Almanya devleti tam da uzun yürüyüş sonrası gerçekleşen büyük miting öncesi Kürt siyasetçi Muzaffer Ayata’ya siyasi yasak getirdi. Belki Türkiye gibi cezaevine atmadı, ama cezaevine atmadan dünyada benzeri az görülen bir siyasi soykırım örneği ortaya koydu. Kaldı ki 3.5 yıl da Almanya zindanlarına atılmıştı. 21 yılı Amed zindanında olmak üzere toplam 25 yıl zindanda kalan Kürt siyasetçiye Almanya da siyaset yasağı koyuyor. Bu yetmezmiş gibi yazı yasmasını bile yasaklıyor. Herhalde gücü olsa düşünmesini de yasaklayacak. Türk devletinin Kürt soykırımına verilen bu destek tabii ki Almanya’nın lekeli tarihine yeni bir leke ekleyecektir.
Prusya tipi devletleşme özü itibarıyla karşı devrimci karakterde şekillenmiştir. -Almanya, bu karşı devrimci karakterini defalarca ortaya koymuştur. Paris komününü de, Fransız devrimini de, Rus devrimini de bastırmada Almanya hep en önde olmuştur. Neredeyse kendini devrim düşmanlığına vazifeli kılmış bir devlettir. Şimdi de Kürt devrimi düşmanlığı yapıyor. Ermeni soykırımının suç ortağı olması, Yahudi soykırımını gerçekleştirmiş olması bu gericiliğe az gelmiş olmalı ki şimdi de Türk devletinin Kürt soykırımının destekçisi oluyor. Almanya Türk devletinin nasıl bir soykırımcı devlet olduğunu anlamayabilir; ancak Kürtler üzerindeki soykırım politikalarını her gün iliklerine kadar hissediyorlar. Almanya’da “asimilasyon insanlık suçudur” diyen Tayyip Erdoğan, bugün ana kucağındaki çocuktan başlamak üzere Kürtleri nasıl kültürel soykırıma uğrattığıyla övünmektedir.
Türk devletinin Muzaffer Ayata’ya getirdiği siyaset yapma yasağı bu soykırım sistemine destek vermek anlamına geliyor. Türkiye yürüttüğü soykırım politikasının bilinmemesi için Kürt gazetecilerini zindana atıyor, Roj TV’yi susturmak için her türlü rüşveti veriyor. Almanya da bu soykırımın Avrupa’daki teşhirini önlemek için Muzaffer Ayata’ya siyaset yapma yasağı koyuyor. Almanya, 20 yıla yakındır kendi ülkesindeki Kürtlere karşı yürüttüğü siyasi soykırım politikasını yeni bir aşamaya vardırıyor.
Almanya devleti bu yasağı terörizmle açıklayamaz. Kürtlerin Türk devletinin soykırım politikalarına karşı gösterdiği demokratik tepkileri dışında Almanya toplumuna ya da başka bir topluma zarar veren hiçbir eylemi olmamıştır. Aksine Almanya kendi topraklarında Kürtlerin katledilmesine sesiz kalmıştır. 1999 yılında İsrail elçiliğinin Kürtlere karşı nasıl bir katliam saldırısı yaptığı biliniyor. 4 ölü, onlarca yaralının olduğu bu saldırı için ciddi hiçbir tepki göstermemiştir. Yargılanıp ceza alan tek bir kişi olmamıştır. Yine Halim Dener isimli bir genç 1994 yılında Alman polisi tarafından katledilmiştir.
Kürt gençlerinin bir kahvehaneye attığı Molotof sonrası çıkan bir yangında bir kişinin ölmesi sonucunda Almanya devleti 20 yıldır Kürtlere kan kusturmaktadır. Yüzlerce Kürt yurtseverini zindanlara atmıştır. Almanya’daki Kürt halkı üzerinde maddi ve manevi baskısını bugünlere kadar sürdürmüştür. Tüm bunları da Türk devletinden çıkar sağlamak ve siyasi olarak etkisini arttırmak için yapmıştır. Yani Kürtler 20. yüzyılda olduğu gibi siyasi ve ekonomik çıkarlara kurban edilmiştir. Muzaffer Ayata’ya yönelik son kararı da böyle anlamak gerekir.
