Tarihte bu tür insan bilinç ve vicdanını donduran dehşetler arenalarda seyirlik sunulurdu; insanlar arenalarda arslanlara yem edilir, akılalmaz vahşet karşısında kendinden geçercesine coşa gelmiş kitle, zevkle-hazla “öldür!”, “öldür” diye bağırırmış. Bugün Roma arenalarına ne hacet!
Bütün çirkefliği, acımasız, dehşetli soğukkanlılığı ile egemen sistem, yarattığı tecavüz-soykırım ve tüketim kültürü, yarattığı ve kullandığı insan profili ile en çıplak haliyle çöküş süreçlerinde açığa çıkar. Maskesi düşmüştür artık. Çıkışı olmayan sistemler son demlerinde, maddi-manevi olarak en dibe vururlar. Artık iliklerine kadar işleyen korku, dehşet ile ancak toplumlar, halklar, kadınlar teslim alınabilir ve iktidara tabi olabilirler. İnsanlığın en tortulaşmış, en toplum-dışı kesimlerin insanlığın tarihsel-toplumsal değerlerine gözü dönmüşcesine sınırsız saldırı halidir. Din adına, Millet, siyaset adına, ahlak-ilke adına cehalet, fanatizm, sapkınlık, saldırganlık, sapıklık hepsi egemen sistemin çöküş belirtileridir. Medya bunları tekil-münferit şu veya bu tarafa mal edilen seyirlik olaylar gibi sunsa da, aslında verilen mesaj çok daha sistemli ve planlıdır. “Biz oturup-kalkıp halimize şükredelim!” dedirten cinsten.
Kadına uygulanan sistemli kölelik dehşetini o nedenle tecavüz kültürü olarak tanımlıyoruz. Her gün “gelenek, gelinlik, namus” adına kendine, tarihine, öz değerlerine yabancılaştıran iliklere kadar işleyen ölümden beter kıpırtısız iradesizce bir teslim alma durumudur. Kadın cinayetlerinin bu kadar binlerce yıllık kadın kölelik sisteminden kopuk, hevesli bir şekilde medyada işlenmesi tersinden bir şeylere hizmet etmiyor mu? Kadına yönelik tecavüz kültürü egemenlikli sistemin binlerce yıllık çıkmaza dayalı, topluma karşı kurulmuş en vahşi tuzaklarının toplamıdır. Ölümden beter yaşama şükretmek! Sesi soluğu kesilmiş, gözlerden ırak kuytu karanlık dehlizlerde belleksiz ve bedeniyle-ruhuyla işgal altında yaşamak. Kader, Bahar, Çiçek, Aynur, Nurgül vs. vs. isimlerin anlamlarına ters varoluşlar; asla baharlaşmamış baharlar, tohumunda çürümüş çiçekler, nurlanmamış zifiri soğuk aylar ve asla aydınlığa çıkamamış güller.
Cenevre Konferansı böylesi bir arkaplanda gerçekleşiyor. Kimler neyi, hangi zihniyet ve hangi yöntemlerle çözecek? İki yüzyıldır Ortadoğu’yu yaşanmaz bir çöle çeviren, ölümün kolgezdiği bir coğrafyaya çevirenler mi? Demokrasi çıkar mı sizce bundan?! Çıkacak olan tek şey var; yeniden kesip-biçilmek istenilen bir coğrafya ve halklardır.
Tam da böylesine bir dehşetin ortasında Rojava bir vaha gibi. Adına layık bir Cizîrê; yani ada. Bir çiçek gibi. Yaşam alanı. İnsanlar korkmuş, dehşet içerisinde kaçıp bu vahaya sığınıyor. İnsanlık değerleri adına hafızamıza kazınan ne varsa; özgürlük, demokrasi, eşitlik, kardeşlik, dayanışma diye tanımladığımız yaşam kaynağı burada modele dönüşüyor. Alternatif demokratik sistemin küçük ama dev adımı atılmış oldu. 21. Ocak günü sadece Kürtler için değil, Ortadoğu halkları ve özellikle kadınları için kendi tarihini yazma, kendi öz yönetimini oluşturma günü olarak tarihe geçecektir. Herkes büyük bir umut, merak ve gönül birliği içerisinde anlamaya çalışıyor. Dönüp bakma gereğini duyuyor.
Rojava tam da Cenevre Konferansı arifesinde kendi demokratik özerk sistemini ilan etti. Bütün Ortadoğu halklarına, Kürt halkına ve bütün Ortadoğu kadınlarına kutlu olsun!
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın perspektifi temelinde “Demokratik Suriye, Özgür Kürdistan” sloganı ile demokratik özerk Cizîrê ve Kobanê Kantonları Meclisini ve geçici-kurucu hükümetini ilan etti. Arap, Süryani, Kürt halklarının temsil edildiği, üç resmi dilli, çok kültürlü, çok dinli-mezhepli ve en önemlisi de kadınların özgür irade ve örgütlülüğü ile temsil edildiği bir öz yönetim modeli. Diğer demokratik özerk Efrîn Kantonu da kendini ilan edecekler. Bütün o kararmış, karartılmış Ortadoğu coğrafyasında bir bahar esintisi. Modeli tartışmak-değerlendirmek gerekiyor. Fakat aydınlatıcı, yapıcı, kurucu, kültürleştiren, iradeleştiren, yaşatan, bütünleştiren, nefes aldırtan iyileştirici etkisini önce derinden hissedelim.
Ortadoğu asıl şimdi baharlaşıyor. İki yüz yıllık egemenlikli sistemin ve uluslararası kapitalist sistemin yaşattığı halkları birbirine kırdırtma, boğazlatma, halklara reva görülen zenginlik içerisinde yoksulluk, bolluk içerisinde açlık ve ölüm politikalarında hızla yayılacak ve genişleyecek olan bir gedik açılmış durumdadır. Şimdi bütün gücümüzle ve bilincimizle Rojava’ya ve öz değerlerimize sahip çıkma zamanı. Öncülüğünü kadınların yaptığı ve etkin rol oynadığı bir devrim. Bir Kürt ve kadın baharı!
Rojava Devrimi bütün kadınlara kutlu olsun!
Kürt ve kadın baharı