
Türk cezaevlerindeki PKK ve PAJK’lı tutsakların 12 Eylül’de başlattıkları süresiz dönüşümsüz açlık grevi, birbuçuk ayı geride bırakarak artık ölüm sathında. Tutsaklardan bazılarının vücutları artık sıvı kabul etmiyor. Türk devleti, talepleri duymazdan gelip eylemi boşa çıkarmakla uğraşıyor. Manipüle ettiği Türk kamuoyu duyarsız. Çeşitli eylem ve etkinliklerle çocuklarına sahip çıkan yurtsever Kürtler de devletin gadrine uğruyor. Bütün olumsuzluklara rağmen ölümden gözlerini kırpmayan Kürt tutsaklar, anadilde eğitim ve savunma hakkı ile Öcalan’ın özgürlüğü şeklinde formüle ettikleri taleplerinin meşru ve doğal olduğu kadar barış ve çözümün de anahtarı olduğunu haykırıyor. İşte cezaevlerinden dışarıya yansıyan son durum ve tutsakların çığlıkları:
Artık sıvı alamıyor
Siirt E Tipi Kapalı Cezaevi’nde 48 gündür açlık grevinde olan 4 kadın tutsağın mideleri artık sıvı kabul etmiyor.
Siirt E Tipi Kapalı Cezaevi’nde 12 Eylül’den itibaren süresiz-dönüşümsüz açlık grevine giren tutsakların sağlık sorunları ağırlaştı. Açlık grevine giren tutsaklarla cezaevinde görüşen İHD avukatları Roja Arslan ve Yavuz Çelepkolu, açlık grevindeki tutsakların midelerinin önceki geceden itibaren sıvı kabul etmediğini belirtti. Sıvı alan tutsakların kustuğunu aktaran avukatlar, her gün saat 14.00 ve 15.00’te cezaevi doktorunun rutin kontrollerini yaptıktan sonra gittiğini aktararak, gece oluşabilecek ani bir sağlık problemi halinde müdahale edecek bir doktorun bulunmadığını ifade etti. Avukatlar, doktorun hazır olmadığı sırada tansiyon ölçümlerinin gardiyanlar tarafından gerçekleştirildiği dile getirerek, Siirt Cumhuriyet Başsavcısı’nın cezaevi idaresi ile açlık grevinde bulunan tutsaklara ilişkin toplantı yaptığını ve Pazartesi gününden itibaren açlık grevine girenlerin ayrı bir koğuşa alınması talimatının verildiğini öğrendiklerini belirtti. Avukatlar, ayrı koğuşa alınmaları durumunda refakatçı olmaya da izin verilmediğini dile getirdi.
B1 vitamini verilmiyor
B1 vitamin verilmeyen cezaevleri sayısı artıyor. Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi’nde süresiz ve dönüşümsüz açlık grevi eylemi gerçekleştiren 20 tutsağa B1 vitamini verilmiyor. Tutsak yakınlarının verdiği bilgiye göre cezaevinde toplam 20 tutsak eylemde.
B1 vitamini hayati
Özellikle B 1 vitamini eksikliği nedeniyle birçok tutsakta aşırı kilo kaybı, denge bozukluğu, görme keskinliğinin düşmesi, kanama, eklem ağrıları, baş ağrısı ve işitmede zorluk çekme gibi rahatsızlıklar yaşanıyor. Nörolojik belirtilerin kalıcı hasara dönüşmemesi için B1 vitamininin mutlaka alınması gerektiğini vurgulayan Diyarbakır Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Cengiz Günay, bu vitaminin alınmaması halinde ‘Wernicke korsakoff’ ve ‘Wernicke ensefalopatisi’ olarak tanımlanan bilinç kaybı, güçsüzlük ve hareket sisteminde geri dönüşü olmayan rahatsızlıklara yol açacağı uyarısında bulundu. B1 vitamininin açlık grevinde bulunanlar için hayati önem arz ettiğinin altına çizen Günay, bu vitaminin şeker kadar meşru olduğunu ifade etti.
Aşırı kilo kaybı
Açlık grevi eylemcilerinde ciddi kilo kaybı olduğunu hatırlatan Günay, şunları ifade etti: “Vücut özellikle enerji metabolizmasını kullanırken, kas dokusunda ve yağ dokusunda depolanan enerjileri kullanır. Açlık grevinde 35’nci günden sonra asıl temel olan ‘binanın kolonları‘ dediğimiz kolonların kullanılmasına başlanılıyor. Yani proteinler kullanılmaya başlanıyor. Ciddi kilo kayıpları, 35’nci günden sonra kalıcı hasarlara yol açıyor.”
