Abdullah Öcalan’ın kurduğu PKK öncülüğündeki Kürdistan’daki özgürlük mücadelesi artık küresel bir güç haline geldi. Red-inkar ile varlığı kabul edilemeyen Kürdistan ülkesi, toplumu ve halkı artık temel bir gerçeklik olarak Ortadoğu’nun ortasında devrimsel özellikleri ile kendisini görünür kılmıştır. 

Ancak Kürdistan üzerindeki sömürgeci devletler, özellikle de Türk devleti, bu gerçekliği görmek, kabul etmek ve geçerli kılmak istememektedir. Kürtlerin stratejik olarak Türk, Fars, Arap halkları ile ortak yaşama talebini görmezden geliyor. Askeri zor ve baskı ile Kürdistan üzerindeki sömürge politikalarını sürdürmek istiyor. 

Geçmişte statükocu Türk devletinin red-inkar politikalarını şimdilerde Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarı sürdürüyor. Erdoğan ve çetesi Kürtleri ezmek konusunda Türk ulusalcıları, Ergenekoncuları, askerlerle ortaklaşarak Kürtleri ezeceğini düşünüyor. Süleyman Demirel, Tansu Çiller ve Doğan Güreş ekibinin 1990’larda yürüttüğü askeri zorla PKK’yi ezme stratejisini şimdi Tayyip Erdoğan-Ahmet Davutoğlu ve Hulusi Akar yerine getirmeye çalışıyor. 

Halkın öz yönetim direnişini sürdürdüğü bugünlerde Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu "dağları, kentleri, sokakları, evleri tek tek bitireceğiz" diyerek savaş konseptinin varacağı boyutu ifade ediyorlar.

Peki Kürt Özgürlük Hareketi, devletin bu baskılarına boyun eğer mi? PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan Med Nûçe TV’de Erdoğan ve Davutoğlu’nun bu sözlerine çok sert yanıt vermiş ve "Erdoğan ve ekibi bin yıl önce geldiği yere kovalanır!" diyerek tarihi bir hatırlatmada bulunmuştu. Duran Kalkan, Kürtlerin, PKK'nin artık direniş kararı verdiğini ve bu direnişten geri adım atılmayacağını da özellikle belirtti ve "Kürt-Türk kardeşliği, devletin bu politikaları ve Türkiye toplumunun sessizliği ile artık ‘hikaye’ olmak üzere" tespitini yaptı. KONGRA-GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal ise Türkiye’de gidişatın iç savaşa doğru yol aldığını söyledi. Remzi Kartal, Türkiye toplumunun duyarlı ve uyanık bir tutumla Kürt halkının taleplerinin yanında yer almazsa, Türkiye’nin Suriyelileşeceği uyarısını yaptı.

Kürdistan’da sokaklara baktığımızda, devlet güçlerinin girmek istediği alanlardaki yarattığı tahribatlara baktığımızda ortaya çıkan görüntülerin Halep’i, yıkım içindeki Bağdat’ı ve 1990’lardaki Balkanları hatırlattığını rahatlıkla söyleyebiliriz. 

Kürdün çoluk çocuğunu, yaşlısını gencini, kadınını erkeğini katleden, tarihi yapılarını yakan, mezarlıklarını, dağlarını bombalayan bu devletle kim yaşamak ister ki! Kürdistan’daki gençlerin ve kadınların öncülüğündeki barikat hendek direnişleri ile Kürdistan kendi onurunu, haysiyetini korumak için direnirken ortaya çıkan sosyolojik gerçeklik kendisini gösteriyor.  

Kürtler artık Türk devletinin hiçbir emaresini Kürdistan’da görmek istemiyor. Tarihsel ve sosyolojik olarak iç içe geçmiş Kürdistan-Türkiye toplumunun sentezi hızla ayrışıyor. Kürdistan’da bu çok somut olarak asker-polis-devlet bürokrasisi ile ayrışma olarak ortaya çıkıyor. 

Bu durum Türkiye kentlerine ise Kürt-Türk ayrışması olarak yansıyacak ve Türkiye kentleri bir bütün olarak iki ayrı cepheye bölünecektir. İşin özü şudur; Türkiye’deki demokrasi güçleri, Türk medyası AKP ve Erdoğan çetesinin yarattığı korku blokunu kıramazsa Türkiye bir bütün olarak kaybedecektir. 

Tarihi ve sosyolojik Kürt-Türk ilişkileri bir ayrışma yaşayacak ve kaos aynen Suriye’de olduğu gibi Türkiye’ye yerleşecektir. 

Eğer bu istenmiyorsa Türk-Kürt ilişkilerini tarihsel olarak okuyan, güncel olarak stratejik ele alan ve ortak bir gelecek kurgusunu gerçekleştirebilecek olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a giden yollar açılmalıdır.