğlu’nun iktidar oyunundaki pozisyonunu göstermesi bakımından da ibret vericiydi.
Erdoğan’ın öncülüğünde Kürdistan'da çok geniş bir yerleşim alanını sıcak çatışma bölgesi haline getirme planı uygulanıyor. Batı'da "paralel" operasyonları ile yaratılan teyakkuz hali Kürdistan'da sıcak çatışma ile sürekli halde tutuluyor. Kürt Özgürlük Hareketi’ni ve örgütlü sivil Kürt muhalefetini yok etmek isteyen Erdoğan seçimler yolu ile elde edemediğini seçilmişleri kriminalize edip onların yerine yeni aktörler üreterek elde etme planları yapıyor. Yeni dönemde korucu başlarına “kanaat önderi” denmesi de, yok hükmündeki oluşumların iktidarın hayat öpücüğü ile varmış gibi gösterilme çabası da bunun bir parçası.
Çok açık ki Saray-Asker koalisyonu HDP ve bileşenlerinin seçimler yolu ile siyaset yapma olanaklarını ortadan kaldırmak için elinden geleni yapacak. Fiilen sivil siyaseti devre dışı bırakan koalisyon önümüzdeki dönem seçimlerini de buna göre planlamayı hedefliyor.
Şehir merkezlerini taşıma bu demografik parçalamanın ilk adımı. Saray iktidarı 2019 seçim yılına kadar bu savaş halini yaygınlaştırarak sürdürme hesabında. 2019’da yapılması gereken yerel, genel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP’yi var eden siyasal geleneği engellemek temel hedef olarak belirlenmiş. Kürdistan’ın siyasal varlığını, temsiliyetini yok hükmünde saymak istiyorlar. Hakkari ve Şırnak’ın ardından Dersim başta olmak üzere Van, Ağrı ve Batmam bu iktidarın yeni saldırı alanları.
Bu geniş coğrafyada İsrail'in Gazze'ye uyguladığı kuşatmaya benzer bir model planlanıyor. Sokağa çıkma yasaklarını “sıradan” bir idari uygulamaya dönüştürerek geniş bir coğrafyayı abluka altına almayı planlıyorlar. Özel harekatçıların konumlanacağı karakollar ile bu alanlar sıkıyönetimleri aşan bir denetime tabi tutulacak. Bir kasım seçimleri öncesi eğitime alınan “gönüllü” özel harekatçılar bugün Kürdistan’a bu amaçla gönderiliyor. Taşınan yerleşim birimleri ile "ya bu toprağı terk edin ya da kuşatılmış topraklarda kalırsınız" tehditleri ile halka bir çözülme yaratmaya çalışılacak.
Saray’a bağlı İçişleri Bakanı Ala'nın halen kuşatma altındaki ilçeler için verdiği "temizleme" süreleri dolduğunda hem Kürdistan’da hem de Batı’da çok geniş bir tutuklama furyası geleceği kesin. Bu süreçte HDP'li milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılacağı anlaşılıyor. Öte yandan HDP'nin kapatılması da yapılan hesaplar içinde. Yalnız unutmamak gerekir ki geçmişte de bir çok iktidarlar Kürdistan üzerine bir çok hesaplar yaptı ama hiç biri tutmadı.
Sıradanlaşan kötülük en çok bünyesinde filizlenip çöreklendiği toplumu acıtıyor. Bu “sıradan çokluk” belki ilk başlarda bu acıyı duymayı engelliyor. Ama daha sonra yüz yıllarca taşınacak bir izi olarak toplumların hafızalarında kabuk bağlayan bir türlü sağalamayan bir yara olarak kalıyor.