Türk devletini yönetenler Kürtleri 21. yüzyılda soykırıma uğratmada son derece kararlıdırlar. Devleti büyük bir plan ve kumpasla Erdoğan etrafında savaşa hazırladılar. İmralı’da süren görüşmeler ve Dolmabahçe mutabakatı sonlandırıldı. Katliam ve darbeler dizisiyle faşizmi iktidara taşıdılar. 7 Haziran seçimleri Bahçeli’nin suç ortaklığında iptal edildi. Ergenekonla iç içe AKP-MHP iktidarı tesis edildi.
Türk ordusu cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar sadece ve sadece Kürtlerle savaştırıldı. NATO üyeliğinden beri tüm teknik ve birikimini Kürtlere karşı seferber etmiş durumda. Rojava’yı işgal planlarını uygulamaya çalışıyorlar. Efrîn’i Kürtsüzleştirmek için aralıksız çalışıyorlar. İmralı’yı ağır bir tecride aldılar. Güney Kürdistan’ı adım adım ve sistemli biçimde işgal ediyorlar. İlginç gelişmelere tanık olmaya devam ediyoruz. Neçirvan Barzani Güney Kürdistan başkanı seçildiği zamana denk gelecek biçimde Xakurkê ve Xinêre’ye büyük bir saldırı ve işgal başlattılar. Neçirvan’ı bağladıkları anlaşılıyor.
İmralı’da avukatlar iki görüşme yaptı. Altı ay süren açlık grevleri ve eylemler sonucu Türk devleti sıkıştı. Birçok çevreden hükümete baskılar gelmeye başladı. Direnişlerin yarattığı sonuçlar nedeniyle avukatları İmralı’ya götürdüler. Tüm Türkiye bir nefes aldı, açlık grevleri sona erdi. Önder Apo yine barışın ve çözümün yolunu gösterdi. Toplumda bir rahatlama ortaya çıktı. Hatta aşırı beklentiye girenler bile oldu. Yeni bir çözüm süreci olabilir diye yorumlar yapıldı. Türkiye’nin beklentilere cevabı ise daha ağır bir savaş ve Güney’e saldırı planı oldu. Bahçeli bu saldırıların Rojava’yı da içine alacağını duyurdu. Rojava işgal planları zaten biliniyor. Hazırlıklarını yaptıklarını saklama gereği duymuyorlardı. İçeride ve dışarıda savaşa dayanan, başka biçimde ayakta kalamayacağına inanan faşist bir koalisyon iş başında. Bu savaşın maliyeti ne olur, Türkiye’nin başına hangi belaları açar gibi konular kamuoyunda tartışılmıyor. Erdoğan iktidarı buna izin vermiyor. Psikolojik savaş almış başını gidiyor.
Türk devleti bütün olanaklarını ve dış dünyadaki ilişkilerini Kürtleri yok etme üzerine kurmuş. Ağır bir savaş ortamında ortalığı toza dumana vererek İstanbul seçimlerini de kotarmaya çalışıyor. Rusya İdlib’de belaya düşmüş. Türk devleti El Nusra’yı destekliyor. Güney hükümeti işgalin suç ortağı haline gelmiş. Bu işe daha fazla yatabilecek bir yönetim değişimini de iyi kullanıyor. Neçirvan’ın itiraz edeceğini bilse böyle davranamaz. Zaten onu bağlamışlar. Normal ilişkilerin ötesine derin ilişkilerin olduğu artık kimse için sır değil. İran ağır bir ambargo ve kuşatmayla uğraşıyor. Kısacası Türkiye bölgedeki krizi ve sorunları kullanarak Kürtleri boğmaya çalışıyor.
Türkiye ne pahasına olursa olsun Kürtlerin yeni bir statü ve kazanımlara sahip olmasına izin vermemeye çalışıyor. Bölgede ne kıyamet koparsa kopsun, kim kazanırsa kazansın yeter ki, Kürtler var olmasın zihniyetinin gereklerini yerine getirmeye çalışıyor. Türkiye geçen yıl Lelîkan’ı işgal etti. Çok sayıda askerin ölmesine rağmen bölgeyi terk etmedi. Şimdi de Şekîf’i ağrı bombardıman ardından asker indirerek işgal etmeye çalışıyor. Stratejik bölgeleri ele geçirerek parça parça işgali tamamlamak istiyor. Karadan savaşacak iradesi kalmamış. Tüm ağırlığını hava güçlerine vermiş. Orduyu sokup büyük kayıpları göze alamıyor. Ayrıca iç ve dış kamuoyunda tepkiler de farklı olacak. İşgal yerine operasyon kavramını kullanarak parça parça Kürdistan’ı yutmaya ve gerilla güçlerini tasfiye etmeyi planlıyor.
Planın imha ve soykırım olduğu açıktır. Güneyli partiler ve politikacılar bu soykırım suçuna ortak olmamalıdırlar. Bunun faturası herkes için ağır olacak. Sadece PKK ve gerillanın kaybedeceğini varsaymak tam bir gaflet olur. Bütün Kürdistan kaybedecektir. Kürdistan’ın bütün bölgeleri, partileri ve halkı bu soykırımcılara karşı direnişi kutsal bir görev olarak görmek zorundadır. Uzun bir tarihi dönemden sonra ilk defa kazanma ve var olma olanağı ortaya çıkmıştır. Bir daha Türk ırkçılığının kanlı pençesine Kürt halkı kendisini teslim etmemelidir.