Adalet Bakanlığı’ndan cevap yok
Baş dönmesi, bulantı, eklem ağrıları, baş ağrıları, kanama ve görme keskinliğinde azalma gibi bulguların sadece cezaevinde olan aile hekimlerinin kısa süreli ziyaretlerinde tespit ettikleri bulgular olduğunu aktaran Günay, bu konuda uzman bir heyetin yerinde tespit yapması amacıyla Adalet Bakanlığı’na ve Diyarbakır Başsavcılığı’na başvuruda bulunduklarını ifade etti: “Maalesef bu güne kadar Adalet Bakanlığı’ndan ve Başsavcılıktan bize bir cevap gelmedi. Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde görevli hekim, aile hekimi olduğu için uzman talebinde bulunmuştur. ‘Ben 45’nci günde mevcut tabloyu değerlendiremiyorum’ diye uzman talebinde bulunmuştur. Sağlık Bakanlığı tarafından uzman gönderilmemiştir. Artık geç olmadan uzman bir heyet cezaevlerine gidip, açlık grevindekilerin durumunu yerinde tespit etmelidir.”
Her gün ölüme yaklaşıyorlar
BDP, İHD, Diyarbakır Tabip Odası, MAZLUM DER, TİHV, TUHAD-FED ve SES temsilcilerinin de aralarında bulunduğu Cezaevi İzleme Komisyonu üyeleri de önceki gün Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde açlık grevinde olan tutsaklarla görüştü. Heyetin tutsaklarla yaklaşık iki saat süren görüşmesi sonrasında cezaevi önünde basın açıklaması yapıldı. BDP Eşbaşkan Yardımcısı Av. Meral Danış Beştaş, bazı tutsakların görüşme yerine tekerlekli sandalye ile geldiğini belirterek, ailelerin tedirgin olmaması için bu kişilerin kimliğini açıklamama kararı aldıklarını ifade etti. Beştaş, gözlemlerini şöyle aktardı: “Bazılarında baş dönmesi ve göz kararması daha ciddi aşamada. Bunlar bünyeye göre farklılık gösteriyor. Bazıları yattıklarını çıkamayacaklarını söylediler. Özellikle aileler ciddi bir şekilde tedirgin oldukları için isim kullanmamaya karar verdik.”
Hükümet hemen adım atmalı
Diyarbakır Barosu Başkanı M. Emin Aktar ise, açlık grevlerinin demokratik bir protesto şekli olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Bu demokratik protesto şeklini ortaya koyan insanların sesine kulak verilmesi gerekiyor. Taleplerinin dillenmesi gerekiyor. Temel talep aslında Kürt meselesinde geldiğimiz tıkanıklığı açma talebidir. Bedenlerini açlığa yatırarak ‘Kürt meselesindeki tıkanıklığı aşalım, Kürt meselesinde müzakere ve diyalogu esas alarak çözüm arayalım’dır. Diğer önemli bir talep, anadille yaşama talebidir. Kendi dillerinde yaşama talebidir aslında. Kendi dillerinde savunma yapabilme, kendi dilleriyle eğitim alabilme, kendi dillerinin kamusal alanda kullanma talebidir.”
Baro Başkanı Aktar, hükümetin bu konuda bir an önce adım atması gerektiğine dikkat çekerek, “Gecikilen her gün insanların bedenleri üzerinde dönülmez zararlara yol açacaktır. Gecikilen her gün insanların yaşam hakkını yitirmeleri riskini artıracaktır. Biz onlarla birlikte burada olmaya devam edeceğiz. Hergün avukat arkadaşlarımız onları ziyaret edecek ve kamuoyuna duyarlılık çağrılarımızı yenileyeceğiz” dedi.
Görüşlere çıkmıyorlar
Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan Heyyat Kaya ve Bülent Akman, Diyarbakır Tabip Odası‘na (DTO) mektup gönderdi. DTO’ya duyarlılık çağrısında bulunan Kaya ve Akman, arkadaşlarının 12 Eylül tarihinden beri süresiz-dönüşümsüz açlık grevlerine başladıklarını belirterek, şunları kaydetti: “İki temel talep kabul edilmediği sürece arkadaşlarımız açlık grevine son vermeyeceklerdir. Bu talepler karşılanana kadar biz açlık grevine girmeyenler de görüşlere çıkmayacağız.”
