Ortadoğu’nun tarihi tüm zamanlarda yaşamın olgunlaşmasıyla, olgunlaşan yaşam biçimlerinin karmaşıklaşmasıyla ve kaotik dönemlerin yaşanmasıyla oluştu. Kaotik durumların getirdiği felaketlerden çıkışın bu kaosu en iyi çözümlemeyen ve Ortadoğu tarihini ve insanını en iyi duyumsayan güçler sayesinde olduğunu da, Ortadoğu tarihini güncelde kendiliğini koruyarak yaşayanlar bilmektedir. Kurtarıcı mitoloji, Ortadoğu geleneğinin güçlü bir parçasıdır. Öylesine güçlüdür ki kolay oluşmaz, oluştuğunda kolay yıkılmaz.

Ortadoğu insanı, içinde bulunduğu durumu her an çözümleyen bir ruh haline sahiptir. Her an, kaosu oluşturan güçlerin tüm negatif ve pozitif yanlarını görür, bilir ve ölçüp biçer. Kaosta kendi gücü kadar kurtarıcının da rolünün önemini hiçbir zaman unutmaz. Ortadoğu kimliği önemlidir burada. Salt etnik ya da dinsel kimlikler kurtarıcı mitolojiye odaklanmaz. Ortadoğululuktur temel kimlik. Bugün, geçmiş kadar güncel durumlara da baktığımızda Ortadoğu’nun kurtarıcı mitoloji geleneğinde yeni bir adımla karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Bu bir peygamber ya da yeni tanrısal bir güç değildir. Bu defa kurtarıcı, kendini bilen ve nasıl yaşayacağına karar veren Ortadoğu’nun kararlı ve örgütlü gücü olacaktır.
Kürt Halk Önderi Öcalan Ortadoğu’nun sesine kulak verir ve bu sesi şöyle dillendirir:
“Bu tarih ‘senin kaderin çıkışlarla örülü büyük uygarlık yürüyüşüdür. Nil ve Fırat gibi güçlü nehirsel akıştır. Ey lanetli ve soysuz evlat, onlar gibi olamazsan, seni affetmem’ diyor.”
Ortadoğu’nun dilinden dökülen ve Kürt Halk Önderi’nin benliğinde yeniden yankılanan bu sözler bu büyük tarihin, toplumun ve kültürün kendini süzerek günümüze kadar getirişidir. Ortadoğu büyük bir uygarlık yürüyüşünü başlatmaya ve demokratik uygarlığın en coşkulu akışını güncelde yaratmaya adaydır. Fırat nehri kadar tarih yaratıcı bir nehirsel akış yeniden başlamalıdır. Ortadoğu insanı bu nehirsel akışı başlatamazsa sular kuruyacak ve hatta çürüyecektir.
Bu büyük nehirler nasıl kurur, yeşerttiği yaşam topraklarını nasıl çöle dönüştürür!
Kadın kültürüyle yaşamın başladığı bu topraklarda kadın kültüründen uzaklaştıkça bölge çoraklaşmaktadır. Tanrıçalar yurdu olan ve tanrıça kültürüyle en güzel yaşam olanakları yaratan kadınlık değerleri bugün her gün, her an tecavüz saldırıları altında katledilmektedir. Kadınkırımı ve toplumkırım adeta yarışmaktadır. Gelenek ve din adına en geri ve tecavüzcü sistemleri dayatan güncel hilafetçiler Ortadoğu yaşamını çölleştirme saldırılarını batının silahlarıyla sürdürmektedir. Ve Ortadoğu bu erkek kültürünü kabullenmediğini, kadınların ve kadınca değerlerin katledildiği her gün kendini çölleştirerek göstermektedir. Çünkü, bu tarz yaşamı kabullenmek, yaşama ihanettir.
Kürt Halk Önderi’nin engin sezgi ve düşünce dünyasında bu ses yine Ortadoğu’nun dilinden yankılanmaktadır:
“Aynı Ortadoğu tanrıçalar yurdu olarak, ‘Ey erkek koca, bunamış ve yatalak! Seninle olmam. Yanar kül olurum, ama seninle yaşam ihanetini paylaşmam’ diyor. Tanrılar yurdu olarak, ‘Ey cüceler, sizleri kulluğuma bile kabul etmem. Siz lanetliler ancak cehennemde cayır cayır yakılmaya layıksınız’ diyor.”
Bugün Ortadoğu yanıyor. Cennet tabirlerinin yaratıldığı Ortadoğu bugün cehenneme çevrilmiş sistemlerin tahakkümü altında cayır cayır yanıyor. Ve eğer bizler, Ortadoğu’da özgür yaşamak isteyenler, yaşamın güzelliğini, özgür yaşam anlamının yaşanılırlığını yeniden yaratamazsak Kürt Halk Önderi’nin Ortadoğu’nun dilinden söylediği gibi Ortadoğu tarihi ve toplumu bizlere şöyle söyleyecektir: “Sizleri affetmeyiz.”
Ortadoğu tarihi ve toplumunun bugün yaşadığı ölme ve öldürme eylemleri özünde bir intihar durumudur. Kadın devrimiyle yaşamı yaratan Ortadoğu erkek kültürünün ağır baskısı altında güncel olarak intiharı yaşamaktadır. Hakim erkeklik hem kendini hem de yaşamı öldürmektedir. Bölgesel bir intihardır yaşanan. Bir organı başka bir organını vurmakta, kesip atmaktadır. Kiminde IŞİD gibi dışarıdan monte edilen yapay organlar aynı katletme işini yapıyor olsa da, bunların başarılı olabilmesi de, kendilerini geleneğe dayandırdıklarını propaganda ederek bedenle uyuşmalarının mümkün olmasından kaynaklıdır. Nihayetinde ortaya çıkan da intihardır.
