Kadınlar kürtajın yasak olduğu ülkelerde çözüm olarak ya merdiven altı dediğimiz yerlerde tıbbi işlem gerçekleştiriyor ya da illegal yollarla kürtaj oluyor. Nihayetinde anayasal hak olması gereken bir işlemin yasaklanması nedeniyle yaşamını kaybeden kadınların sayısı ise hiç az değil.

 

ZABEL MİRKAN

 

“Kürtaj serbestisi, eğer kazanabilirsem, benim için artık devlete, bir aileye ya da istemediğim bir çocuğa değil, kendime ait olabilmemi sağlayacak coşku verici bir savaştır.” (Fransa’da yayınlanan 343 Kaltağın Manifestosu’ndan)

Kürtaj, kadın bedeni hakkında söz hakkına sahip olduğunu düşünenler tarafından on yıllardır kullanılan bir “koz”. Dünya çapında kürtajın anayasal hak olmasının önündeki en büyük engellerden biri ise din ve dinin gereklerini yerine getirdiklerini söyleyen dini figürler. Din faktörünün yanına etik, psikolojik faktörleri de ekleyince işin içinden çıkılmaz bir hâl almaması imkânsız. Ancak tüm engellemelere rağmen, kürtajın yasak olduğu ülkelerdeki oranlarla yasal olan ülkelerdeki oranlar hemen hemen aynı. Kadınlar kürtajın yasak olduğu ülkelerde çözüm olarak ya merdiven altı dediğimiz yerlerde tıbbi işlem gerçekleştiriyor ya da illegal yollarla kürtaj oluyor. Nihayetinde anayasal hak olması gereken bir işlemin yasaklanması nedeniyle yaşamını kaybeden kadınların sayısı ise hiç az değil.

 

Kürtajın tarihçesi

Peki kürtajın dünya tarihindeki seyri nasıl ilerlemiş, ona bakalım. Dünyada kürtaj hakkını yasal olarak tanıyan ilk ülke Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB). SSCB’de 1920 yılında kürtaj hakkı yasallaştı ve kürtajın serbest bırakılmasıyla SSCB’de kürtaja başvuran kadın sayısı 1934 yılında 700 bine ulaştı. Sayının bu seviyelere ulaşması üzerine 1936’da yasada yapılan değişikliklerle, kürtaj büyük oranda tıbbi koşullara bağlandı. İzlanda, Sovyetler Birliği’ni takip eden ülkelerden oldu. 28 Ocak 1935’te kabul edilen yasa ile doğum kadınların bedensel ya da ruhsal sağlığı açısından ciddi tehlikeler taşıyorsa ve hamileliğin 28. haftası geçilmemişse, kürtaja izin veriyor. Batı Avrupa’da, yine tıbbi nedenlerle kürtajı yasal hale getiren pek çok ülke İzlanda’daki uygulamayı örnek aldı. ABD’de ise kürtajın yasal hale gelebilmesi 1973’ü buldu. Üçüncü kez hamile kalan bekâr bir kadının Teksas’ta kürtaj yasağına karşı mücadelesi ülkenin en yüksek mahkemesine kadar çıktı. 9 yargıç vakayı 2 yıl inceledikten sonra 1973 yılında oy çokluğuyla kürtajın yasallaştırılmasına karar verdi. Amerika tarihine “Roe v Wade” ismiyle geçen davayla ülke genelinde kadınlar hamileliği sonlandırma hakkını elde etti.

Ancak ABD’de yıllar içinde kürtaja getirilen sınırlamalar artırıldı. 1989’da eyaletlere eyalet fonlarının ya da hastanelerinin kürtaj için kullanılmasını yasaklama hakkı tanındı. Bugün ABD’de 50 eyaletten 40’ında belli bir süreden sonra, anne sağlığı tehlikede olmadığı müddetçe kürtaj yasak. Bu süre 24 ya da 28. hafta olarak belirleniyor. 32 eyalette de kadın sağlığı tehlikede olmadığı ya da tecavüz vakası olmadığı müddetçe kürtajın devlet fonlarından karşılanmasına izin verilmiyor. Mayıs 2018’de ise ülke tarihinin en sert kürtaj yasası bir eyalette uygulanmaya başlandı. Iowa eyaletinde cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Eyalet Senatosu’nda 17’ye karşı 29 oyla kabul edilen yasa tasarısı Eyalet Temsilciler Meclisi tarafından da onaylandı. Yasa tasarısı, ceninin ilk kalp atışlarının duyulmaya başlandığı andan itibaren hamileliğe son verilmesini yasaklıyor. Ceninin kalp atışları altı-yedi haftalıkken duyulmaya başlanıyor. Kadınların bu haftalarda henüz hamile olduğunu dahi bilmesi mümkün değil.

