Kobanê direnişini sahiplenme ve destekleme eylemleri Bakurê Kürdistan ile de sınırlı kalmadı. Kürdistan’ın dört parçasındaki Kürt halkı ve dostları topyekun ayağa kalktı. İran rejiminin ağır baskıları nedeniyle uzun süre eyleme kalkamayan Rojhilat halkı bile birçok kent merkezinde Kobanê direnişini sahiplenen ve destekleyen görkemli kitle eylemleri geliştirdi. IŞİD çetelerinin saldırılarına doğrudan maruz kalan Başur halkı ile yurtdışındaki Kürtler, kalplerinin Kobanê ile attığını net bir biçimde ortaya koydular.
Kuşkusuz yüreği zift bağlamış faşist gericiliğin tüm beklentilerine rağmen, Kobanê düşmedi ve de düşmeyecek. Kobanê’deki YPG-YPJ direnişi destansı kahramanlık çizgisinde devam ediyor ve de zafere kadar devam edecek. Faşist IŞİD çeteleri ne kadar saldırırlarsa saldırsınlar, küresel ve bölgesel gericilik bu saldırıları ne kadar desteklerse desteklesin Kobanê ve Rojava halkının direnişi zafere kadar sürecek. Tarih Kobanê halkının ve savaşçılarının kahramanlığı ile birlikte büyük zaferini de yazacak!
Tabi devam eden sadece Kobanê ve Rojava direnişi değildir. Onlarla birlikte Kobanê direnişini destekleme ve sahiplenme eylemleri de sürüyor. Kobanê ve Rojava’ya yönelik artan saldırıların büyüttüğü Kürt öfkesi ve tepkisi dört parça Kürdistan ve yurtdışında devam ediyor. Kobanê direnişini destekleme ve sahiplenme eylemleriyle Kürtler, tasada ve sevinçte bir olan bir demokratik toplum, demokratik ulus haline geldiklerini açıkça ortaya koymuş bulunuyor.
Birinci Dünya Savaşının çizmiş olduğu sınırları aşarak gerçekleşen Kürt demokratik uluslaşması, yine bu savaş temelinde oluşturulan bölgesel ve küresel sistemin yarattığı Kürt sorununun çözümünü açıkça dayatıyor. Büyük öfke ve tepki temelinde tüm Kürdistan’a yayılan Kürt direnişinin bu çerçevede doğru anlaşılması gerekiyor. Söz konusu büyük öfke ve tepkiyi yaratanın Kürdü inkar eden ve kültürel soykırıma tabi tutan sistem olduğunu herkesin bilmesi önem taşıyor. Yine söz konusu tepkiye doğru yaklaşımın da ancak Kobanê’yi korumak ve Kürt sorununu çözmek olduğunun da iyi bilinmesi gerekiyor.
Fakat gerçek böyle olmakla birlikte, her yerde sokağa çıkma yasağı ilan eden ve kolluk kuvvetlerini harekete geçiren AKP Hükümetinin olayları doğru okuyamadığı anlaşılıyor. Bunun için de bir yandan polis ve orduyu harekete geçirirken, diğer yandan da Kürtleri ve sol demokratik hareketleri engellemek için hazırladıkları anlaşılan BBP ve Hüda-Par denen yerel militer güçleri harekete geçirdikleri gözleniyor. Tecrübeli Türk özel savaş güçlerinin her yerde sokağa sürüldüğü görülüyor. AKP Yöneticileri basın üzerinden Kürtleri tehdit etmeye ve bu temelde korkutmaya çalışmaya devam ediyor.
Her şeyden önce şunu ifade etmek gerekir ki, mevcut zihniyeti ve politikaları ile AKP ciddi bir biçimde yanılıyor. Mevcut düşüncesi ve pratiği AKP’nin Kürdü inkar ve imha sisteminden vazgeçmediğini net bir biçimde gösteriyor. AKP Hükümeti tüm gücüyle dört parça Kürdistan’da gelişen Kürt tepkisinin Kobanê ile bağlantısının olmadığını iddia ediyor. Başta Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP yöneticileri Bakurê Kürdistan’da yaşanan olayların Kobanê’deki durumla bağlantısının olmadığını belirtiyor.
Sadece bu bile Tayyip Erdoğan ve AKP yöneticilerinin Kürdü inkar ve imha zihniyetinden vazgeçmediğini göstermeye yetiyor. Bu zihniyete göre zaten Kürt ulusu diye bir şey bulunmuyor. Dolayısıyla da Kobanê ile Suruç’un, Kamışlo ile Nusaybin’in Rojava Kürdistan ile Bakurê Kürdistan’ın bir ilişkisi olamaz! Burada yaşayanların birbirlerini desteklemesi ve sahip çıkması diye bir şey söz konusu olamaz! Yaşanan olayları Kobanê’den kopartan anlayış işte böyle bir Kürt karşıtı zihniyet ve politikadan kaynaklanıyor.
AKP Hükümeti Kürtlerin taşan öfke ve tepkisini “Terörizm ve kamu düzeninin bozulması” olarak tanımlayıp kolayca işin içinden çıkmaya çalışıyor. Buna karşı da Türk özel savaş sistemini harekete geçirerek sonuç almak istiyor. Kürtlerin her şeyi göze alarak, ölüm ve tutuklanma dahil her uygulamaya göğüs gererek böyle bir eylemliliğe neden giriştiğini hiç sorgulamıyor! Bunun arkasındaki Kürt sorununu, Kürtlerin yok sayılarak her türlü hakaret altında yok edilmeye tabi tutulmalarını hiç görmüyor! Ucuz bir “Terörizm” suçlamasıyla her şeyi gizlemeye çalışıyor.
