Kürt soykırımı ve Enfal Suresi

Forum Haberleri —

Enfal

Enfal

  • Yüz binlerce Kürt, Müslümanlık adı altında Türkleştirildi ve Araplaştırıldı. Ya Müslümanlık ya da Kürtlük tercihine zorlama, Arap selefiliğinin ve Türk-İslam sentezinin sistematik soykırım politikasıdır.

CİHAN EREN

Miladi 622’de, Mekkeli müşriklere karşı Müslümanların kazandığı Bedir savaşında elde ettiği ganimetleri paylaşırken, sahabe arasında sorunlar çıktı. Sahabiler arasında çıkan sorunları çözmek için Enfal Suresi'nden ayetler indi. Halepçe’de tam bir kıyıma dönüşen Kürt katliamından bu yana Enfal Suresi, Arap sahabilerin malları paylaşırken yaşadıkları sorunu çözen değil, Kürt katliamında kullanılmasıyla daha çok bilinir oldu. Anlaşılması gereken şey, bu surenin 1980’den bu yana, neden Kürt halkının soykırımında kullanıldığıdır. 1980’li yıllarda BAAS lideri Saddam Hüseyin, bugün ise selefi Ahmet el-Şara bu süreden ayetlerle Kürt soykırımı yapıyor. Görece seküler olan BAAS’lılar ile kendileri gibi düşünmeyeni tekfir edip öldüren selefi Arap iktidarlar söz konusu Kürtler olunca, aynı süreyi hangi zihniyetle kullanabiliyorlar? Bunun Arap iktidarları ve Kürtlerin Müslümanlığı ile bağı nedir? Hz. Peygambere gelenin vahiy olduğunu ilk söyleyen bir kadındır. Yani İslam, Hz. Hatice şahsında bir kadınla başlayan, onun malını ve mülkünü harcayarak büyüyen bir dindir. Yine erkeklerin de saç uzattığı Arap toplumunda, Kürt kadınlarının saçlarına düşmanlık etmenin erkeklik, Araplık ve İslam ile nasıl bir ilişkisi olabilir? Bu ve diğer saldırılar, Kürtler söz konusu olunca dinci milliyetçilerin birer sapkına dönüştüğünü kanıtlıyor. Sapkının cinsiyeti, dini ve milliyeti olmaz. 

Bir kez daha Enfal

Enfal, yani 'Ganimetler Suresi', 622'de Bedir savaşından sonra indiğinde Kürtlerin İslam’dan, Arap sahabenin ezici çoğunluğunun ise Kürtlerden haberi yoktu. 1980’den sonra Irak’ta BAAS’lılar, 2026’da ise Suriyeli Arap dinci milliyetçiler, atalarına başkalarından elde etikleri ganimetleri paylaşmayı öğretmek için gönderilen vahiyi, Kürt soykırımı için kullanmaya başladılar. Kuşkusuz ki soykırım için ayetleri kullanmak, dinen çok zorlama bir yoruma dayanıyor. Ayetlerle soykırım yapan ırkçıların vahşette sınır tanımadığını Irak/BAAS rejiminin Başûrê Kurdistan'da yaptıklarından biliyoruz. 

Suriye Arap Cumhuriyeti Vakıflar Bakanlığı, 18 Ocak 2026'da Türk devletinin desteğiyle Rojava'ya saldıran selefi cihadist grupların morali için Enfal Suresi'nin 9. ayetini kullanarak manevi destek çağrısında bulundu. Böylece ikinci bir Enfal soykırımı Kürtlerin gündemine girdi. Enfal Suresi'ni Kürtlere karşı saldırılarda moral ve motivasyon aracı yapmak, tartışmasız ki dinden beslenen Arap milliyetçiliğinin bir yorumu ve uygulamasıdır. 

