Kürdistan’daki değişim ve gelişmeler bölge ve uluslararası alanın en sıcak ve canlı konusu. Üç gelişme Kürdistan’ı tartışmaların ana unsuru yaptı.

1-) Rojava’da Kürtler bölgelerinin idarelerini sağlıyorlar ve Suriye’de belirleyici bir pozisyondalar.
2-) Öcalan’ın çağrısı ile barış süreci başlatıldı. Süreç ağır aksakta olsa sürüyor.
3-) Güney Kürdistan’da dört parçanın siyasi temsilcilerinin katılımı ile “ulusal konferansa” hazırlık toplantısı yapıldı.
Türkiye’nin desteklediği El Nursa (El Kaide) YPG tarafından Serêkaniyê ve çevresinde ağır bir yenilgiye uğratıldı.
Rojava Kürtleri bölgelerine her geçen gün daha çok egemen oluyorlar.
Öcalan barış süreci ile sağlamaya çalıştığı özünde bir “Türk-Kürt ittifakıdır”. Bunu yüzyılımızın en önemli gelişmesi olarak değerlendiriyor.
Türk hükümeti PKK liderinin gerçekleştirmeye çalıştığı “Türk-Kürt ittifakını” paylaşmıyor görünse de bunu düşündüğü söylenebilir. Bu süreçte Türk tarafının kazanan mı kaybeden mi olacağı burada sergileyeceği tutuma bağlıdır.
Öcalan’ın başlattığı “barış sürecinin” amacı bu ittifakı gerçekleştirmek ve sağlamlaştırmaktır. Bu sağlandığında her iki halkta demokratik gelişme, özgürlük ve ekonomik refahta kazanan olacaklar. KCK ve PYD bunu kolaylaştırıcı pozisyon içindeler. Hükümetin çözüm sürecine yaklaşımı ile Rojava’da alacağı pozisyon paralellik gösterecektir.
Barış ve çözüm süreci neye evrilir sorusu elbet önem taşıyor. Önümüzdeki bir ay kartları açık edecektir.
AKP hükümeti ağır, isteksiz ve hazırlıksız gibi görünse de barış sürecinin arkasında durmaya devam ediyor. Ancak ağır, isteksiz ve hazırlıksız bir tarafın sürecin arkasında durması da nihai barış için yeterli değil. Nitekim KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık ANF’ye yaptığı açıklamasında hükümetin tutumu için; “şimdiye kadar geliştirilen yaklaşımları doğru ve ciddi görmüyoruz” dedi.
Hükümet hızlı, samimi ve hazırlıklı olmak durumundadır.
Böyle olmazsa süreç ilerlemez.
Güney Kürdistan’da ulusal konferans için Mesud Barzani’nin Öcalan ve Mam Celal adına yaptığı çağrı çözüm sürecinin bir sonucudur. Barzani’nin Öcalan’ın çağrısına sahip çıkması Türkiye’yle başlatılan stratejik işbirliğinin sonucudur. Türkiye’nin rezervini kaldırmadan Barzani’nin böyle bir çağrı yapmasının imkanı yoktur. Kürdistan’ın kuzeyi, batısı ve güneyi Kürt-Türk ittifakına okey diyorlar. Türkiye bundan kaçamaz. Kaçarsa kaybeder.
Öcalan’ın projesi başarılı olursa bir Anadolu-Mezopotamya ortaklaşması ile etkisi ve demokratikleşmesi güçlenecektir.
Bütün parametreler tarafları buna zorluyor.
Türkiye’nin Rojava Kürtlerine arka çıkması ve El Kaide unsurlarına tavır alması gerekiyor. Çözüm ve ittifakın ancak bu biçimde gerçekleşme şansı vardır.
Bölgenin yeni gerçeklerine hızla adapte olmakta yarar var.
BDP milletvekili Altan Tan, Suriye ve bölgeyi iyi okuyamıyor. Onun gibi süreci ve bölgeyi okumayan siyasetçiler Kürtleri tehlikeli ittifakların kucağına atma hevesindeler. Nihayetinde Suriye konusunda Erdoğan Hükümeti gibi Tan’da yanıldı. Onlar Suriye’nin erken çözüleceğini sandılar. Batı ittifakının galip geleceğini ve Rusya-Çin-İran ittifakının Suriye’de kaybedeceği öngörüsü ile hareket ettiler.
Kürtler Suriye’de başından beri ulusal çıkarlarını ön plana aldılar ve üçüncü bir tarafı yani demokratik çözüm tarafında olacaklarını söylediler. Ne dışarıdan devşirilen ÖSO çetelerinden taraf oldular ne de Esad’ın diktatörlüğüne eyvallah ettiler. Çözümü Suriye’nin içinde aradılar.
Birilerine yamanmadan, birilerinin kuyruğu olmadan proje geliştirdiler ve projelerinin başarı şansı yüksek.
Diyalogdan taraf oldular. Nihayet uluslar arası güçler Rusya ve ABD’de de bu noktaya gelmiş durumda. Cenevre 2 konferansı bunun resmi adı.
Hewlêr Konferansı ile birlikte güç dengeleri değişecektir. 
Hewlêr Konferansı’na giden süreçte Türk hükümeti ve bölgesel güçler konumlarını açık edeceklerdir.
Rojava’da yaşananlar bütün taşları yerinden oynatacaktır; yerinden çıkan taşlar yeni yerlerini bulacaklardır.
Dolayısıyla Hewlêr Konferansı, barış süreci ve ittifak Rojava’nın kaderinde belirleyici olacaktır.