 

Fransa’da 343 kadının manifestosu

Kürtajı 1920’de yasaklayan, yasadışı kürtaj yaptıran kadınları idam eden, 1942’de kürtajı “devlete karşı işlenen suç” kapsamına alarak vatana ihanete dönüştüren Fransa’da ise kürtaj ancak 1975’te yasal hale geldi. Kürtaj yasağını kaldıran bu yasanın kabul edilmesi kadınların uzun yıllar süren mücadelesine dayanıyor. 1971’de aralarında kadın hakları aktivisti ve düşünür Simone de Beauvoir’in de yer aldığı 343 kadın bir manifesto yayınlayarak kürtaj yasağına tepki gösterdi. Fransa’da her yıl bir milyon kadının yasadışı ve tehlikeli yollarla kürtaj yaptırdığının açıklandığı metinde kadınlar, “O bir milyon kadının içinde ben de varım,” dedi. Ülkede giderek genişleyen kürtaj yasağına karşı mücadele 1975 yılının ocak ayında kürtajı yasaklayan yasanın iptalini sağladı.

 

AB’de tek yasak Malta’da

Avrupa Birliği içindeki 31 ülke kısıtlama olmaksızın kürtaja izin veriyor. AB ülkelerinde kürtaj için ortalama sınır 12 hafta. Lüksemburg, Finlandiya, Polonya ve İrlanda’da kürtaj, hamileliğin ilk 14 haftasında şartsız, 14 ile 22 hafta arasında ise tecavüz ve tıbbi gereklilik koşullarıyla izin veriyor. AB üyesi ülkeler içerisinde sadece Malta’da kürtaj tamamen yasak. Kıbrıs Rum Kesimi’nde ise sadece tecavüze maruz kalanlar için kürtaja izin veriliyor. Suudi Arabistan, İsrail, Arjantin ve Tayland gibi 58 ülke, kürtaja yalnızca anne veya fetüsün sağlığının tehlikede olduğu durumlarda izin veriyor. Aralarında Brezilya, Şili, Meksika, Kolombiya, Dominik, İran, Suriye, Endonezya ve Afganistan’ın da bulunduğu 68 ülkede ise kürtaj yasağı hiçbir istisna olmaksızın uygulanıyor.

     

‘Her kürtaj bir Uludere’dir’ yasağı

Türkiye’de ise şöyle gelişti… Birinci Dünya Savaşı sonrası tüm dünyanın yakıcı sorunları arasında yer alan “nüfus sorunu” özellikle 1911-22 yılları arasında Türkiye’de de yakıcı bir şekilde hissedildi. 1911’den 1922’ye kadar nüfus savaş, kıtlık, hastalık gibi nedenlerle yüzde otuzlara varan oranlarda azaldı. Yeni devletin kuruluşunda nüfus meselesi zenginlik, güçlülük, büyüklük kaynağı olarak görüldüğünden kürtaj ve nüfus planlaması da oldukça önemli bir nokta oldu. Çok çocuk için özendirici teşvikler getirilirken kürtaj da ağır cezalara tabi tutuldu. 1938’de evlenme yaşı erkeklerde 17’ye, kadınlarda 15’e indirildi. Gebeliği önleyici alet ve ilaçların satışı yasaklandı. Doğum kontrolü, kürtaj gibi konularda propaganda yapmak bile yasaklandı. Çocuk düşürmenin önüne geçmek için düşük yapan kadınlara nesli korumadığı gerekçesiyle ağır cezalar öngörüldü. Kürtaj yaptırmak “Türklüğe karşı ihanet” olarak değerlendirildi.

Tüm bu uygulamalar Osmanlı’da zaten uygulanan kürtaj yasağını iyice pekiştirdi. Ancak kürtaj yasağı dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de kadınların yaşamını riske atmaktan başka bir işe yaramadı. Yasak olmasına rağmen kürtaj yaptıran ya da çeşitli yöntemler kullanarak düşük yapan kadın sayısının oldukça yüksek olduğu biliniyor. Bu durum, 1950’li yılların sonlarına doğru artık bu konuda bir şeyler yapılması gerektiği ortaya çıkardı.

