Kürt coğrafyasının yayıldığı ülkeler kaynıyor. Kürtlerin kendi iradeleriyle yaşamlarına yön verebilecekleri günler hiç de uzak değil. Böylesi bir süreçte Kürtler açısından karınca misali, yaşamı anı anına, günü gününe örgütleyen bir toplumsal hareketlilik gerekiyor. Sürece bizzat dahil ve müdahil olan örgütlü bir toplumsal duruş kendini dayatıyor.
‘Rojava’ olarak adlandırılan Kürt coğrafyasının Suriye parçasındaki toplumsal dinamizmi tüm parçalar ve diasporadaki Kürtler de yakalayabilmeli. Kuzey parçası ve Türkiye’de çatışmalı sürecin yeniden derinleşmesi, toplumsal örgütlenme çabalarını, sosyal ve kültürel talepleri gündemden düşürmemeli. Özellikle Rojava’daki gelişmeler, Bakur yani Kuzey başta olmak üzere tüm Kürtleri daha özgüvenli çabalara motive ediyor; bu motivasyon toplumsal kazanımlara dönüştürülmeli.
Kürtlerin, artık siyasi ve kültürel talepleri birbirinden kopuk ele alıp gündemleştirme gibi bir lüksü yok. Bir talep için verilen mücadele, diğer talepleri gündem dışına itmemeli. Bugüne kadar siyasal ve idari talepler gündemleştiğinde, kültürel hak talepleri genelde unutulurdu. Dil ve kültürel hakların gündemleşmesi adeta saman alevi gibi yanıp sönen dönemsel talepler biçiminde bir ara gündemleşip ondan sonra gündem dışı kalıyordu. Oysa kollektif haklar anlamında, bunlardan biri olmazsa, diğerinin tek başına anlamı da olmuyor. Devlet zaten baskı, tutuklama ve asimilasyon politikasıyla bunu derinleştirmeye çalışırken, Kürtlerin siyasi ve kültürel haklarını dillendirmedeki eklektik, örgütsüz, plansız, rastgele tavırları da bu atıllığı başka bir açıdan besleyen bir sonuç ortaya çıkarıyor.
Türkiye’de yeni eğitim ve öğretim yılı başlıyor. Bu, Kürtlerin anadilde eğitim talebini daha örgütlü ve gür bir sesle ortaya koymaları için de büyük bir fırsat. Devlet, bir lütufmuş gibi, bu eğitim yılında Kürtlere Kürtçe’yi bir ‘seçmeli ders’ olarak yutturmanın ve Kürtleri susturmanın çabasında. Bu tasarı bir kaç ay önce ilk gündeme geldiğinde, kamuoyuna adeta bir ‘devrim’ gibi sunuldu. Ancak gelişmeler o kadar hızlı ki, şimdi Kürt sorununda ve özellikle de Rojava’da yaşanan gelişmeler karşısında, Kürtlerin bir seçmeli dersle ikna olmasını beklemek, herhalde Kürtleri ‘aptal’ yerine koymakla eşanlama gelir. Kimse Kürtlere artık böyle bir hakareti reva göremez; Kürtler de böyle bir aşağılanmayı asla kabul etmez...
Artık Kürtçe için de, Galler halkının Gal dili için yaptığı gibi, bir ‘devrimci müdahale ve mücadele’ gerekiyor!.. Siyaset bilimci hukuk profesörü Mithat Sancar, İngiltere’nin Galler bölgesinde bölgesel sorunun çözümüne ilişkin izlenimlerini aktardığı yazısında (25.06.12/Taraf), Gal halkının özellikle dil sorununu nasıl çözdüğüne dair, Kürtler için de oldukça önemli bir örnek teşkil edebilecek çabalarını analiz ediyor.
İngiltere’yle birleşmesinin ardından yaşanan ekonomik ve sosyal entegrasyon sonucunda neredeyse yok olmayla yüzyüze kalan Gal dilinin hikayesi ile baskı ve asimilasyon politikaları sonucu benzer bir kaderin tehdidi altındaki Kürtçe’nin bugünkü durumu büyük benzerlikler taşıyor.
Gal halkı dört yüz yıl süren bu ‘gaflet’ dönemine ancak 1960’larda yapılan ‘devrimci müdahale’ ile dur diyebilmiş. Saunders Lewis isimli bir akademisyenin, 1962’de BBC’de yaptığı “Dilin kaderi” başlıklı bir konuşma, yok olma noktasına gelen Gal dili için yeniden dirilişin başlangıç noktası olmuş. Lewis konuşmasında, “devrimci yöntemlere başvurulmadığı takdirde, Gal dilinin yok olacağını” söylemiş ve bu konuşmanın ardından kamuoyunda ciddi bir hareketlenme başlamış. Ardı ardına geliştirilen sivil itaatsizlik eylemleri, kamuoyu oluşturma faaliyetleri ve siyasi girişimlerle Gal dilini yeniden canlandıracak radikal adımlar atılmaya başlanmış. Ve 1967’de çıkarılan “dili koruma yasası” ile Galce’nin kamusal alanda kullanımının önü açılarak, Galce eğitim yapan okullar açılmış. Galler’de çift dillilik başarıyla uygulanması sonucu ise, siyasi ve idari alandaki yetki devriyle de özerklik güçlendirilmiş.
Kürtler şimdi böyle bir süreci neden başlatmasın!.. Ülkede kültürel talepler yeniden ve daha güçlü dillendirilirken, özellikle Avrupa’daki Kürtler, çocuklarını Kürtçe derslere yazdırmayla bu ‘devrimci’ eyleme girişebilirler. Kürt kurumları da bu yönlü çabaları plan ve projeye kavuşturarak, bu süreci kazanıma dönüştürebilir.
Haydi Kürtler, Kürtçe için ‘devrimci eyleme’!..