Cezaevleri önünde ayrılmayın
Açlık grevinde bulunan kadın tutsaklar da yazılı bir açıklama yaparak duyarlılık çağrısı yaptı. Cezaevlerinde bulunan tüm tutsak kadınlar adına yapılan açıklamada başta kadınlar olmak üzere Kürt halkı ve ailelere seslenildi: “Biz onurlu bir yaşamın kavgasına koyulurken, sizlerin özgürlük arzusu ve değerlerinizle yaşam direncinizden güç aldık. Bin bir bedelle yaratılan değerler ve özgürlük düşlerinizden feyiz aldık. Onları kendimize katık ettik. Sizlerden esinti aldığımız umut ve özlemleri yaşamsallaştırmaya çalışırken her daim yanımızdaydınız. Direnmenin erdemi özgür yaşamın tutkusu, kendi kimliğinle değer olmanın yüceliği sizden bize mirastır. Bu mirası mücadele alanında deneyimledik. Ve daha ileriye taşımanın kavgasını birlikte yürüttük. Her yerde ve tüm zamanlarda yanımızdaydınız. Bizi hiçbir zaman yalnız bırakmadınız. Şimdiye kadar neyi başardıysak kendi halkımızın özgücü ile başardık. En sıradan doğal, bir hakkı bile kat be kat bedeller ödeyerek aldık.
Dün yapılan bugün yetmiyor
Dün olduğu gibi bugün ve yarın da bu böyle devam edecektir. Ancak bugün dün yapılanın yeterli olmadığı bir gündür. Bayramlara ölüm gölgesinin düşeceği günlerden geçeceğiz. 47’nci günümüze gelen açlık grevinin her saniyesi ve dakikasının önemli olduğu bir dönemdeyiz. Bizler, ölümün yaşamla dans ettiği bu günlerde bayram kutlamıyoruz. Görüşe çıkmamamıza rağmen 24 saat cezaevi kapısı önünde çadır açın. Eylem yapılması ve onurlu yaşam direnişi nöbeti tutulması gerektiğini düşünüyoruz. Her platformda taleplerimizi dile getirip yetkili tüm kurumların kapıları aşındırılmalıdır. Rahat uyku uyumayan anne ve babaların olduğu bir ülkede hiçbir yetkili de rahat uyumamalıdır. Hiçbir ikirciklik yaşamadan başladığımız eylemimizde dile getirdiğimiz en meşru ve insani talepler kabul edilinceye kadar eylemimize devam edeceğiz.”
HABER MERKEZİ
Sonuç alınıncaya kadar
Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde 12 Eylül’den bu yana süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eyleminde bulunan Davut Polat ve Ercan Şengül, eyleme katılma amaçlarını ve yaşadıklarını anlattıkları röportajı DİHA’ya gönderdi.
Ercan Şengül: 1980 Amed/Silvan doğumlu. 1996’da PKK saflarına katıldı. 2009’da esir düştü.”Ölümlerin olmaması için kendi bedenimi ölüme yatırıyorum. Şu an tek silahım budur” diyor.
Davut Polat: 1983 Hakkari/Yüksekova doğumlu.2008 yılında rehin alındı. “Bu bir halkın ‘varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlama’ mücadelesidir” diyor.
Bir halk için dilin önemi bilinmektedir. Peki bu konuda Kürtler neler yapmalıdır?
Ercan Şengül: Asimilasyon merkezleri olan okulları boykot etmeli. Tüm resmi dairelerde Kürtçe taleplerimizi dayatmalı hatta yaşamın 24 saatini Kürtçe dilini kullanmaya vermeliyiz. Tarihimize, kültürümüze ve dilimize bedeli ne olursa olsun sahip çıkmalıyız.
Davut Polat: Kürt halkı artık daha net tutum sahibi olmak zorundadır. Artık asimilasyoncu sistemin tüm bağlarından kurtulmak tarihi bir zorunluluktur. Her alanda Kürtçe konuşma esas olup Kürtçe yaşama hakim kılınmalıdır.
“Eylemimiz sonuç alınca ya kadar sürecek” açıklamasını yaptınız. Bunun için halkımıza ve demokratik kamuoyuna çağrınız ne olabilir?
Ercan Şengül: Bizler sessiz kaldıkça, süreç şiddetle çıkmaza sürüklenecektir. Köprüler yıkılmadan ve insanların ölmemesi için bedenimizi ortaya koyuyoruz ve sonuna kadar gideceğiz. Sizler de bu ölümlere seyirci kalmamak için elinizi taşın altına koymalısınız. Bu zulüm ve ölümlerin vebali sessiz kalan her insanın boynuna olacaktır.