Ölmeyi bir varoluş biçimi sayan zihniyetin bir devamıdır da diyebiliriz. Kendini tanrı kralın bir uzantısı, organı sayan reayanın kral öldüğünde kendini ölmüş sayması ve ölümü kabullenmesinden pek fark yoktur. Bu toplumsal belleğin güncelleşmiş bir halidir. Ölümün bir kurtuluş olarak görülmesi ve gösterilmesi bir katliamdır. Erkek egemenlikli sistemin hakimiyetini yaratan en büyük dayanak bu düşüncenin bir toplumsal anlayış olarak toplum belleğinde yer edinmesidir. Zorla ya da ikna ile… Bir kurtulma yöntemi olarak ölme, bir kurtarma yöntemi olarak ölmeye dönüşse de ölüm ve yaşam ikileminde ölümün kaçınılmazlığından öte yaşam yaratıcılığıdır ortaya çıkan yeni hakim zihniyet.
Ortadoğu, bugün ikilemin en fazla kendini görünür ve eylemsel kıldığı bir zamanı yaşamaktadır. Ya geleneğe ve dine sırtını dayayarak her türlü insanlık dışılığı yaşayan ve kanunlaştırmaya çalışan IŞİD geriliği, ya da gelenek karşıtlığı olan emperyalist güçlere teslimiyet… Ortadoğu’nun kaderi yeniden belirlenmek isteniyor. Ve bu belirleme de bir ölüm-ölüm ikilemiyle doğurtulmak isteniyor. Emperyalist saldırıların Ortadoğu’ya hakim olmak istemeleri bölge halkını köleleştirmeyi amaçlıyor. Bunun karşısındaymış gibi duran ama özünde aynı köleleştirmeyi gelenekçi-dinci argümanlara dayandırarak yapan gerici olmaktan öte insanlık dışı güçler de bölgedeki kaosta yerini alıyor.
Ortadoğu kaosu giderek artıyor. Hiçbir güç karmaşanın giderek daha da karmaşıklaşmasını önleyemiyor ve hiçbir güç, kendisini de bu karmaşıklaşmanın dışında konumlandıramıyor. Çünkü kaosun geldiği aşama her güce şunu dayatmaktadır: Varolmak için kaosun içinde olmak zorunluluktur. Özgür yaşam, kaostan başarılı çıkmakla mümkündür.
Kaostan başarılı çıkmanın birçok yöntemi vardır. Özgürlük mücadelelerinin amacı da kaostan başarılı çıkışı özgür yaşam modeliyle gerçekleştirmektir. Kurtarıcı mitoloji güncellenmiştir. Bugün, tarihsel toplum gerçeği, kurtarıcı mitolojinin kendini kurtarıcı sosyolojiye dönüştürmesine tanıktır. Kürt Halk Önderi Öcalan’ın “Özgürlük Sosyolojisi” kurtarıcı mitolojinin ta kendisidir. Ne bir peygamber, ne bir yeni tanrı, ne bir mucize ne de insanüstü herhangi bir şey…
Toplumun kendini yeniden özgürlük sosyolojisi temelinde çözümlemesi ve kendi sistemini yaratması, kurtarıcı mitolojidir.
Kürt Halk Önderi, Ortadoğu’nun kaostan çıkışına ve anlamlı yaşamını şöyle anlatır:
“Eğer yaşam bu uygarlık doğuran ve büyüten coğrafyada, Ortadoğu’da anlamlı ve onurlu biçimde devam edecekse, bunun ‘Nasıl Yaşamalı?’ sorusuna verilecek yanıtlarla geçerlilik kazanacağı açıktır. Yüzyıllardan beri kördüğüm olmuş, betonlaşmış beyinleri ve ruhları açmadan, herhalde sağlıklı cevaplar verilemez.”
 Nasıl yaşamalı sorusu, yeni kurtarıcı mitolojimiz olan “Özgürlük Sosyolojisi”nin sihirli sözcükleridir. Kendi yaşamının nasıllığına dair sorular sormayı başaran toplum, özgürleşmeye karar vermiş olan toplumdur.
Bugün özgürleşmeye karar veren toplum örneğini gösteren en güncel ve en güzel örnek Rojava Kürdistan örneğidir. Rojava Kürdistan’da yaşanan direniş ve demokratik özyönetim modelini inşa çalışmaları, Ortadoğu kaderine dayatılan tüm yöntemleri aşan yeni kurtarıcı modeldir. Kaosu derinleştiren ve kaostan kendi başarılarıyla çıkmak için her türlü insanlık dışı uygulamayı yapan güçler de Rojava gerçekliğinin bir Ortadoğu modeli olma şansının farkındadır. Bundan dolayı, bölgedeki tüm hakim güçler Rojava Devrimine saldırmaktadır ve dünya emperyalizmi de bu saldırıyı izlemektedir. Rojava Kürdistan halkı, başta öz savunmasıyla, özyönetimiyle, bununla birlikte kendi öz ekonomisiyle ve kadının yaşam kurucu rengini devrimin her boyutunda somutlaştırmasıyla erkek egemenlikli sistemlerin dışında kendini inşa edebilen özgür halk gerçeğine ulaşma kararlılığını göstermiştir. Bu kararlılık tüm Ortadoğu için bir modeldir. Rojava Devrimi, Ortadoğu’nun kurtarıcı mitolojisinin güncelleşmiş ve Kürdistan’da bedenleşmiş halidir.