AKP’nin bu durumunu Türkiye’deki siyasal yapılanmanın tarihi ile bağları var. Çünkü TC kuruluşundan günümüze devlet zemininde Kemalist ulusalcı sol ile liberal, ulusalcı ve dinci muhafazakar olarak iki merkez eğilim olarak şekillendi. Bu iki eğilim günümüzde birbirine karşı iktidar savaşı vererek mevcut statükoyu sürdürmek istemektedir. Sorunların yapısal çözümünden çok kendi iktidarlarını sağlamlaştırma aracı olarak ele almaktadırlar. Ancak günümüzde üçüncü bir seçenek olarak Kürt özgürlük hareketi toplumun bu iki statükocu güce mecbur olmadığını göstermek istemektedir.
Liberal, muhafazakar dinci AKP bloku, homojen bir yapıdan oluşmuyor. İktidarın ekonomik ve siyasal rant paylaşımına göre oluşuyor. İçinde Erdoğan yanlısı islamcı liberal bir grubun ağırlığı var. Ancak Fethullah Gülen cemaati de bu iktidar grubunun en büyük ortaklarından. Ayrıca milliyetçi liberal çevreler de AKP içinde yer almaktadırlar. Bu siyasal yapının Kürt meselesine çözüm yaklaşımı temel olarak Türkçü-tekçi bir karakterde olsa da Kürt sorununun çözümünü bireysel haklar çerçevesinde ele alma yanlısıdır. Ancak Kürt silahlı direnişi karşısında daha farklı çözüme de kendilerini açık hale getirmiş durumdadırlar. Ancak bu blok içindeki Fethullah Gülen çevresi Kürtlerle eşitlik statüsüne karşıdır. Asimilasyon ve inkarı günümüze uyarlayarak götürebileceklerini savunmaktadırlar. Ancak şu an Tayyip Erdoğan’ın çizgisi AKP’de kendisini egemen kılmak istemektedir.
Kemalist asker darbe yanlısı CHP ve ulusalcı sol: Bu siyasal güç bloku kendisini devletin asıl sahibi olarak görür. Sosyalistleri, sosyal demokratları ve Alevileri ise islamcı korku karşısında laik kemalist blok olarak siyaset üretmek ister. Askeri darbeye yatkın, jakoben, elitist modern yapısı ile giderek Türk ırkçılığına kayan bir karakteri vardır. Sosyalistler ve Aleviler bunu görüp ayrışırken, klasik ergenekoncu, darbeci ve faşizan bir siyaset dili ile kendi siyasal varlığını sürdürmek istemektedir. Demokrasiye duyarlı değil, kapalıdır. Kemalist devleti statükocu yapısı ile sürdürmek istemektedir. Kürt sorununun çözümünde antidemokratiktir. Kürtlerle eşitlikçi bir yapılanmayı kabul etmemektedir. Giderek güçsüzleşmekte, popülist kitle siyaseti izleyerek AKP’yi zora sokacak politikalara yoğunlaşmaktadır.
Türk ırkçılığına dayalı Milliyetçi Hareket Partisi ve soldaki partneri olan İşçi Partisi ise nasyonal faşist bir yapılanma olarak kendisini tutmaktadır. Bu yapılanmaların doğası gereği Kürt sorununun siyasal çözümü yoktur, askeri zor ve baskı politikaları ile devletin çıkarını savunmaktadırlar. Ancak giderek marjinal bir duruma itilmektedirler.
Buna karşılık Kürt siyasal hareketi olarak PKK öncülüğündeki siyasal hareketler dinamik, kitlesel ve radikal demokrasi talepleri ile siyaset sahnesinde yerini almış durumda. Aleviler, sosyalistler, kadın, gençlik ve çevre hareketleri Kürt siyasal hareketinin oluşturduğu zeminde ortak hareketlilik ile kendisini dışavuruyor. Bu bileşimin ortak özelliği Kürt sorununun çözümü ile Türkiye’nin demokratikleşme arasındaki formülü arasında önemli bir bağ oluşmuş durumda. Türkiye’de asgari demokratikleşme adımları bu siyasal merkezin Kürt siyasal hareketi ile birleşerek Türkiye’de AKP merkezli sağ-liberal-milliyetçi-Sünni İslami Türk blokuna ve Kemalist ulusalcı statükocu CHP-MHP çizgisine karşı üçüncü bir seçenek olarak kendisini ortaya koymaktadır.
Bu potansiyel kendisini 1 Haziran 2013’te başlayan İstanbul Gezi Parkı direnişinde kendisini ortaya koydu. Her ne kadar AKP’ye radikal muhalefet gibi görünse de bu hareketin bileşenleri ve ulaştığı kitlesel boyut Türkiye’de AKP’nin ve CHP’nin temsil ettiği klasik devletçi siyasal çizgiye karşı halkın seçeneği olarak kendisini ortaya koyuyor. Önümüzdeki dönem bu bileşimin Kürt siyasal hareketi ile ortak örgütlenmesi ile Türkiye’de siyasal güç merkezi üçüncü seçenek olarak kendisini siyasette daha etkin gösterecektir.
Kürt siyasal hareketini hesaba koymayan, sorunu çözemeyen ve Kürtlerin iradesini tanımayan hiçbir güç Türkiye’de ve hatta Ortadoğu’da siyasal bir çıkış yapamaz. Çünkü Kürtler ulaştıkları siyasal, ideolojik ve örgütsel düzey olarak Türkiye’de de Ortadoğu’da da siyasal çıkışların momenti durumuna gelmişlerdir.
Kürt sorununun çözümü ve siyasi partiler
PKK liderinin Çözüm siyasetine Türkiye siyasi merkezlerinin yaklaşımları hala istenilen ölçüde gelişmiyor. AKP hala düz ve derinliği olmayan bir duruşun sahibi. Süreç tıkanma aşamasında, gerilim giderek yükseliyor. AKP ise Kürt tarafının attığı çözüm adımları sanki kendisi atıyormuş gibi rahat!.. Oysa bu süreçte Türk devletinin yasal anayasal süreci geliştirmesi gerekmektedir. Ama bu çözüm iradesi ve performansı gösterilemiyor. Aksine Karayılan’ın da vurguladığı gibi “Mahkemede düşmanlık, uluslararası platformda düşmanlık, Rojava’ya karşı düşmanlık; içeride ha bire karakol yapma, korucu örgütleme, keşif yapma, yani savaşa hazırlık, İmralı’da ağır tecrit politikanın devamı” tutumlar sözkonusu.