Davut Polat: Evet, eylemimiz sonuç alıncaya kadar devam edecek. Zindan koşullarındayız, bu koşullarda yapabileceklerimizin hepsini yapacağız. Anı anına bir tarih yazılmaktadır. Özgürlük savunucusu herkesin bu süreci oluşturucu özne olarak katılması hayati önemdedir. Etkili bir direniş ağı halk ayağında görülüp bu zulüm sistemine son verme olanaklarına sahibiz. Artık söz söylemenin bir kıymeti kalmamıştır. Gecikmeksizin sürece aktif bir şekilde dahil olmalarını beklemekteyiz.
Cezaevinden BM’ye mektup
Midyat M Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan kadın tutsaklar ise Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki Moon’a mektup gönderdi.
Mektup’ta cezaevi idaresi tarafından sansürlenen ve mektubun bir başka sayfasına kırmızı kalemle yazılan kelimelere de yer verilerek siyasi tutsaklar üzerindeki baskıların geldiği boyutlara da dikkat çekildi: “Bizler, Türkiye’de 33 yıldır süregelen kirli ve imha çıkmazından çıkarılmayan Kürt sorunu endeksli acımasız ve zor bir savaşın sonucu olarak tutuklu bulunmaktayız… Bu savaşın bitmemesinin bir diğer sebebi de kuruluşunuza üye, ilgili devletlerin, başta AB, ABD, ve İngiltere’nin Türk devletine verdiği destek ve soruna ya kendi dar çıkarları, ya da kör endeksli yaklaşan veya Kürt inkarında rol oynayan devletler ve uluslararası kurumların rolü büyüktür… Kürt sorununa ilgisizliğiniz ve sessiz kalışınız bizleri derinden düşündürüyor ve yaralıyor… Kuruluşunuza üye bir ülkede 33 yıl süren bir sorun ve savaşa kayıtsız kalmanızı nasıl açıklıyorsunuz? Kürt halkı bu denli barış, çözüm isterken Türk devletinin buna karşı çözümün muhatabı Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı eşi görülmedik bir tecride tabi tutmasını, her gün gayri hukuki ve insani sürdürdüğü siyasi ve askeri operasyonları, en doğal insan hakkı olan ‘anadilde eğitim’ hakkını vermemesini nasıl duymamazlıktan ve görmemezlikten gelebiliyorsunuz. Yıllardır Kürt halkının savaş ve barış çığlıklarını duymak, evrensel insan hakları değerleri gereği, bu çığlığa bir ses vermenizi beklemekteyiz. Son 3 yıldır cezaevleri Kürtlerin mücadelesini veren Kürtlerle doldurulmaktadır. Cezaevlerinde bulunan onbinlerce siyasi tutsak bu savaşın bitmesi, sorunun bir an önce çözülmesi için iki temel talep doğrultusunda yüzlerce tutsağın katılımıyla süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemini sürdürmekte ve eylem 46. gününe varmaktadır. Yine bütün PKK-PAJK tutukluları hiçbir görüşe çıkmamaktadır. Size eylemimizi duyurmak için yazıyoruz. İki talebimiz: 1- Kürt Halk Önderimiz Abdullah Öcalan’ın Kürt sorununun çözüm gücü ve muhatabı olarak tanınıp bunun için güvenlik, sağlık ve özgürlüğünün koşullarının sağlanması. 2- Anadilde eğitim hakkının tanınması ve anayasal güvenceye alınmasıdır. Sürdürdüğümüz eylem uzadıkça ölümlerin olması kaçınılmazdır ve süreci uzatan ise çözümsüzlükte ısrar eden taraf, sorumlu olacaktır. Kuruluşunuz BM’nin üye ülke Türkiye’deki Kürt sorununun çözümü için temas ve girişimlerinin olması gerekmez mi? BM’nin cezaevlerinde iki talep doğrultusunda sürdürdüğü eylemlere duyarlı yaklaşmasını bekliyoruz.”
Sansürlenen kelimeler
Mektupta cezaevi tarafından sansürlenen ve kırmızı kalemle yazılan kelimeler ise şöyle: “Savaş, imha, Kürt varlığını, inkar politikasını, Kürt halkına karşı, dün çıkmadığı gibi, Türk devletine, Kürt inkarında rol oynayan devlet, Kürt sorununa, sessiz kalışınız, Suriye’de bulunan Kürt halkının, Kürt halkı, Kürt Halk Önderimiz, sorumlu olacaktır.”