Bunun için de olayların arkasında hep bir “Gizli el” arıyor. Dikkat edilirse, hem AKP yöneticileri ve hem de AKP’li yazarlar yaşanan olayları hep bu “Gizli ele” bağlıyor. “Birileri tarafından düğmeye basıldığı” iddia ediliyor. Yaşanan olaylarda hep “Dış güçlerin parmağı” aranıyor. Oysaki her şey Türkiye’nin içinde! Mevcut ulus-devlet sisteminin yapılanışında! Bu devlet sisteminin başta Kürtler olmak üzere farklılıkları inkar eden antidemokratik tekçi yapısında! Çözülemeyen Kürt sorununda ve demokratikleşmenin bir türlü gerçekleştirilememiş olmasında! AKP iktidarının on iki yıldır bu konularda hep umut verip de pratikte hiçbir şey yapmayan oyalayıcı politikalarında!
Ama AKP Hükümeti de, kendisinden önceki cumhuriyet hükümetleri gibi bu konuda faşist tekçi ve inkarcı! Dolayısıyla Türkiye gerçeğini doğru tahlil edemiyor, Türkiye’nin sorunlarını ortaya doğru koyamıyor. Faşist inkar ve imha siyasetini ısrarla sürdürüyor. Bu da çözümsüzlüğü derinleştirerek mevcut olayları hazırlıyor. Bu konuda oyalayıcı, aldatıcı, hilekar tutum ve tavırlar ise mevcut öfke kabarmasını ortaya çıkarmış bulunuyor.
Halbuki bu tür olayları “gizli ellerin” veya “dış güçlerin” yaratması mümkün değildir. Eğer içerde zemini olmasa, o zaman hiçbir güç bu tür bir tepkiyi yaratamaz. Dikkat edilirse, söz konusu tepki olaylarının arkasında değil bir “gizli el”, ciddi bir örgüt bile yoktur. Mevcut olayların tamamen ulusal-demokratik bilince ve öfke kabarmasına dayandığı, içinde planlı yönetime dayanan bir örgütlülüğün olmadığı açıktır. Olayların farklılığı, aniden çıkışı, sadece yakıp yıkmayı içermesi bu gerçeği netçe göstermektedir. Demek ki herkesin, özellikle de AKP Hükümetinin Kürtlerin ortaya koyduğu söz konusu tepkiyi doğru anlaması ve gereken demokratik tutumu göstermesi gerekiyor. Bunun için de olayların nedenlerinin ortaya doğru konması önem taşıyor. Söz konusu sert tepkinin arkasındaki Kürt sorununu, bu sorunu çözme konusunda AKP Hükümetinin gösterdiği oyalayıcı ve tahrik edici tutumu iyi görmek gerekiyor. Bu durumdan kaynaklı olarak göz göre göre Kobanê’de yaşanan soykırımın Kürt insanında yaratığı derin öfkeyi iyi anlamak önem taşıyor.
AKP Hükümetinin, bu gerçekleri anlayacağına ve yarattığı tepkiyi doğru çözümleyeceğine adeta yangına körükle gitmesinin olayları bu düzeye getirdiği tartışmasızdır. Cumhurbaşkanı olarak Tayyip Erdoğan’ın birçok kez “IŞİD ile PKK aynıdır” demesinin, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “Türkmenler katledilirken ses çıkarmayanlar bizden Kobanê tutumu isteyemez” diyerek açıkça ayrım yapmasının Kürtlerdeki söz konusu tepkiyi bu düzeye çıkarıp adeta taşırdığı açıktır.
O halde, her şeyden önce bu öfkeyi ve tepkiyi yaratan üsluptan uzak durmak gerekiyor. Esas olarak da gecikmeden Kürt sorununun demokratik çözümünün gerçekleştirilmesi gerekiyor. Fi tarihine bırakılmış bir “Çözüm sürecinin” artık tepki kaynağı haline geldiğinin görülmesi gerekiyor. Bunun için de mevcut taktik ve oyalayıcı yaklaşımların aşılarak, gerçek bir zihniyet ve strateji değişimi temelinde Kürt sorununun çözümüne stratejik yaklaşarak çözüm planları geliştirmek önem taşıyor.
AKP ve TC zihniyetinde ve izlenen politikalarda stratejik değişiklik olmazsa Kürt sorununu çözecek bir süreç geliştirilemez. Kürt sorunu çözülmez ve Türkiye gerçek bir demokratikleşmeye kavuşturulmazsa da bu tür olayların sonu gelmez. Herkes aklını başına toplamalı ve söz konusu tepkinin nedenlerini doğru çözümleyerek, benzer olayların zeminini yok edici demokratik değişimi gerçekleştirmek için çalışmalıdır. Bu gerçekleşene ve Kürt sorunu çözülene kadar Kürt halkının direnişinin devam edeceği herkesçe çok iyi görülmelidir!Hakkari’den.........
Kürt tepkisini doğru anlamak
"Kobanê düşüyor" haberi yediden yetmişe tüm Kürtleri ayağa kaldırdı. Bakurê Kürdistan’ın tüm kent ve kasabalarında Kobanê’yi destekleme ve sahiplenme eylemleri gelişti. Bazı yerlerde halk direnişlerine yönelen kontra saldırıları, olayları amacından saptırmaya çalışsa da, bir bütün olarak Kürt toplumunun ortaya koyduğu büyük tepkinin Kobanê ile bağlantılı olduğu gölgelenemedi. Bakurê Kürdistan halkının ulaştığı bilinçlenme ve örgütlülük düzeyinin tüm parçalarda Kürt halkının varlık ve özgürlük mücadelesinin güvencesi olduğu açıkça görüldü.