Suriye Geçiş Hükümeti, İslam'ı, BAAS soslu dinci milliyetçiliğin hizmetine sunarak Kürt düşmanlığı yapmaya başladı. Bu politika, Ahmet el-Şara’nın “sakalı BAAS” olduğunu doğruluyor. Selefi cihadistler nazarında sadece Kürtlerin değil, kendileri gibi olmayan Arapların da katli vacip sayılıyor. Örneğin DAİŞ, daha önce Dêrezor’da Arap Egedat aşiretinden yüzlerce insanı bu ve benzeri bir motivasyonla katletti fakat Şam yönetimi girdiği her yerde sadece Kürtleri katletti. Böylece bu hükümet, Arap Alevi, Durzi, Hristiyan ve Kürt katili bir hükümet oldu. Bu hükümet ile Suriye'nin birliği asla sağlanamaz.

Dinci ve milliyetçi saiklerle

Suriye Geçiş Hükümeti'nin Kürtlere saldıran cihadist grupları Enfal Suresi'yle motive etmesine karşı başta Başûrê Kurdistan alimleri ve imamları olmak üzere çok sayıda vicdan sahibi Arap aydın ve din adamı da dini yorumlarla karşı çıktı. Kürtler içinde din adamı sıfatı taşıyan çok sayıda duyarlı şahsiyet, Şam'ın diyanet bakanına dini argümanlarla karşı çıkıp ulusal bir tavır alınca, Şam hükümetinin dilini değiştirmesine yol açtılar. Önce halka karşı değil, QSD’ye karşı savaşıyoruz, demeye başladılar. Eleştiriler devam edince selefi hükümet, QSD yerine PKK demeye başladı. Bu tutarsızlık, Şam hükümetinin dincilik kadar milliyetçi saiklerle de Kürtlere saldırdığını gösteriyor.

Türkleştirme ve Araplaştırma

Dinden beslenen milliyetçilik en az yüzyıldır, Kürtleri ya İslam ya da Kürtlük tercihine zorlayan bir taktikle kültürel soykırım yapıyor. Dinci milliyetçilik, İslam kültürünün dışındaki Kürtleri de Müslümanlaştırılması gerekenler olarak görüyor. Soykırımın bu çeşidi, Müslüman Kürtlerin önemli bir kesiminde ‘hepimiz Müslümanız, Kürt’üz demeye gerek yok’ düşüncesine yol açtı. Kuşkusuz bu tür bir Kürt Müslümanlık ilişkisinin Emevi devletine kadar giden bir arka planı da vardır. Emevi döneminde Mevali olarak da Kürt kalabiliyorlardı. Son yüzyıldaki bu soykırımcılık, yüz binlerce Kürt’tün Müslümanlık adı altında Türkleştirilmesine ve Araplaştırılmasına yol açtı. Ya Müslümanlık ya da Kürtlük tercihine zorlama, Arap selefiliğinin ve Türk-İslam sentezinin sistematik soykırım politikasıdır.

Alim ve imamların yurtseverliği

Kürtlere ‘Müslümansanız Kürt olmanıza gerek kalmıyor’ dinci-milliyetçi soykırımcı saldırının son örneği, bilindiği gibi selefi Şam hükümetinden geldi. Buna karşı Kürtlerden yükselen tepki, din adına yapılan bir yanlışı eleştirmenin çok ötesinde bir anlama ve değere sahiptir. Başta Kürt entelektüelleri ve siyasetçileri olmak üzere, her çevreden Kürt’ün bunu iyi görmesi gerekiyor. Bu çıkış, aynı zamanda hem Kürt hem de Müslüman olunur çıkışıdır da. Çok uzun bir aradan sonra ilk defa oldukça yaygın biçimde Sünni Kürt dindarlardan yükseliyor. Dolayısıyla Kürtlerde kültürel soykırıma karşı mücadelenin en etkili tutumlarından biri olarak kayda geçmelidir. Bu anlamıyla 23 Ocak 2026 Cuma hutbesinde Başûrê Kurdistanlı alim ve hatiplerin, Kürt ulusal birliğini talep etmesi ve Kürt kadınlarına saldırıyı lanetlemesi anlamlı bir gelişmedir. Alimlerin ve imamların, bu yurtsever tutumunu sürdürmesi, Kürt halkının dört parçada haklarını kazanmasını çok daha kolay ve erken sağlayacaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.