Türk devleti yedi bin siyasetçiyi zindanlara atılıyor. Onlarca avukat ve gazeteci zindanlara dolduruluyor. Halkın seçtiği temsilciler ve milletvekilleri zindanda tutuluyor. Türk devleti Kürtler üzerinde dört dörtlük bir faşizm uyguluyor. Halkı sindirmek için her yol deneniyor. İşte Almanya Türk devletinin Kürtler üzerinde uyguladığı bu faşist baskı döneminde 25 yılını zindanda geçirmiş bir Kürt siyasetçiye siyaset yapma yasağı koyuyor.
Bu karda çirkinleşmenin karşılığı acaba ne kadar ihale ve ekonomik çıkardır? Almanya’nın bu uygulaması sadece Muzaffer Ayata’yı ilgilendirseydi Alman gericiliğinin bir densizliğidir diyebilirdik. Ancak bu uygulama aynı zamanda Türk devletinin faşist politikalarını onaylama ve teşvik etmek anlamına gelmektedir. Zaten Beşir Atalay faşist uygulamaları için “Avrupa’dan baskı görmedik” derken bu tür tutumları referans göstermektedir.
Almanya hükümeti bu tutumuyla Avrupa’da yaşayan tüm Kürtlerin düşünce özgürlüğüne saldırmaktadır. Açıkça Kürtlerin düşünce ifade etmesini suç olarak görmektedir. Anlaşılıyor ki Almanya’da sadece örgütlenme özgürlüğü değil, düşünce özgürlüğü de yoktur. Alman demokrasisi de Türk demokrasisi gibidir. Kendine Müslüman kendine demokrattır. Örgütlenme olacaksa Almanya’nın koyduğu keyfi sınırlarda olacaktır. Düşünce özgürlüğü olacaksa Almanya’nın çizdiği sınırlar içinde olacaktır. Alman demokrasisi işte budur.
Alman ordusunun eğittiği Türk ordusu Türkiye halklarının başına bela olmuştur. Şimdi de Alman siyasetinin eğittiği Türk siyasal yapısı Kürtlerin başına bela olmaktadır. AKP’nin içinden çıktığı gelenek olan Milli Görüş çizgisinin Almanya güdümlü şekillendiği bilinmektedir. Her ne kadar AKP kurucuları bu gelenekten kopup Anglosakson siyasetinin işbirlikçiliğini esas almış olsalar da genlerinde Alman siyasetinden etkilenen Milli Görüş geleneği de bulunmaktadır. Almanya da ABD ve İngiltere’yle demokratik partner değil, kendilerinin her dediğini yapacak işbirlikçi istediklerinden AKP’nin demokratik zihniyette ve karakterde olmaması anlaşılırdır. Muzaffer Ayata’ya siyasal yasak koyan bir ülkenin ilişki içinde olduğu ve etkilediği güçlerin demokratik olması da düşünülemez.
Muzaffer Ayata’yla ilgili karar Alman siyasetinin genlerinde olan Prusya gericiliği ve Nazi ruhunun dışa vurumudur. Bu yasağı başka türlü izah etmek mümkün değildir.
Ne diyelim Almanya kendisine misyon olarak biçtiği karşı devrimciliğe devam ediyor. Sadece Avrupa’daki değil, Ortadoğu’daki devrimler de Almanya’nın hedefindedir. Vampirin kan içerek yaşaması gibi Almanya da devrimlere düşmanlık yaparak yaşayan bir ülke konumundadır.
Almanya’nın tarihinde devrimleri bastırmak çok görülmüştür. Ancak halkların Özgürlük Mücadelesine ve demokrasisine verdiği destek görülmemiştir. Kuşkusuz Alman toplumunda Germen özgür ruhun etkileri vardır. Bu etkiyle dünyanın her tarafındaki devrimleri destekleyen devrimcileri ve aydın kişileri hep olmuştur. Ancak egemen sınıflarda ise Prusya gericiliği ve Nazi güçleriyle devrimi bastırma hevesi çok fazladır.
Biz Muzaffer Ayata kararının bu gerici ruhun mahkum edilmesine vesile olacağını ve Germen özgür ruhunun Kürt halkının özgürlük mücadelesinin en önemli destekçisi olarak tarihteki yerini alacağına inanıyoruz.
Kürt soykırımına ortak olmak