1965’te Nüfus Planlaması Hakkında Kanun ile nüfusu artırıcı politikalar terk edildi ve gebeliği önleyici alet ve ilaçların kullanımı yasak olmaktan çıkartıldı. Ancak kürtaj yasağı devam etti, sadece anne veya bebeğin sağlığının tehlikede olması gibi durumlar için sınırlar biraz genişletildi. Kürtaj yasal olduktan sonra da defalarca kez yeniden yeniden gündeme geldi. Son olarak bu tartışmayı yeniden gündeme taşıyan Tayyip Erdoğan oldu. Erdoğan’ın, Başbakan olduğu 2012 yılının Mayıs ayında “Kürtaj cinayettir, her kürtaj bir Uludere’dir” sözleri ile başlattığı tartışmanın ardından yasal bir değişiklik yapılmamasına rağmen kürtaj fiilen neredeyse yasaklandı. Şu an devlet hastanelerinin %92’sinde kürtaj yapılmıyor.

 

İrlanda referandumu

Diğer ülkelerdeki kürtaj yasaklarına ve/veya kadınların kazanımlarına bakacak olursak referandum tartışmasıyla gündeme gelen İrlanda ile başlamak doğru olacaktır. 1983’ten bu yana yürürlükte olan anayasadaki 8. değişiklik maddesine göre, İrlanda’da kürtaja sadece doğrudan gebelikle bağlantılı hayati bir tehlike söz konusuysa izin veriliyordu. Ensest veya tecavüz sonucu oluşan gebelik durumlarında dahi kürtaj yasaktı. Fetal büyüme bozuklukları tespit edilse dahi kürtaja izin verilmiyordu. Anne ve bebeğin yaşam hakkının eşit derecede korunduğu iddia edilen söz konusu düzenlemede şu ifadeler yer alıyordu: “Devlet doğmamış bebeklerin yaşam hakkını, annenin yaşam hakkıyla eşdeğer tutarak tanır ve bu hakkı yasalarla teminat altına alır. Bu hakkın korunması için uygulanabildiği ölçüde yasal yetkilerini kullanır.” Kadınların yasal hakkını referanduma götürmenin doğruluğu yanlışlığı tartışılırken kürtaj yasası için referanduma gidildi ve sonuç kadınların lehine oldu. İrlanda, söz konusu kürtaj yasası nedeniyle Avrupa’nın sık sık tepkisini çekiyor ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini ihlal etmekle suçlanıyordu.

 

38 el faşizme kalktı

   

Günlerdir gündemde olan ise Arjantin’deki kürtaj protestoları ve kadınların kürtaj haklarının ellerinden alınması. Arjantin’de nüfusun çoğunluğunun Katolik olduğu Arjantin’de kadınların kürtaj hakkı mücadelesi uzun zamandır sürüyor. 1921’den beri yürürlükte olan mevcut yasaya göre, kürtaja sadece tecavüz sonucu hamileliklerde veya doğum yapacak kadının hayati tehlikesi olduğu durumlarda izin veriliyor. Kürtaj olanlara cezai yaptırımlar söz konusu. Ancak Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre, nüfusu 44 milyon olan ülkede senede 350 bin merdiven altı kürtaj gerçekleştiriliyor. İnsan hakları örgütleri bu sayının 500 bin civarı olduğunu tahmin ediyor. Bu sayı da ülkede bir yılda gerçekleşen gebeliklerin yüzde 40’ını oluşturuyor. Arjantin’de gebeliğe bağlı ölümlerin yüzde 18’i merdiven altı kürtaj uygulamalarından kaynaklanıyor. Yılda 45 bin ila 60 bin arası kadın, güvenli olmayan kürtaj nedeniyle hastaneye kaldırılıyor. 14 haftaya kadar gebeliklerde isteğe bağlı kürtajı getirme amaçlı düzenlenen yasa tasarısı ise Senato’da reddedildi. Tasarı kürtajı 14 haftaya kadar legalleştiriyordu. 15 saat süren ve gece yarısı 3’e kadar süren oturumda, tasarı 38’e karşı 31 oyla reddedildi. Kalabalığın arasında yer alan gazeteci Silvina Márquez “Bugün bir yasamız olmayabilir ama Arjantin bu noktadan geri gitmeyecektir. Bu konu kadınlar, özellikle de genç kadınlar için çok önemli. Er ya da geç kürtaj yasamız olacak,” dedi. Öğrencilerden oluşan bir grup ise Kongre önünde megafonlarıyla “Maçolar dikkat edin, tüm Latin Amerika feminist olacak” sloganları attı. Kadınlar nerede olursa en temel haklarından birini dişleriyle, tırnaklarıyla sökerek alıyor. Şüphesiz ki Arjantin’de de durum diğer ülkelerden farklı olmayacak.